Herkese merhaba… Yazar ve psikolog Nihan Kaya’dan alıntı yaparak sözlerime başlamak istiyorum: “Kadınlar, kendileri ezildikleri için kızlarını ezdiler ve onlara herkes tarafından ezilmesini öğrettiler. Toplumlarındaki kız çocukları üzerinde böyle bir baskı kurup o baskıyı onlar da rasyonalize etmeselerdi, içselleştirmeselerdi, o kız çocukları büyüyüp başka kadınların kötülüğünü dileyen canavarlara dönüşmezlerdi.”
Kırsal coğrafyada yaşamanın bedeli bazen pek ağır olur… Feodal zihniyet erkek çocuğu “kutsarken” namus ve itibar kaygısını gidermek için kız çocuğunu feda eder. Farkındalığı yüksek, gözleri ışıl ışıl parlayan kız çocukları feodal zihniyete kurban edilir.
Yüzyıllar geçiyor, değişim ve teknoloji çağına giren insanlığın çağa ayak uydurmasındaki aksaklıklar da devam ediyor…
Haliyle günümüzde bile bazı coğrafyalarda kız çocukları var olmanın acısını iliklerine kadar hissetmekte… Ömür boyu bir erkeğin gölgesinde yaşamanın “mutluluk” getirdiği inancı, ataerkil yapıya itaat etmenin ve buna uyumlu olmanın önemi, katlanmanın ve adanmışlığın gerekliliği küçük yaşta öğretilmiştir bu kızlara… Üstelik bütün bunlar ilk önce anneleri ve yakınlarındaki kadınlar tarafından öğretilmiştir. Çünkü ataerkinin en büyük savunucuları kimi zaman ve kimi yerlerde ne yazık ki kadınlar olmaktadır.
Akademisyen Nira Yuval-Davis’in dediği gibi “kadınlar toplumsal ideolojinin ve kültürün aktarıcısıdır.” Böylelikle bu tehlikeli miras kızlara aslında bu kadınlardan kalıyor. Üzücü ve çarpıcı olan ise kadınların bu yanlışın farkında olmaması…
Kırsalda erkeklerin buyurduğu ve gürlediği yerde kadının “boynu kıldan ince olur” nice zamanlar… Susmak bir erdem değil, adeta bir görevdir o kadınlar için… “iyi” ve “makul” kadın olmanın şartı budur çünkü… Kız çocuklarına biçilen ise gelinlik, ağırlığınca altın ve mezar… Burada anneler ve kadınlar, hem kendilerine hem kızlarına olması gerekeni değil, buyurulan ve dayatılan bahtı sunmaktadır. Oysa onların hak ettiği eğitimden sonsuza kadar faydalanmak ve aydınlık bir geleceğe sahip olmaktır.
Genetik ve kültürel kodların iç içe geçtiği coğrafyada kız çocuklarının kaderinin nereye sürükleneceği bilinmez. Varoluşsal sancıların çekildiği bu tarz yerlerde benlik savaşı veren kız çocuklarının sağır ve kör kalplerde yeri olmamıştır hiçbir zaman.
Bütün bunların yanında, kaderine boyun eğmek yerine başkaldıran, koca bir toplumu karşısına alan bazı kızların cesareti paha biçilemez... Kimi kozasından çıkmak için bir kelebek, kimi karlar altında güneşe doğru açmak için bir kardelen, kimi ise umutsuzluğun, ötekileştirilmenin ve hayal kırıklığının yarattığı yangınlarda kül olup küllerinden yeniden doğan Zümrüd-ü Anka kuşu...
Bu kız çocukları, geçmişin ağır mirası ile bugünün umut dolu mücadelesi arasında sıkışırken, aslında her biri kendi hikâyesini mutlaka yazacaktır. Kardelenlerin Narinliği, Zümrüd-ü Anka’nın güçlü kanat çırpışıyla birleştiğinde bu kız çocukları sadece kendi kaderlerini değil, toplumun da geleceğini şekillendirecektir.
Kimi eğitimle dünyasını genişletiyor, kimi ise sanatın ve sporun büyüsüyle kendini ifade ediyor. Ancak hâlâ birçoğu, fırsat eşitsizliği, aile içi şiddet ve toplumsal baskı gibi sorunlarla başa çıkmak zorunda kalıyor. Bu zorluklar karşısında bile onların her biri, bu topraklara inançla kök salan güçlü birer çınar olacaktır.
Unutulmamalıdır ki bir toplumun geleceği, en çok kadınlarına verdiği değerle şekillenir. Kız çocuklarını özgürleştiren her adım, toplumsal kalkınmaya açılan bir kapıdır.
*Nihan Kaya, İyi Toplum Yoktur: Günlük Hayatta Toplumun Bireyi İstismar Biçimleri, İstanbul: İthaki Yayınları, 2023.
*Nira Yuval-Davis, Cinsiyet ve Millet, Çev. Ayşin Bektaş, İstanbul: İletişim Yayınları, 2020



















Kalemine sağlık Özlem Hanım.