Son zamanlarda öğretmen odalarında, veli gruplarında, hatta sosyal medyada sürekli tekrarlanan bir cümle var: “Bugünün gençleri hiçbir şey yapamıyor. Yazamıyor, okumuyor, anlamıyor, üretmiyor.”
Bu cümleyi kuranlar iyi niyetli. Endişeliler, haklılar da. Ama soruyu yanlış soruyorlar.
Çünkü “Gençler neden böyle?” diye sormak, suçu kurbanın üzerine yıkmak olur.
Asıl soru şu olmalı: Onları böyle yapan yapı nedir?
Başarısız Gençler Değil, Başarısız Tasarım
Bir öğrenci düşüncelerini kâğıda dökmekte zorlanıyorsa, bu onun tembel olduğu anlamına gelmez.
Belki de 12 yıl boyunca ona “kendi cümlelerini kurmak” yerine “doğru şıkkı işaretlemek” öğretildi.
Belki de her yazdığında “eksik, yanlış, olmamış” diye geri bildirim aldı.
Belki de en çok ödüllendirildiği an, sınavda en çok neti yaptığı andı.
Peki bu sistem içinde yaratıcılık, eleştirel düşünme, kendini ifade etme gibi beceriler nerede filizlenecek?
Filizlenmez.
Hatta zamanla körelir.
Teknoloji Sorun Değil, Aynadır
Şimdi bir de teknoloji paniği eklendi: “Yapay zeka çocukları tembelleştiriyor, yasaklamalıyız.”
Bu korku yeni değil.
Yazının icadıyla “hafıza zayıflar” dendi.
Matbaayla “kimse derinleşemez” korkusu yayıldı.
Hesap makinesi çıktığında “artık kimse akıldan işlem yapamayacak” denildi.
İnternetle “her şey yüzeyselleşecek” söylendi.
Hepsi aynı refleks.
Teknolojiyi yasaklamak, eğitimi hayattan koparmaktır.
Çünkü öğrenci okulda “analog” bir dünyada yaşarken, evde yapay zekâyla öğreniyor, sosyal medyada iletişim kuruyor, bilgiye saniyeler içinde ulaşıyor.
İki dünya arasındaki makas açıldıkça, okul giderek daha “gerçek dışı” hale geliyor.
Çözüm çok net:
Teknolojiyi sınıftan kovmak değil, onu düşünme aracına dönüştürmek.
Bir öğrenci yapay zekâya soru sorsun.
Ama cevabı kopyalamak yerine şunu sorsun: Ne eksik? Ben ne eklerdim? Neye katılmıyorum?
İşte o zaman teknoloji, düşünmeyi öldüren değil, tetikleyen bir araç olur.
Asıl Soruya Cesaret Edelim
Ama bunun için önce eğitim anlayışını değiştirmek zorundayız. Bilgiyi depolayan değil, bilgiyle işlem yapan bireyler yetiştirmeliyiz. Susturulan değil, konuşan… Ezberleyen değil, sorgulayan…
Hata yapmaktan korkan değil, hatayla düşünen çocuklar…
Bugün bir gence “Sen ne düşünüyorsun?” diye sormak, ona verilebilecek en büyük eğitimdir. Ama biz hala aynı soruyu soruyoruz: “Doğru cevap hangi şıkta?” Öyleyse artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Bu çocuklar mı başarısız, yoksa onları başarısızlığa programlayıp sonra suçlayan biz miyiz?
Çünkü gerçek şu: Bu çocuklar sorun değil. Onlar, yanlış tasarlanmış bir sistemin en doğru çıktısı.


















