• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • Yaşam
  • Gündem
  • SPOR
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR SANAT
  • DÜNYA
  • BURSA
  • TÜRKİYE
  • Siyaset Magazin NEWS
  • Ara
SON DAKİKA:
06:55
Sağlıklı Kentler Birliği Bursa'dan İzmir'e taşınıyor
06:55
Kayserili çiftçiye 1.2 milyar liralık destek
05:55
Dışişleri Komisyonu'ndan uluslararası 4 kanun teklifine onay
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Prof.Dr. Betül BATIR
  3. KÖY ENSTİTÜLERİNİN BAYRAMIDIR 17 NİSAN
Yayınlanma: 17 Nisan 2026 - 09:48

KÖY ENSTİTÜLERİNİN BAYRAMIDIR 17 NİSAN

17 Nisan 2026 - 09:48
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Prof.Dr. Betül BATIR
Prof.Dr. Betül BATIR

Türkiye Cumhuriyeti’nin etkili ve önemli eğitim projelerinden biri de Köy Enstitüleridir. Köye yönelik eğitimin İkinci Meşrutiyet döneminde Ethem Nejat gibi eğitimcilerin köycülük ideolojileriyle başladığı düşünüldüğünde yaklaşık 30 yıllık bir sürede hedeflenen eğitim kurumuna ulaşıldığı söylenebilir. 

Köye yönelik eğitim ve köycülük hareketi narodnik/halkçı düşüncenin Osmanlı döneminde Türkiye’ye gelmesinde etkili olan Ethem Nejat ve dönemin mebusu İsmail Mahir Efendi’nin halkı önemseyen fikirleri köy eğitiminde önemli gelişmelerdi. Ancak hem Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin erken dönemlerinde köye yönelik eğitim konusunda hedefe ulaşılamamıştı. 

Köye yönelik okul deniyor ancak okullar şehirde açılıyordu. Şehirdeki bu okullara şehir çocukları geliyor ve bu okullar köye, köylüye ulaşmak noktasında yetemiyordu. Teorik derslerin ön planda tutulduğu okullarda, uygulamadan yoksun öğretmenler köyün şartlarıyla başa çıkamıyordu. Dolayısıyla köylüye eğitim ulaştırılamıyordu. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi halk için halkla beraber, halka yönelik halkçı anlayışla oluşturulmuştu. Ancak 1935’lere gelindiğinde hâlâ köye eğitim götürülememekteydi. Bu durum Atatürk’ü üzen bir konuydu. Açılan Köy Öğretmen okulları da istenileni karşılayamıyordu. Hâlâ köylere temel eğitim olan ilkokul eğitimi ulaşamıyordu. 

Pratik ve günü kurtaracak bir eğitim projesi 1935’lerin sonunda “Eğitmen Projesi” olarak ortaya atılmıştı. Saffet Arıkan’ın Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde uygulanan bu proje ile askerliğini onbaşı ya da çavuş olarak yapan köylü gençlere altı aylık kurstan sonra eğitmen unvanı verilerek küçük köylere ve/veya üç yıllık ilkokullara gönderilmişti. Böylece ilkokullardaki öğretmen sıkıntısı hafifletilmişti. Eğitmen projesi için 1936’da Eskişehir’in Mahmudiye köyünde bir Eğitmen Kursu açılmıştı. Aynı yıl nüfusu 400’ün üstünde olan köylere öğretmen yetiştirmek üzere İzmir Kızılçullu’da ve Eskişehir Çiftelerde Köy Öğretmen Okulları açıldı. Ve bu okullar daha sonra Köy Enstitülerine dönüştürülecekti.

Bu çalışmalar geçici çözüm önerileriydi ve istenilen hedefi tam karşılayamazdı. Kalıcı ve etkin bir girişim gerekliydi. Tüm bu çalışmalar ve gelişmeler yaşanırken ülkenin eğitimini şekillendirecek, büyük işlere imza atacak iki farklı eğitimci yetişmekteydi. Darülfünunda felsefe eğitimi alan daha sonra öğretmenlik görevlerinde bulunan, Fransız eğitimini incelemiş ve gözlemlerini kitaplaştırmış bir isim Hasan Âli Yücel; diğeri resim-iş öğretmeni, Almanya eğitim hayatını incelemiş, gözlemlerini kitap olarak yayınlamış, eğitimci İsmail Hakkı Tonguç memleketin eğitim reformlarına kafa yoran isimlerdi. 

Hasan Âli Yücel 1939 yılında Milli Eğitim Bakanı olarak göreve başladığında İsmail Hakkı Tonguç İlköğretim Genel Müdürü görevinde bulunmaktaydı. Fransız eğitimi ve Alman eğitimini gözlemlemiş, incelemiş iki eğitim uzmanının genç Türkiye Cumhuriyeti’nde halka/köylüye yönelik eğitimde fırsat eşitliğini sağlaması için imkan tanınmıştı. İşte Yücel ve Tonguç bu fırsatı eyleme geçireceklerdi. 17 Nisan 1940 tarihli 3803 sayılı “Köy Enstitüleri ve Köye Lüzumlu Sanat Erbabı Yetiştirme Kanunu” çıkarılmış; bunu 4274 sayılı “Köy Okulları ve Köy Enstitüleri Teşkilat Kanunu” izlemişti. Buna göre, 11 değişik yerde Köy Enstitüsü açılmış, 1936-1937’de açılan 3 öğretmen okulu da enstitüye çevrilmişti. Enstitülere rehberlik yapmak için Hasanoğlan Köy Enstitüsü bünyesinde Yüksek Köy Enstitüsü adıyla üç yıl süreli bir okul daha açılmıştı. 1948’e kadar enstitü sayısı 21’e çıkarılmıştı. Memleketin köyleri eğitime kavuşuyordu. 

Köy Enstitülerinin açılma şekli Köy Enstitüleri Kanununun birinci maddesinde yazılmıştı: “Köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde, maarif vekilliğince köy enstitüleri açılır”. 

Enstitülerin ilk resmi öğretim programı 1943 tarihli olup ilkokuldan sonra 5 yıl eğitim alınıyordu. Bu beş yıllık eğitimde 114 hafta kültür dersleri, 58 hafta ziraat ders ve çalışmaları, 58 hafta teknik ders çalışmalarına ayrılmıştı. Haftalık ders dağılımı Kültür dersleri: 22 saat; Ziraat dersleri ve çalışmaları:11 saat; Teknik ders ve çalışmalar: 11 saat olarak planlanmıştı. Hasan Âli Yücel bu sebeple; “Açtığımız okullara Enstitü adını verdik, çünkü bu kurumlar daha önceki öğretmen yetiştiren kurumlardan farklıdır” diyordu. 

Köy Enstitüleri, uygulamaya dayalı yaparak, yaşayarak öğretilen iş okullarıydı. Buradan sadece öğretmen değil, köye sağlıkçı, ziraatçı, tesisatçı, marangoz, aşçı, terzi, çocuk yetiştirici ve birçok uzmanlığı içinde barındıran tam donanımlı öğretmen gönderiliyordu. Köylü, öğretmen ihtiyacıyla birlikte birçok eksiğini giderecekti. Türkiye Cumhuriyeti için çok pratik, ekonomik ve hızlı bir gelişme sağlayacaktı. Tam da İkinci Dünya Savaşı’nın olumsuzlukları ve yoklukları içinde umut verici bir hareketti. Köy Enstitüleri Dünya Savaşı’nın içerisinde doğdu (1940) ve öldü(rüldü) (1946). Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik şartlar, açlık, yokluk çocuklara sirayet etmeyecek şekilde Köy Enstitüleriyle bir koruma sağlamıştı. Gelecek neslin köy çocukları yatakhanesiyle, yemekhanesiyle, kütüphanesiyle, dershanesiyle, revir, tiyatro-spor salonlarıyla variyetli yetişiyordu. Hatta devletin sağladığı imkanlarla ailesine bile yetebiliyordu. Kendilerine tahsis edilen dikiş derslerinde kullandıkları kumaşlardan arta kalanları kardeşlerine gömlek, mintan, pantolon yapıyorlardı. 

Köylü çocuklar 11-12 yaşlarında geldikleri yuva dedikleri enstitülerinde ilk defa ranza, nevresim, ilk defa yemekte çatal, kaşık, ilk defa ayakkabı görüyordu. Bakın piyano demiyorum, mandolin demiyorum, ayakkabı diyorum. İnanılır gibi değil diyebilirsiniz ama bazı köylerde durum bundan ibaretti. İşte o yüzden Mustafa Kemal Atatürk köylerin aydınlatılmasını, köylünün eğitimini çok önemsiyordu. 1930’lar, 1940’lar Türkiye’sinde yokluk farklı alanlarda farklı şekilde yaşanmaktaydı. Halkçı anlayış, halka tüm eşitliği sağlamak durumundaydı. 

Enstitülü çocuklar daha ilk yıllarında köylerine izine gittiğinde köylerinde fark yaratıyordu. Kıyafetleri ile, ellerindeki kitaplarıyla, mandolinleriyle, başlarındaki kepleriyle küçük hanımefendi ve beyefendi halleriyle dikkat çekiyorlardı. Ama onlar dikkat çekmenin ötesinde birer köylü öğretmenler olarak örnek olmalıydılar. Köylülerdi, köyde doğmuşlardı ki bu enstitülere kayıt olmanın şartıydı ve köylü öğretmen olarak köyünü aydınlatmalıydı. Devlet onlara büyük yatırım yapmıştı, onlardan beklenen başarılı olmaları, öğretmen olarak yirmi yıl zorunlu hizmetle köye öğretmenlik yapmalarıydı. 

Saf, temiz, kültürlü, azimli, güçlü, cesaretli, kahraman, köylü, köyün ruhunu bilen, adaletli köy çocukları köye öğretmen olmanın guruyla eğitim hayatlarını sürdürdü. Tonguç babaları Alman eğitim hayatını enstitülerde işlik ve atölye uygulamalarına taşırken; Yücel Fransız eğitim uygulamalarıyla sanat ve felsefe alanlarında etkili oluyordu. Bir tarafta iş için eğitim diğer tarafta sanat için eğitim Köy Enstitülerini biçimlendiriyordu. Üretmeden tüketemezsin! anlayışı enstitülü gençlerin hayat şiarıydı. 

Eğitim hayatı devam ederken köylerdeki feodal düzenin rahatı kaçmaya başlamıştı. İzine gelen yeni yetme öğretmen adayı boyundan büyük laflar ediyordu. Hak, hukuk, üretici eğitim, işlikler, sanat, tiyatro, resim, diğer tarafta hayvan yetiştiriciliği, tarım hayatı, zirai yaşam, köylüyü hurafelerden uzaklaştırma, bilgiyi sunma… Bunlar bazı kesimi rahatsız edici hareketlerdi. Diğer taraftan İkinci Dünya Savaşı’nda ülkenin tarafsız tutum izlemesinin yarattığı sıkıntılar ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün bu sıkıntılı durumda tek suçlu olarak görülmesi… 

İş eğitimi, üretici eğitim Alman ekolünden alınan bir anlayışken, dönemin kalem erbaplarının bu anlayışın Rusya’dan Komünizm etkisiyle alındığını söylemesi ve savunması Enstitüleri yıpratan en görünür etki olmuştu. Enstitüler incelemeye alınmış, okutulan dünya klasikleri bu tezin kanıtı gibi gösterilmişti. Bundan başka eğitimin karma olması, kampüslerde kızlarla erkeklerin bir arada olması diğer bir eleştiri konusuydu. Çocukların amele gibi çalıştırılmasından, batı tarzı müzikle meşgul olunmasına, komünist kitapların okutulmasından, karma eğitimin ahlaksızlığına varan ve dozu her defasında artırılan karalamalar feodal düzenin!? galibiyetiyle sonuçlanmıştı. Ve 1946’da Enstitülerin kapatılma kararı alınmıştı. Bu tarihten itibaren öğrenci alınmamış, 27 Ocak 1954 tarihinde Köy Enstitüleri İlköğretim okullarıyla birleştirilerek faaliyetleri sona ermişti. 

Enstitüler bölgesel kalkınmayı da hedeflemişti. Bölgenin durumuna göre gelir kaynaklarını zenginleştirecek şekilde halıcılık, dokuma gibi el sanatları, arıcılık, konservecilik gibi yetiştiricilik üzerinde de durularak eğitimler özelleştiriliyordu. Burada batı sanatı kadar öz kültüre ve sanata da değer veriliyordu. Beethoven dinleyen kulaklar aynı zamanda Aşık Veysel’i de dinliyordu. Enstitülerin kurucuları Yücel ve Tonguç öz kültürümüzü kaybetmeden evrenselliği de tanımalıyız diyordu. Özellikle Yücel’in hümanizm görüşü dönemin güncel değişimlerinde öz kültürü kaybetmeden değişimi görmek anlamında çok değerliydi. 

Bugün 17 Nisan Enstitülülerin Bayramı, her yıl çeşitli etkinliklerle kutlanmakta. Umarım bu kutlamalar bu değerlerin farkındalığıyla, fikirleri özümseyerek, sen ben kavgasıyla değil biz olarak kutlanır, konuşulur, değerlendirilir. Bugün bir köy enstitüsü kurmak değil ama bu kurumların düşünce ve metotlarından yararlanarak çağımızın ihtiyaçlarına göre yol almak için tekrar tekrar incelenmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken kurumlardır. Amaç kutlama değil, amaç ANLAYABİLMEK olmalıdır. 

Başta köy enstitüsü kurucuları Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç olmak üzere, emek veren tüm eğitici ve görevli kadroya, Köy Enstitüsü mezunu olan Büyükannem ve Büyükbabam nezdinde tüm Enstitülü öğrencilere (öğretmenlere) ve tabi ki Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’e minnettarlıkla… Ruhları şad olsun, yaktığınız ışıklar sönmeyecek…   

 

 

 

 

 

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • Bahçecik Beldesi'nde Bir Çalıkuşu: Zeynep Ultav Öğretmen - 08 Aralık 2025
  • Şapka Devrimi'nin 100. Yılında Cumhuriyet Bayramı Etkinlikleri - 16 Ekim 2025
  • "Bursa Sudan İbarettir" Evet Yanlış Görmüyorsunuz Bursa Su Demektir! - 01 Ağustos 2025
  • "Karakter ve Değer Eğitimi" Üzerine Birkaç Not - 27 Haziran 2025
  • UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesinde "İFTAR" - 24 Mart 2025
  • "Medeni Kanun"un Kabulünün 99. Yılı Kutlu Olsun! - 17 Şubat 2025
  • Aidiyet, Ait Hissetmek, Ait Olmak Ne Yüce Bir Erdemdir! - 05 Şubat 2025
  • Dünya Barışı Yolculuğunda Parlamentolararası Birliğin Kuruluşu ve Türkiye'nin Birliğe Katılışı - 20 Ocak 2025
  • Yeni Yıla Girerken Bir Tartışmaya Dikkat Çekelim ... - 23 Aralık 2024
  • "İnsan Kadın" Olabilmenin Mücadelesinde Kısa Bir Yolculuk...Bursa'da "İnsan Kadın 3: Mobbing Konferansı" düzenliyor - 02 Aralık 2024
  • Bursa'da Bilim Ziyafeti: "Cumhuriyet, Eğitim, Kültür ve Sanatta Hasan Âli Yücel'den Günümüze İletiler Sempozyumu" Düzenlendi - 27 Kasım 2024
  • Öğretmenlerimize ve Maarif Babaya İthâfen Bir Sempozyum - 15 Kasım 2024
  • Çocuklara Okul Yakışır Mezar Değil! - 05 Kasım 2024
  • Cumhuriyet ve Kadın - 25 Ekim 2024
    Köşe Yazarları
    Dr. Özlem BAYKAL
    Dr. Özlem BAYKAL
    ‎KARDELENİNE HASRET BİR ANNE: BEDRİYE DOKU
    GÜLİSTAN DOKU CİNAYETİNDE İHTİMALLERİN İHMALİ!
    Neslihan ÇELİK ALKOÇLAR
    GÜLİSTAN DOKU CİNAYETİNDE İHTİMALLERİN İHMALİ!
    Dr. Gül Çiçek Zengin Bintaş
    Dr. Gül Çiçek Zengin Bintaş
    YANLIŞ SİSTEM, YANLIŞ SONUÇLAR ÜRETİR
    Prof.Dr. Ebru YALÇIN
    Prof.Dr. Ebru YALÇIN
    HAYVAN HAKLARINI SAVUNMAK ÇOCUKLARI NASIL KORUR?
    ‎SERVİN ÖNEN- FARKLI FİKİRLER KONUK YAZAR
    ‎SERVİN ÖNEN- FARKLI FİKİRLER KONUK YAZAR
    İLKYARDIM MI? İYİLEŞMEK Mİ?
    Prof.Dr. Betül BATIR
    Prof.Dr. Betül BATIR
    KÖY ENSTİTÜLERİNİN BAYRAMIDIR 17 NİSAN
    Doktorant Gizem ŞERİFOĞULLARI
    Doktorant Gizem ŞERİFOĞULLARI
    OKULLARDA ŞİDDET: GÜVENLİK SORUNU MU, EĞİTİM SORUNU MU?
    NAZAN AKINCI
    NAZAN AKINCI
    ‎TÜRK KADININ GÜCÜ NEWYORK'TA BİRARAYA GELDİ
    AV. ARB. MİNE RANA KAHRAMANOĞLU
    AV. ARB. MİNE RANA KAHRAMANOĞLU
    BİR ÜLKEDE BAHAR, KADINLAR GÜVENDEYSE BAŞLAR
    MİRAY OKUMUŞ ÇELİK
    MİRAY OKUMUŞ ÇELİK
    ÖKSÜRÜNCE, GÜLÜNCE İDRAR KAÇIRMAK NORMAL DEĞİL
    "14 OCAK DÜNYA MANTIK GÜNÜ"
    Gürkan KAYA
    "14 OCAK DÜNYA MANTIK GÜNÜ"
    ELİF KUŞ - FARKLI FİKİRLER KONUK YAZAR
    ELİF KUŞ - FARKLI FİKİRLER KONUK YAZAR
    YAPAY ZEKA İNSANLIĞI TEHDİT EDER Mİ?
    SUZAN ÇATALOLUK
    SUZAN ÇATALOLUK
    YARIM KİLO KIYMA
    Prof.Dr. Behçet Kemal YEŞİLBURSA
    Prof.Dr. Behçet Kemal YEŞİLBURSA
    DEVRİMLERİN FELSEFESİ
    Ülfet Çetin ÖZTÜRK
    Ülfet Çetin ÖZTÜRK
    YAPAY ZEKÂ, ENDÜSTRİ VE KADIN MÜHENDİSLER
    ATİLLA SAĞIM
    ATİLLA SAĞIM
    Ne Çok Öldüler Yaşatmak İçin... 21 Mayıs 1864 Kafkas Sürgünü
    AV. AYDAN AYHAN
    AV. AYDAN AYHAN
    Çocuk Hakları Masal Değildir ... 
    Elif Doğrul
    Elif Doğrul
    Bağlamı Anlamak: Tasarımda Kullanıcı Deneyimi
    Siyasetin Balıbey atışması
    Muharrem KARABULUT
    Siyasetin Balıbey atışması
    Soykırıma Ses Çıkar
    Nurefşan OKUMUŞ
    Soykırıma Ses Çıkar
    Metabolizmayı Hızlandıran Besinler
    Beslenme ve Diyet Uzmanı Sudenur Taycı
    Metabolizmayı Hızlandıran Besinler
    KANSER OLMA FOBİSİ:KANSERDEN DAHA YAYGIN
    Uzman Klinik Psikolog Reyhan Algül
    KANSER OLMA FOBİSİ:KANSERDEN DAHA YAYGIN
    Çocuğuma Oyuncak Silah Satın Almalı Mıyım?
    Sezen Tunca Mutlu
    Çocuğuma Oyuncak Silah Satın Almalı Mıyım?
    8 MART' TA KADIN SAĞLIĞI
    Op. Dr. Elif ÖYE
    8 MART' TA KADIN SAĞLIĞI
    Kül Adam
    Oğuz Han AYAZ
    Kül Adam
    KİŞİLER ARASI İLETİŞİM
    Dr. İbrahim Öztahtalı
    KİŞİLER ARASI İLETİŞİM
    SOR?
    Duygu Özer
    SOR?
    Lavanta kokulu babam...
    Dilek İLHAN
    Lavanta kokulu babam...
    Başkasının Gözüyle Görmeyi Öğrenelim
    Mualla YILDIZ
    Başkasının Gözüyle Görmeyi Öğrenelim
    Dik Durmanın Bedeli 5
    Op. Dr. Esin KAYAOĞLU ÜSTÜNOVA
    Dik Durmanın Bedeli 5
    Çok Okunan Haberler
    Malatya Yeşilyurtspor finale odaklandı
    Malatya Yeşilyurtspor finale odaklandı
    Fenerbahçe, Eyüpspor maçı hazırlıklarını sürdürdü
    Fenerbahçe, Eyüpspor maçı hazırlıklarını sürdürdü
    Uzmanlardan 'Hanta Virüs' uyarısı
    Uzmanlardan 'Hanta Virüs' uyarısı
    Ana Sayfa
    Yaşam
    Gündem
    SPOR
    POLİTİKA
    SAĞLIK
    EKONOMİ
    KÜLTÜR SANAT
    DÜNYA
    BURSA
    TÜRKİYE
    Siyaset
    Magazin
    NEWS
    Köşe Yazarları
    Foto Galeri
    Video Galeri
    Yerel Haberler
    Üye Paneli
    Günün Haberleri
    Arşiv
    Gazete Arşivi
    Anketler
    Hava Durumu
    Gazete Manşetleri
    Nöbetci Eczaneler
    Namaz Vakitleri
    • DÜNYA
    • EKONOMİ
    • Magazin
    • NEWS
    • POLİTİKA
    • Siyaset
    • SPOR
    • Foto Galeri
    • Video Galeri
    • Köşe Yazarları
    • Üye Paneli
    • Yerel Haberler
    • Günün Haberleri
    • Arşiv
    • Gazete Arşivi
    • Anketler
    • Hava Durumu
    • Gazete Manşetleri
    • Nöbetci Eczaneler
    • Namaz Vakitleri

    • Rss
    • Sitemap
    • Künye
    • İletişim
    • Çerez Politikası
    • Gizlilik İlkeleri

    Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
    İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

    Yazılım: Tumeva Bilişim