Sahipsiz hayvanlar için yasa tasarısı değişikliği yapılmasının üzerinden neredeyse 1.5 yıl geçti ve maalesef yüzbinlerce köpek yok yere toplama sırasında ya da bakımevlerindeki yetersiz koşullar, hastalıklar ya da kavgalar nedeni ile hayatını kaybetti. Yasa çıkartılmadan önce halkın nabzının tutulduğu söylendi, farklı kişilerin görüşleri alındı, yazıldı, çizildi, anket çalışmaları yapıldığı iddia edildi. Bu ay yayınlanan Türkiye, Meksika ve Filipinler’de sahipsiz hayvanlar hakkında yapılmış bir çalışmada 3 farklı kültürden gelmelerine rağmen ortaya çıkan sonuçların birbirine benzer olması çok da şaşırtıcı değil. Bu çalışma, sahipsiz köpek ve kedilerin insancıl nüfus yönetimine yönelik ortak, kanıta dayalı bir yaklaşım etrafında birleşmiş dokuz önde gelen uluslararası kuruluştan oluşan bir koalisyonun önderliğinde gerçekleşti. Toplam 2409 kişi üzerinde yapılan çalışmaya Türkiye’den de 803 kişi katılım sağladı. Anketten elde edilen verilere göre insanların %80’i, aşılama, kısırlaştırma ve sorumlu sahiplik eğitiminin kamusal bir hizmet olarak sunulması gerektiğini düşünüyor. Katılımcıların %86’sı hem kedi hem de köpekler için itlafın kabul edilemez olduğunu belirtmiş. Halk, serbest dolaşan köpek ve kedi nüfusunun yönetimini sokak temizliği, atık toplama ve yol onarımı ile eşit derecede önemli görmüş, yerel ve ulusal hükümet yapıları içerisinde sorumluluk, bütçe sınırları, raporlama ve ölçülebilir sonuçları hak ettiğini belirtmiş. Bu insanların %73'ü serbest dolaşan köpek ve kedilerin popülasyonunu sınırlandırmak için tercih ettikleri tek yaklaşımın yakala/kısırlaştır/sal yöntemi olması gerektiğini ve uygun veteriner hekimlik hizmetleri istediklerini söylemişler. Bu insanların %87-89'u hasta, aç veya yaralı köpek veya kedi görmenin kendilerini üzdüğünü, görünür hayvan ıstırabının, kamusal alanın keyfini kaçıran bir durum olarak düşündüklerini anlatmıştır. Sonuçlara bakıldığında insani köpek ve kedi popülasyonu yönetiminin hem köpek ve kedi refahını hem de toplum refahını koruduğu açıkça görülmektedir.
Ülkemizde bu ankete katılan insanların her gün köpek görenlerinin oranı %53, kedi görenlerin oranı ise %81 olduğu belirtilmiş. Serbest dolaşan köpekler ve kedilerin rutin bir kentsel gerçeklik olduğu, ara sıra veya marjinal bir sorun olmadığı bildirilmiştir. Serbest dolaşan köpek ve kedi popülasyonlarını yönetmek için planları, bütçeleri ve belirlenmiş sorumlulukları olmayan şehirler, sakinlerini her gün bu boşluğun sonuçlarıyla yaşamak zorunda bırakmaktadır.
Üç ülke katılımcılarının %89'u aç, hasta veya yaralı serbest dolaşan köpekleri görmenin kendilerini üzdüğünü kabul etmiştir, kediler için bu oran %87'dir. Serbest dolaşan hayvanlara şefkatle davranılması gerektiği yönündeki görüş köpekler için %88, kediler için ise %91'dir. Bununla birlikte çalışmada insanların yarısının köpekler konusunda kuduz ve olabilecek diğer hastalıklar, gürültü, saldırganlık ve çocuk güvenliği ile ilgili endişeleri olduğu da belirtilmiş., kediler için duyulan endişe köpeklere göre daha az. Türk insanının kötü ya da çok kötü bir yaşam sürdüğü algısı köpekler için %55, kediler için ise %32 bulunmuş.
Çalışmaya göre, ankete katılan ülkemiz insanının %88’i köpeklerin, %93’ü de kedilerin itlaf edilmesinin kabul edilemez olduğunu söylemiş. Katılımcılara yerel vergilerinin belirli müdahaleler için kullanılmasını destekleyip desteklemeyecekleri sorulmuş ve cevap çok çarpıcı şekilde olumlu çıkmış. Aşılama konusunda köpekler için %98, kediler için %97; sorumlu sahiplik eğitimi noktasında köpekler için %94, kediler için %95; kısırlaştırma konusunda ise köpekler için %90, kediler için %87’si vergilerinin bu alanda kullanılmasını kabul etmiş ve hatta bizzat talep etmiş. İtlafın finanse edilmesi için yerel vergilerin kullanılmasını destekleyenlerin sayısı ise çok az, köpekler için %9, kediler için sadece %7. Yani vatandaş kedi ve köpekler konusunda ciddi bir sorumluluk duyuyor ve devletin bu problemi ödediği vergiler ile çözmesini bekliyor. Yerel yönetimlerin serbest dolaşan köpek ve kedilerin refahını ve sayısını yönetmesinin ne kadar önemli olduğu sorulduğunda, Türkiye'de katılımcıların %77’si bu konuyu ortalama 9/10 üzerinden puanlamış.
Çalışmaya ülkemizden katılan 803 kişiden %72’si köpeklerin, %66’sı da kedilerin kısırlaştırılması ve aşılanması halinde serbest dolaşan hayvanlar konusunda kendilerini daha rahat hissedeceklerini belirtmiş.
Sonuç olarak, bağımsız bir kuruluş tarafından yapılan bu çalışmaya bakıldığında birbirinden farklı 3 kültürdeki insanların verdikleri cevapların benzerliği, olaya bakışın evrensel olduğunu, toplumun sahipsiz hayvanlar için duyarlı oldukları ve üzgün hissetikleri, çözüm konusunda devlet otoritesinden hizmet bekledikleri ve vergilerinin bu konuda harcanmasını destekledikleri görülmektedir. Ülkemiz insanları, sahipsiz hayvanlar için bilimsel ve merhametli bir çözüm olarak yakala/kısırlaştır/sal yöntemini desteklemekte, itlafa uzak durmaktadır. Her zamanki gibi bu konu hakkında ulusal kısırlaştırma seferberliği ilan edilmesi, gönüllü insanlarla birlikte çalışılması, bilimsel ve gerçekçi hedeflerle planlamalar yapılması gerektiğini savunuyorum. Toplumun, hayvanların bir siyaset ya da kutuplaşma konusu olmasını değil bilimsel ve gerçekçi bir çözüm üretilmesi gerektiği konusunda cevabı oldukça net. 4 Nisan’ın sahipsiz hayvanlar için farkındalık günü olduğunu hatırlatır, bu tarihin hayvanlar ile ilgili etik ve ahlaki bir dönüm noktası olmasını dilerim.















