Takvimler Mayıs’ın ikinci pazarını işaret ettiğinde, etraf pırıltılı paketlerle, neşeli kutlamalarla ve “yılın annesi” sloganlarıyla donatılır. Bu süslü ve görkemli maddi gösterilerin ötesinde bazı anneler vardır ki, onlar için takvim çoktan bir kış sabahında donup kalmıştır. Onlar için zaman, her gün aynı kıyıya vuran hüzünlü bir dalgadan ibarettir.
İşte o annelerden biri de, Diyarbakır’dan Tunceli’nin sarp dağlarına uzanan acılı bekleyişin adı, Bedriye Doku’dur.
Bedriye Anne, Anadolu gerçeğinin en vakur ve en değerli halidir. Kederin, umudun ve sevginin ilmek ilmek dokuduğu bir ömür onunki… İmkânsızlıklar içinde evlatlarını yetiştirip okutan Doku ailesinin dünyası, altı yıl önce kızları Gülistan’ın yokluğuyla sarsıldı. Bedriye Anne, o günden beri Munzur’un hırçın sularına, dağların dilsiz kayalıklarına ve resmî kurumların koridorlarına aynı soruyu soruyor: “Gülistan nerede?”
Bedriye Doku, bir anne olarak bu topraklarda hak, adalet ve vicdan aramaktadır. Gülistan’a dair ihmallerin ve cevapsız bırakılan soruların izini sürmektedir. Kurduğu her cümle, yaşadığı acının sesini fazlasıyla duyuruyor.
Bu onurlu mücadelenin bir diğer güçlü kadını ise Aygül Doku’dur. O, Gülistan’ın izini adeta anne hassasiyetiyle süren, acıyı omuzlayıp hak yollarını aşındıran bir abla oldu. Kız kardeşliğini siper gibi kuşanan bu kararlı duruşu, gerçekleri unutturmaya çalışanlara karşı yüce bir başkaldırıdır. Onun direnci, kadınlara mücadele azmi aşılamaktadır.
Sonuç itibarıyla Bedriye Doku, çiçeği Gülistan’ın bedenine kavuşmayı hasretle bekleyen kederli bir anne… Kuşkusuz onun sabrı ve mücadelesi; sessiz bırakılan kadınlara ses, unutturulmak istenen acılara hafıza, karanlıkta bırakılan hakikatlere ise aydınlık olmaya devam edecek... Bedriye Anne başta olmak üzere, yıllardır evlatlarının akıbetini arayan tüm annelerin önünde saygıyla eğiliyorum.
Yaşam hakkı elinden alınan kardelenlere özlemle…


















