Türkiye’nin Suriye Politikası: Güvenlik ve Jeopolitik Kaygılar
Türkiye’nin Suriye politikası ve Kürtlerle olan ilişkileri, hem iç hem de dış politika açısından son derece karmaşık ve çok boyutlu bir konudur. Özellikle 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşından bu yana Türkiye, bölgesel güvenliğini sağlamak, sınırlarını korumak ve Suriye’deki terör örgütlerinin etkisini kırmak amacıyla çeşitli stratejiler izlemiştir. Bu süreçte Türkiye’nin Kürtlerle olan ilişkisi inişli çıkışlı bir seyir izlemiş, zaman zaman “çözüm süreci” gibi diyalog arayışları gündeme gelmiş, fakat bu kalıcı bir hale dönüşememiştir.
Suriye’deki PYD ve onun silahlı kanadı YPG, PKK’nın uzantısı olarak Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devleti kurma çabaları, Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit etmektedir. Bu nedenle Türkiye, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı gibi askeri operasyonlarla sınır ötesinde bir güvenlik koridoru oluşturma stratejisi izlemiştir.
Dış basında, Türkiye’nin bu politikaları genellikle “agresif” ve “bölgesel istikrarsızlığı artırıcı” olarak eleştirilmiştir. Özellikle Batılı ülkeler ve uluslararası insan hakları örgütleri, Türkiye’nin Suriye’deki askeri operasyonlarının sivillere yönelik risklerini ve bölgedeki demografik yapıyı değiştirme çabaları şeklinde tanımlamaktadır. Böylelikle ABD, Rusya, İran, İsrail gibi bölgesel aktörler, Türkiye’nin Suriye politikasını kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla bu durum, Türkiye’nin Suriye’deki politikasını daha da karmaşık hale getirmektedir.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Suriye politikasının şekillenmesinde Türkiye’nin kritik bir rol oynayacağı sinyalini vermiştir. Ancak ABD, PKK/YPG/PYD terör örgütlerinden desteğini çekeceği konusunda henüz net bir tavır sergilememiştir. Bununla birlikte İsrail’in “Kürt Kartı”nı oynama arzusu, Trump’ın Suriye politikasını şekillendirmede önemli bir etken olacaktır. İsrail’in Trump yönetimine yapacağı telkinler, ABD’nin bölgedeki varlığının geleceğini belirleyebilir.
Türkiye’nin ise bu süreçte dengeli ve stratejik bir diplomasi izlemesi büyük önem taşımaktadır. Suriye’nin kuzeyinde terör örgütlerinin varlığı, Türkiye’nin güvenlik endişelerinin merkezinde yer alıyor... Dolayısıyla ABD’nin ve İsrail’in bu konuda atacağı adımlar, Türkiye’nin bölgesel politikalarını doğrudan etkileyecektir.
Kürtlerle Çözüm Süreci: Yeniden Diyalog İhtimali
Türkiye’nin Kürt meselesine yaklaşımı, iç siyasetin en hassas konularından biridir. 2013-2015 yılları arasında AK Parti (Adalet ve Kalkınma Partisi) hükümeti tarafından başlatılan “çözüm süreci”, Kürtlerin sorunlarına barışçıl bir çözüm bulma amacı taşıyordu. Ancak bu süreç 2015 yılında, PKK/YPG terör örgütlerinin Türkiye’deki eylemleri nedeniyle sona erdi. Elbette bu sürecin sabote edilmesinde, HDP (Halkların Demokratik Partisi) aktörlerinin hataları da etkili oldu. 15 Temmuz 2016’da FETÖ’nün darbe girişimi de bu süreci baltaladı. Ayrıca Esad döneminde Suriye’deki gelişmeler de AK Parti hükümetinin Kürtlerle diyalog kurma ihtimalini zayıflattı.
Sonra doğal olarak, “çözüm süreci” veya “Kürt açılımı” Türkiye tarafından rafa kaldırıldı. Yaklaşık dokuz yıl sonra, 22 Ekim 2024’te MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin PKK elebaşı Abdullah Öcalan’a örgütü lağvetmesi koşuluyla “umut hakkı” için başvuru yapması yönündeki çağrısı, kamuoyunda geniş yankı buldu.
Bu bağlamda iç basında böylesi bir diyalogun Türk kamuoyunun tamamında kabul görmesinin oldukça zor olduğu belirtilmektedir. Çünkü toplumun büyük bir kesimi, yaklaşık 40 yıldır süren çatışmalarda evlatlarını şehit verdi. Bu nedenle onlar, Kürt meselesine güvenlik odaklı bir yaklaşımı desteklerken, PKK/YPG terör örgütleri ile her türlü diyaloğa da karşı çıkmaktadır. Dolayısıyla bu sürecin ne kadar kırılgan olduğu da açıktır.
Peki ya CHP’nin Tutumu?
CHP’nin (Cumhuriyet Halk Partisi), tarihsel olarak Kürt sorununa yönelik çeşitli raporlar ve çözüm önerileri sunmuş olsa da 100 yıldır bu konuda etkili bir politika geliştirmekte zorlandığı bilinmektedir. CHP’nin Kürt meselesini tanımlama ve çözüm önerileri geliştirme çabası, parti içindeki ulusalcıların etkisi nedeniyle cesur adımlar atamamasıyla sınırlı kalmaktadır.
Ayrıca CHP’nin süregelen örgütsel sıkıntıları, parti içinde çeşitli alanlarda hissedilmekle birlikte özellikle bu noktada daha belirgin hale gelmektedir. Bir yanda Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş gibi isimler etrafında şekillenen liderlik ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarının tetiklediği çok başlı yönetim krizi; diğer tarafta ise sosyal demokrasi ile seküler milliyetçilik arasında gidip gelen ideolojik ve siyasi yön arayışı... Birbirine bağlı olan bu iki kriz, parti içindeki çok boyutlu sorunları beslemeye devam etmektedir.
Türkiye’deki Kürtler çözümü nerede arıyor?
AK Parti hükümeti, iktidarının ilk yıllarından beri Kürt seçmen üzerinde etkisini artırmak ve Kürt meselesine yönelik adımlar atmak amacıyla çeşitli politikalar üretti. 2009’da Kürtçe yayın yapan TRT 6’yı (günümüzde TRT Kurdî) hayata geçirerek, devlet eliyle Kürtçe yayıncılığa resmiyet kazandırdı. Aynı dönemde, Meclis’teki Kürt milletvekili sayısında da artış yaşandı. İktidar, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde altyapı ve kalkınma projelerine ağırlık verirken, çözüm süreci kapsamında siyasi ve kültürel haklara dair reformları da gündeme getirdi. Ancak bu kazanımlar, tüm Kürtlerin hükümete yakın durduğu veya ondan memnun kaldığı anlamına gelmiyordu.
Türkiye’deki Kürtler, homojen bir yapıya sahip değildir. Kimi kesimler muhafazakâr demokrasiyi bir çözüm yolu olarak görürken, geriye kalanlar laik ve ulusalcı bir çizgiyi benimsemektedir. Diğer yandan, PKK/YPG terör örgütünün siyasi kanadı üzerinden örgütlü bir mücadeleyi savunan bir kesim de var… Dolayısıyla Kürtler bu noktada kendi içinde oldukça parçalı ve ayrışıyor…
Fakat yakın zamanda şu önemli detay göze çarpıyordu: İstanbul Ekonomi Araştırma şirketinin 15 Kasım 2024’te yayınladığı “Türkiye Raporu” adlı çalışmasında, Türkiye’deki Kürtlerin yöntemden bağımsız olarak PKK’nın silahlı mücadeleye son vermesini istediği ortaya çıkmıştır.
Sonuç
İç ve dış basında sıkça tartışılan bu mesele, toplumsal barış ve ülkemizin geleceği açısından büyük bir önem taşıyor... Ancak kalıcı bir çözüm için tüm tarafların daha esnek, diyalog odaklı ve kapsayıcı bir yaklaşım benimsemesi gerekmektedir.
En önemlisi DEM Parti, PKK/YPG/PYD terör örgütleriyle arasına mesafe koyup, arınarak yeni bir sayfa açabilecek mi?
Kürt meselesi siyasi değil, aynı zamanda toplumsal bir uzlaşı konusudur. Bu nedenle, bütün siyasi partilerin Türkiye’de huzurlu bir gelecek inşa etme iradesini göstermesi gerekmektedir. Yapay zekâ devrini yaşadığımız bu dönemde, dileğimiz ilerleyen zamanlarda ülkemizin hem Kürt meselesi gibi kronikleşmiş sorunu, hem de ekonomik kriz gibi zorlukları aşarak, gücünü ve bütçesini sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik, teknolojik ve akademik alanlardaki yatırımlara yönlendirdiği günlere ulaşmasıdır.
*https://www.ntv.com.tr/turkiye/bahcelinin-ocalan-cagrisi-mhpden-yeni-aciklama-22-ekim-bir-milattir,hTdna1D82EmhBr9v7BdUrQ
*https://www.bbc.com/turkce/articles/czr3lx3dzxvo
*https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abdnin-secilmis-baskani-trump-cumhurbaskani-erdogan-cok-akilli-bir-adam-ve-cok-guclu/3426131
*https://www.setav.org/trumpin-suriye-opsiyonlari
*https://birikimdergisi.com/haftalik/11941/chp-ve-kurt-barisi-limitler-potansiyeller-firsatlar
*https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nedim-sener/kurt-katili-pkk-terorunun-40-yillik-bilancosu-14-600-gunde-14-902-sehit-46-276-terorist-olduruldu-42504084
*https://yetkinreport.com/2024/11/18/turkiyede-ne-kadar-kurt-yasiyor-acilima-ne-diyorlar/


















