Bu başlık belki size iddialı geldi, belki de ilginizi çekti. Sizce bu iki konu arasında nasıl bir bağlantı var? Bir ülkede hayvanlara karşı sergilenen tavır, özellikle kırılgan gruplar üzerine gösterilen davranışlara benzerdir. Özellikle çocuk gelişiminde hayvanlar önemli bir yere sahipler. Çocuklarda doğru duygusal gelişimin ve empati kurma yeteneğinin kazandırılmasının bir yolu direkt olarak sözlü iletişim kuramadığı bir canlıyı anlamaya çalışması olabilir. Bir çocuğun, bir hayvanın da canının yanabileceğini, aile kurabileceğini ve bir birey olduğunu anlaması belki de bu eğitimin ilk aşamasıdır. Kendi türünden olmayan başka bir canlının yaşam hakkına saygı duyması, türdeşi olan insanoğluna da saygı duyabilmesinin ön şartıdır belki de… Aslında çocukların doğuştan hayvan sevgisi ile doğduklarına inanlardanım, sonrasında ailesi ve çevresindekileri taklit ederek hayvanlar ile bağlarını oluşturmaktalar; bu yüzden çok erken yaşlarda hayvanlara olan davranış tarzımızın çocukları da etkilediği bilinen bir bilimsel gerçek. Bir karıncanın, böceğin, kuşun, kedinin, köpeğin, keçinin, ineğin ve ağaçların da yaşam hakkı olduğunu küçük yaşta öğretmek ve sadece anlatmak değil kendi yaşantımızla da örnek olmak zorundayız. Bunun altın anahtarının bilgi olduğunu düşünüyorum. Bir çocuk arıların çiçek tarlası bulduğunda birbirlerine yolu tarif etmek için dans ettiğini ve koordinatları verdiğini öğrenmeli ve bu kadim bilgiye saygı duymalı. Bir koyunun kuzusunu, kuzusunun da annesini eşsiz feromonları sayesinde binlerce hayvanın içinden bulabileceğini, bir kuşun yavrusunu korumak için günlerce yumurtalarının üstünde oturduğunu, çalı çırpı toplayarak muhteşem bir yuva yapabildiğini öğretmek gerek. Bu muazzam döngünün sahibi değil bir parçası olduğunu ve hükmetmeyi değil içinde nasıl uyum içinde yaşamayı öğretmek gerekli.
Hayvan haklarının korunması, çocukların şiddeti normalleştirmesini engelleyerek daha güvenli bir toplum yapısı oluşturur. Hayvanların uğradığı hak ihlallerinde bir sonraki hedefin çocuklar olduğu bilinen bir gerçektir. Şiddet sarmalını kırabilmek, önce hayvana şiddetin durdurulması ile mümkündür.
Çocuğun bir hayvan ile bağ kurabilmesi, ona bakım vermesi, bir canlının yaşam hakkına saygı duymayı ve temel ihtiyaçlarını karşılama bilincini aşılar. Bu bağ, çocuğun karakterinin ve özgüvenin oluşmasında ana unsurlarından biridir.
Hayvanlar ile kurulan sağlıklı ilişkinin çocuklarda sosyal izolasyonu azalttığı, çevrelerine karşı daha duyarlı bireyler olmalarını sağladığını ve kurulan doğru bağın kaygıyı azalttığı bilinmektedir.
Çocukların hayvan hakları konusunda eğitilmesinin sadece bir sevgi meselesi değil, bir adalet ve etik meselesi olduğunu unutmamak gerekli. Bu yıl buruk bir 23 Nisan Bayramı geçiriyoruz. Daha birkaç gün önce bir çocuk için en güvenli yer olması gereken okulda çocuklarımızı kaybettik, yaralı olanlar da var maalesef, fiziksel yaralanma dışında milyonlarca çocuk psikolojik olarak yaralı, korkulu ve endişeli.
Hayvan haklarını savunduğumuzda, çoğu insan ‘İnsan hakkı bile yok, hayvan hakkı nasıl olsun?’ dediler ancak haklar yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarı verilir. Hayvan hakkı olan bir ülkede insanlar da güvendedir. Hayvan Hakları (!) Yasası değiştirildiğinde sadece hayvanlar değil artık çocuklar, kadınlar ve tüm insanlar güvende değil dedik, inandıramadık. Şiddetin şiddeti doğurduğunu, masumlara karşı toplumun tavrının geleceği etkileyeceğini anlatmaya çalıştık. Haklı olmanın üzüntüsü içinde, hayvanları ve doğayı koruma şeklimizin çocukları korumak ile yakından ilişkili olduğunu hatırlatarak sözlerimi bitirmek istiyorum.


















