Kadınlar, tarihin her döneminde politik ve toplumsal anlatıların hem öznesi hem de nesnesi olmuştur. Kimileri devrimin sembolü kimileri ise rejimin cilası olarak sahneye çıkarken, bu imgeler üzerinden toplumların değerleri, çelişkileri ve hayalleri okunabilir. Suriye’nin eski First Lady’si Esma Esad ile yeni First Lady’si Latife El Durubi, Ortadoğu’nun seküler ve dini otorite kavramlarının gölgesinde şekillenmiş iki kadın olarak bu gerçeği çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Peki, bu iki isim bize seküler eleştirinin ikili yüzünü nasıl anlatıyor?
Öncelikle Esma Esad, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın eşi aynı zamanda Baas rejiminin First Lady’si olarak, Batı’da eğitim almış, “zarif”, “modern” ve “seküler” bir imajla tanınmıştır. Vogue dergisinin 2011’de “Çöldeki Gül” başlığıyla Esma Esad’ı kapağına taşıması, Suriye rejiminin uluslararası alanda meşruiyet kazanma çabasının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Esma Esad, şık kıyafetleri, akıcı İngilizcesi ve sosyal projeleriyle Suriye’nin otoriter yapısını yumuşatan bir maske gibiydi. Ancak bu imaj, rejimin 2011 ve sonrası vahşetiyle hızla çöktü. O, sekülerliğin “aydınlık” yüzü olarak tanımlansa da diktatörlüğün halkla ilişkiler stratejisinin parçası olmaktan öteye gidemedi. Onun hikâyesi, sekülerliğin bazen sadece estetik olarak kaldığını, özünde baskıyı ve insanlık trajedisini gizleyen bir perde olabileceğini göstermiştir.
Suriye’de rejim çöktüğünden beri, Batı medyası onu “rejimin kuklası” olarak damgaladı. Son etapta Suriye’den Moskova’ya sığınan Esma Esad ve ailesi, Avrupa ülkelerinden şimdilik kabul görmüyor. Üstelik İngiltere’de yayımlanan Telegraph gazetesine göre muhafazakârlar, Esma Esad’ın kanser tedavisi için İngiltere’ye dönmesine izin vermenin eski diktatörün kurbanlarına hakaret olacağını belirtmiştir. Ayrıca onun İngiliz istihbaratıyla çalıştığı, Suriye ordusunu yeniden yapılandırma, İsrail ile arabuluculuk gibi rollerde bulunduğu iddiaları da tartışmaları alevlendirmiştir.
Suriye’nin yeni First Lady’si Latife El Durubi ise bambaşka bir hikâyenin kahramanı... Ailesinin soyu Humus’ta yaşayan, Osmanlı İmparatorluğu’na kadar uzanan Durubi sülalesine dayanmaktadır. Arap dili ve edebiyatı alanında yüksek lisans derecesine sahip, üç çocuk annesi olan Latife El Durubi, Suriye’nin yeni Cumhurbaşkanı Ahmet El Şara’nın eşi olarak tanınıyor. Özellikle çiftin Umre ve Türkiye ziyaretlerindeki görüntüleri, sosyal medyada geniş yankı buldu. Latife El Durubi’nin imajı kimi platformlarda övülürken, aynı zamanda “muhafazakâr mı, modern mi?” tartışmalarını da gün yüzüne çıkarmıştır. Benzer şekilde Türkiye’de First Lady’ler Hayrunnisa Gül ve Emine Erdoğan da muhafazakâr imajları açısından seküler kesim tarafından yıllarca eleştirilmişti. Aslında bu durum, Batı’nın oryantalist ve seküler bakış açısına dayanmaktadır. Batı dünyasına göre “ideal” First Lady, Esma Esad, Carla Bruni, Melania Trump gibi fiziksel görünüm ve giyim tarzıyla “modern” bir profil çizmelidir. Batı’nın bu dayatmacı algısı, Ortadoğu toplumunu tarihsel süreçte etkilemiştir.
Burada ortaya çıkan ironi açık: Seküler eleştiri, kadınları özgürleştirme iddiasındayken bile onlara belirli ölçütler dayatmaktadır. Devleti temsil eden bir kadın Batı normlarına uyuyorsa kabul görüyor, uymuyorsa dışlanıyor… Dolayısıyla kadınlar için “özgürlük”, ancak belirlenen sınırlar içinde mümkün oluyor… Bu da seküler eleştirinin ikili yüzünü net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Tüm bunlara rağmen Latife El Durubi, gelecek günlerde Suriye’nin sosyal değişiminde önemli bir rol oynayabilir. Eğitim, kadın hakları, kadın ve çocuğun adalete erişimi, kültürel mirası koruma gibi alanlarda aktif bir figür olabilir…
Sonuç itibariyle Esma Esad ve Latife El Durubi, siyasi konumları bakımından benzer bir yerde dursalar da temsil ettikleri kadın imgeleri ve maruz kaldıkları eleştiriler açısından ayrışıyorlar… “Modernliğin” ve “sofistike elitizm”in sembolü olarak lanse edilen Esma Esad, kuşkusuz Suriye halkının hafızasında bir hayal kırıklığı olarak kalacaktır. Latife El Durubi ise henüz yolun başında ve “geleneksel” değerlere bağlılığın bir yansıması olarak görülüyor...
Öyleyse asıl şu soruyu sormak gerekiyor: Gerçek özgürlük, kadınları belirli kalıplara hapsetmek mi, yoksa onların kendi kimliklerini belirleme hakkını tanımak mı?
*https://www.aljazeera.com.tr/makale/esma-esad-voguedan-cikarildi
*https://www.telegraph.co.uk/world-news/2024/12/23/bashar-al-assads-wife-does-not-want-a-divorce-kremlin-says/
*https://www.rudaw.net/turkish/world/080120254
* https://newsofkashmir.com/?s=Latifa+Al-Droubi%3A+
* https://www.newarab.com/news/who-latifa-al-daroubi-wife-syrias-ahmed-al-sharaa


















