2004 yılında kabul edilen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda, 2 Ağustos 2024 yılında ‘Hayvanları Koruma Kanununda değişiklik yapılmasına dair kanunun’ kabul edilmesi ile köklü bir değişiklik yaşandı. Yasanın geçtiği yıl TBMM yasanın geçmesi için geç kapandı, uzmanların dinlenmediği ve hızlıca yasalaştırıldığı için ‘sahipsiz hayvanların sorunları’ (sahipsiz hayvan sorunu değil!) çözülmediği gibi daha da dallanıp budaklandı. Amacının hayvanları korumak olduğu iddia edilen yasa çıktığı andan itibaren maalesef çok sayıda cana mal oldu ve olmaya da devam ediyor. Bilimsel yöntemler ile çözülebilecek bir konu, şu an daha yeni problemlere gebe… Gelin inceleyelim.
1. Bakım evleri ağzına kadar köpek ile dolu. Yüz köpeklik alanda 300-400 köpeğin barındırılması için baskı yapılıyor. Bu durum köpekler arasındaki hastalıkların artmasına, hızla birbirlerine bulaşmasına yol açıyor. Yeterli alan ve yiyecek olmadığı için köpekler kavga etmeye başladılar. Toplanan köpeklerin sokakta kendini tehdit eden köpek ya da insanlardan kaçma ihtimali varken şu an bir kafeste ya da kısıtlı bir alandalar ve cendereye sıkıştırılmış vaziyetteler.
2. Köpeklerin binlercesi öldü ve ölmeye de devam ediyor. Bakım evi ya da doğal yaşam alanı(!) yapılması beklenmeden tüm köpeklerin toplanması için Belediyelere her gün baskı yapılıyor, sayı isteniyor. Bakım evlerinin çoğunda tek bir veteriner hekim, yetersiz yardımcı personel ile çalışıyor. Tek bir veteriner hekim köpek ve kedilerin stressiz şekilde yakalanması, köpeklerin kısırlaştırılması, hasta olanların tedavi edilmesi, grupların davranışsal olarak gözlemlenmesi, kedilerin toplanması, kısırlaştırılması, aşılanması, tekrar bölgeye bırakılması, vatandaşların sorularına telefonla ve yüz yüze cevap verilmesi, yardımcı personelin yönetilmesi ve eğitilmesinden sorumlu. Tabii resmi yazılara ve CİMER’e yapılan şikayetlere de zamanında cevap vermekle yükümlü. Bakım evinde çalışan yardımcı personel eğitimsiz ve çoğu istemeden çalışıyor.
Bakım evlerinde işlerini hakkı ile yapan deneyimli veteriner hekimler bu baskıya artık dayanamıyor. Yaşı gelenler, gelen talimatı uygulamak istemedikleri için emekli oluyorlar, genç olanlar çıldırmanın ve intiharın eşiğindeler, tarihte veteriner hekimlerin bu kadar acı çektiği hiç bir dönem olmamıştı.
3. Yasa çıktığında bakım evleri ağzına kadar doldurulduğu ve kısırlaştırma sonrası salınmadıkları için dışarıdaki köpekler kısırlaştırılamıyor yani köpek sayısı artıyor. Bu kendi kuyruğunu kovalamak gibi bir şey, köpekler ölüyor ama sayı azalmıyor, anlatamıyoruz!
4. Mahallelerde köpek kalmadığı için bölgelere tilki, ayı, domuz, fare ve pek çok yaban hayvanı bölgeye gelebiliyor, bu durum yabani kuduz ile şehir insanını yüz yüze getiriyor. Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü, kuduz ile etkin mücadele için sokak hayvanlarının öldürülmelerinin çok riskli olduğunu, yaban hayvanları ile bir tür bariyer oluşturan köpeklerin kısırlaştırılmaları ve aşılanmalarının tek çare olduğunu defalarca dile getiriyor.
5. Yasanın çıkması ile beraber başta köpek ve kedi olmak üzere tüm hayvanlara karşı işlenen suçlarda bir patlama oldu. Hayvanlara karşı işlenen suçlar kabahat değil de gerçek bir suç olarak kabul edilse de özellikle kamuoyu baskısı olmayan davalarda cezalar 3 yılın altında kalıyor ve yatarı olmuyor maalesef, bu durum hayvan düşmanlarını daha da cesaretlendiriyor.
Veteriner hekimler olarak yasa bu hali ile çıkarsa başımıza gelecekleri her ortamda anlattık, haklı çıkmaktan bu kadar üzüldüğümüz başka bir zaman olmadı. Bu yanlıştan dönülmeli, konunun uzmanları dinlenmeli ve etkin bir planlama yapılmalı. Yürürlükteki yasanın sonuçlarını binlerce masum canı, binlerce hayvan sever de akıl sağlığı ile ödüyor.
Artık yetmedi mi?!


















