Afganistan, yüzyıllardır savaşın ve siyasi çalkantıların gölgesinde kalan bir ülke olmuştur. Ülkenin bazı kadınları, bu zorlayıcı koşullar altında seslerini edebiyat aracılığıyla duyurmak için her türlü engeli aşmaya çalışmışlardır. Nadia Anjuman da Afganistan’ın karanlığına ışık saçan ender şairlerden biriydi. Kalemiyle özgürlüğü arayan, dizelerinde zincirleri kıran bir kadındı.
Genç yaşta şiire olan tutkusuyla dikkat çeken Nadia, 27 Aralık 1980’de Afganistan’ın Herat şehrinde doğmuştu. Taliban rejimi altında, kadınların eğitim ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığı bir dönemde büyümüştü. Buna rağmen o, şiir yazmaktan vazgeçmedi. Henüz 14 yaşındayken, bir grup arkadaşı ile birlikte dikiş dikmek için buluşacakları ancak gizlice şiirler yazacakları “Golden Needle” (Altın İğne) adlı bir edebiyat grubu kurmuşlardı. Burası, Taliban’ın baskıcı rejimi altında kadınların sanat ve edebiyat aracılığıyla kendilerini ifade etmeleri için adeta bir sığınak haline gelmişti. 21 yaşındayken Herat Üniversitesi’ne başvurup edebiyat fakültesinde okumaya başladığında, şairliğini akademik eğitimiyle taçlandıracaktı.

Nadia’nın şiirleri, onun iç dünyasının bir yansımasıydı; umutlarını, hayal kırıklıklarını ve kadın olmanın ağır yükünü taşıyordu. Aynı zamanda Afgan kadınlarının yaşadığı zorlukları ve toplumsal baskıyı açık bir şekilde yansıtıyordu. Bununla birlikte 2005 yılında yayımlanan “Gul-e-Dodi” (Koyu Çiçekler) adlı ilk şiir kitabında, kadınların sessizliğe mahkûm edildiği bir dünyada şiirin nasıl bir direniş aracına dönüştüğünü göstermişti. Şiirleri Farsça yazılmış olmalarına rağmen, evrensel temalara dokunuyordu: özgürlük, kimlik, kadın olmak ve insanın içsel çatışmaları…
Nadia, ailesinin ve eşinin karşı çıkmalarına rağmen şiir yazmayı sürdürdü. 2006’da yayımlanacak olan Yek Sà bad Délhoreh (Endişelerin Bolluğu) adlı ikinci şiir kitabı, eşiyle arasında tartışmalara yol açmıştı. Yazmaktan vazgeçmediği için toplumun kadınlara biçtiği sessizlik kefeni, onun da boynuna dolandı ve 4 Kasım 2005’te, henüz 25 yaşındayken eşi tarafından dövülerek öldürüldü. Afgan devlet yetkilileri bunu “aile içi tartışma” olarak yorumlamıştı. Oysa bu, kadınların susturulmaya çalışıldığı düzenin kanlı bir yansımasıydı. Aslında onun trajik ölümü, Afganistan’da ve dünyada kadın hakları konusunda derin yaraları gözler önüne seriyordu.
Ailesine, eşine ve Taliban rejimine rağmen, şiirleri onun varlığını ve mücadelesini yaşatmaya devam ediyordu. Kalemi sustu, ama kelimeleri hâlâ konuşuyor... Şimdi, onun dizelerini okumak, paylaşmak ve unutmamak…
“Bu köşede kafese kapatıldım
hüzün ve kederle dolu...
kanatlarım kapalı ve uçamıyorum...
mademki bir Afgan kadınıyım
feryat etmeliyim.”
*https://www.deadwomenpoets.com/post/suzannah-evans-resurrects-nadia-anjuman
*http://ifeminist.org/anjuman.html
*https://www.posttruthdergi.com/afgan-aydinlari-amansiz-siddet-ve-baski-arasinda/
*https://www.hurriyet.com.tr/dunya/afganli-kadin-sairi-kocasi-doverek-oldurdu-3493540


















