Şanlıurfa ile Kahramanmaraş’ta infial yaratan son hadiseleri, yalnızca bir asayiş meselesi ya da münferit bir vaka olarak tanımlamak istemiyorum. Bana göre bu olaylar, aile yapısının, eğitimin ve toplumsal değerlerin erozyona uğramasının bir sonucudur. Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısının temelinde, evladının elindeki silahı bir “oyuncak”, poligondaki atış performansını ise bir nevi “kahramanlık” ve “erkeklik” sanan o derin bilinçsizlik yatmaktadır. Çoğu zaman sokaklarda 0-5 yaş grubu ve üstü çocukların ellerine “oyuncak” diye verilen silahları görüyoruz. Etrafımda nazımın geçtiği ailelere “lütfen çocuklarınıza silah yerine öğretici ve faydalı oyuncaklar ile kitaplar alın” diye tavsiyede bulunuyorum. Ancak kimler bizi dikkate alıyor, orası meçhul!..
Kanımca yeni nesil ebeveynlik modelinin getirdiği sevgi boşluğu, disiplinsizlik ve sorumsuzluk sınır tanımayan çocuklar yaratmıştır. Disiplini baskı, terbiyeyi ise özgürlük kısıtlaması olarak kodlayan bu “modern” cehalet, toplumu koruyan ahlak duvarlarını birer birer yıkarak geride sadece hoyratlık bırakmaktadır. Eskiden çocukların davranışı, dış görünüşü ve akademik başarısı ailelerinin sosyoekonomik seviyesine dayandırılırdı. Oysa şu an kıstas farklı bir yöne evrildi, ölçüt şu ki: Statü ve eğitim seviyesi yerine, anne-baba olma bilincini her yönüyle karakterinde barındıran ebeveynlerin yetiştirdiği çocuklar, normal kategorisine girmektedir. Yani, anne ve baba kavramlarının ne anlama geldiğini derinden içselleştirmektir mühim olan. Bu niteliğe sahip değilken üremek; aileyi, toplumu ve devleti her yönüyle olumsuz etkiler. Dolayısıyla anne-baba sorumluluğunu taşıyabilecek bireyler evlenip çocuk yapmalı… Aksi takdirde nüfusun niceliksel artışı kimseye fayda sağlamaz.
Yaşanan olayın pek çok nedeni var elbette, okurlarımıza tek taraflı bir değerlendirme yapmak istemezdim. Ancak mutsuz, ruhsal boşlukları olan, psikiyatrik tedavileri ihmal edilen çocukların sorumluluğu ailelerine aittir. Geriye kalan sebepler toplumsal normları ve devlet politikalarını ilgilendirir.
Aslında tarihsel ve sosyolojik bir değerlendirme yapıldığında, bilinçsiz modernleşme gibi bilinçsiz dijitalleşme de bize zarar verdi. Sosyal medyanın adeta bir “onur borsası” haline gelmesi, bu çürümenin en zehirli yakıtı oldu. Ekranlarda dönüp duran o ışıltılı hayatlar, lüks tüketim hırsı ve “etkileşim” uğruna feda edilen mahremiyet, gençlerin zihninde başarıyı sadece “görünür olmak” ve “tüketmek” ile eşdeğer kıldı. Ayrıca sosyal medyada caniliğin, kaba kuvvetin ve mafyatik duruşların birer lider ikonuna dönüştürülmesi, benlik arayışındaki gençliği haliyle karanlığın içine sürüklüyor. İllegal yollardan zenginleşenlerin, vasıfsız ama “ünlü” kategorisine girenlerin rol model alındığı bu dönemde büyüyen çocuklar; emek harcamak yerine kurnazlığı, merhamet ve adalet yerine şiddeti rehber ediniyor.
Sosyal medyada pazarlanan caniliği kendine rehber edinen, emek vererek bir yere gelmenin imkânsız olduğuna inandırılan yeni nesil, çıkış yolunu zararlı yollarda arıyor. Ailesi tarafından sadece ders başarısı önemsenen, maddi ihtiyaçları devasa imkânlarla karşılanan, fakat fazlasıyla mutsuz, başıboş ve anormal olan çocukların kendilerini değerli hissettiği tek yer bu karanlık mecralar oluyor. İnsanların canına kastetmeyi “liderlik” diye pazarlayan sanal grupların ağına düşen çocukların sayısı arttıkça, hiçbirimiz güvende olmayacağız. Nitekim Kahramanmaraş’taki acı olay, büyüyen bilinçsizlik ve sorumsuzluk dalgasının bir parçasıdır. İşte bu korkunç dalga bizi öyle bir kıyıya vurdu ki, bugün kaybettiklerimizin ardından yas tutarken bir yandan da elimizden kaçıp giden o kadim değerlerin muhasebesini yapıyoruz.
Keşke kendi kültürümüz, tarihimiz, örflerimiz, kısacası nevi şahsımıza münhasır sosyolojik gerçeğimizle hayatımıza devam edebilseydik. Olmadı, başaramadık… Ne yazık ki, korkuyla ve kaygıyla birbirimize güvenmeden yaşayan bir topluma dönüştük. “Hangi ayarlara dönersek bu toplumsal çürümeyi durdurabiliriz?” sorusunun cevabı karmaşık olabilir, fakat şahsen gönlümde yatan asıl özlem; Anadoluluğun o vakur, merhametli ve disiplinli özüne geri dönmektir. Sonuç itibarıyla aziz şehidimiz Ayla Öğretmen’e ve geleceğimizin ışığı olacakken kaybettiğimiz çocuklarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Ruhları şad olsun.















