Arketip, birçok kez ortaya çıkan evrensel sembol, karakter tipi veya davranış kalıbı demektir. Masallarda hayvanlar hakkında önyargıya yol açabilecek pek çok anlatım bulunmaktadır. Tilki, köpek, tavşan, kaplumbağa, kurbağa, kedi, baykuş, leylek ve daha pek çok hayvana bazı davranışlar atfedilmekte ve bu, genel bir yargı oluşturacak şekilde defalarca tekrar edilmektedir. Örneğin Ezop ve Fontaine masallarında tilki hilekar ve manuplatif olarak tasvir edilmektedir. Benzer şekilde çakal kelimesi de argoda hoş olmayan bir ifade olarak kullanılmaktadır. Oysa ki tilki ve çakal oldukça zeki, problem çözme yeteneği olan, çoğu zaman insandan korkan, çekingen bir ruh haline sahiptir ve doğada kendi halinde yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Atfedilen olumsuz özellikler yüzünden tilki ve çakallar avcılar tarafından belki de daha fazla avlanılmaktadır.
Tavşan genellikle ürkek, zayıf, dikkati dağınık ve korkak bir karakter olarak çizilmektedir. Oysa tavşanlar sosyal düzenleri olan, zeki bir canlıdır. Doğada av olma olasılıkları yüksek olduğu için sürekli tetiktedirler ve uyarılma eşikleri düşüktür. Gerçek hayatta korku davranışları normal gibi gözüktüğü için stresi azaltabilecek hiçbir çalışma yapılmamaktadır. Maalesef tavşanların kulaklarından tutularak taşındıklarına ve canlarının yanmadığına dair ön yargılar da bulunmaktadır, halbuki bu çok yanlış bir tutuş şeklidir.
Benzer şekilde ağustos böceklerinin tembel olduğu ve tüm yaz ıslık çalıp tembellik yaptığı kafalara kazınmıştır, oysa ki ağustos böcekleri, çoğunlukla yeraltında yaşayan, 13 veya 17 yıllık aralıklarla ortaya çıkan kanatlı sesi ile bilinen bir böcektir. Tembel olarak yaftalanmak istenen insanlar için bir sıfat gibi kullanılmakta ve bir ön yargı oluşturmaktadır.
Baykuşlar, Batı toplumlarında sakinlikleri ve büyük gözleri ile her şeyi gözlemleyebilen bilge bir karakter olarak yorumlanırken, Doğu toplumları için gece ortaya çıktıkları ve seslerinden korkulduğu için ölüm ile eşleştirilmektedir. Mistik bir anlam ortaya çıkartıldığı için maalesef büyü yapımında kullanılmakta ya da yaşadıkları ağaçlardan kovulmaktadırlar.
Köpeklerin hep sadık hatta köle gibi tasvir edildiği masallarda kediler de hep nankör olarak anlatılır. Köpekler insanın en iyi dostu olmakla birlikte bu arketip köpeklerin “her koşulda itaat etmesi gereken varlıklar” gibi algılanmasına yol açarak eğitimde sert yöntemleri normalleştirmeye yol açabilir.
Kurtlar masallarda başta ‘Kırmızı Başlıklı Kız’ olmak üzere bir korku filminin baş kötü karakteri gibi lanse edilmiştir. Gerçekte kurtlar son derece zeki, sosyal ve iletişim becerisi yüksek canlılardır ancak bu arketip onu canavar olarak etiketlemiş ve sistematik avlanmalarının yolunu açmıştır. Kim bilir belki de bu durum kurtların Türklerin sembol hayvanı olması nedeni ile de kötü imaja sahip olmasını isteyenlerin bir oyunu olabilir.
Sonuç olarak, masallarda, filmlerde, sosyal medyada, yapay zeka çalışmalarında, sanatta ve söylemde hayvanlara insan özelliği atfetme anlamına gelen antropomorfizmden vazgeçmenin zamanı gelmedi mi?


















