PESPAYE!
Bir toplumun çöküşü yalnızca ekonomik krizler, savaşlar ya da siyasi kargaşayla başlamaz. Asıl çöküş, utanması gerekenlerin utanmadığı, hesap vermesi gerekenlerin hesap sorduğu, dürüstlüğün saflık, ahlaksızlığın beceri sayıldığı gün başlar.
Bugün güzel ülkemde yaşananlara bakınca aklıma tek bir kelime geliyor: PESPAYE!
Damarımızı kessen 'Pespayelik' akıyor artık.
Bir yanda milyarlarca liralık fonların mercek altına alındığı soruşturmalar, diğer yanda bahis ve taciz skandalları... Öte yanda kadın cinayetleri, çocuk istismarı, yolsuzluk iddiaları, cinayetler, uyuşturucu operasyonları, kara para soruşturmaları, siyasi iç çatışmalar ve bitmek bilmeyen çıkar ilişkileri ve yoksulluk!
Üstelik bütün bunlar, milyonlarca insanın geçim mücadelesi verdiği bir ülkede yaşanıyor.
Birileri ay sonunu getiremezken kimilerinin servetinin kaynağı sorgulanıyor.
Fon soruşturmalarında eski –yeni bakanlar, bürokratlar, şirketler, yöneticiler ve para hareketleri inceleniyor. İddiaların doğruluğunu elbette yargı belirleyecek ancak asıl mesele, finans sistemine duyulan güvenin ne olacağı?
Emekli ve asgari ücretli 23bin ile 28bin arasındaki rakamlara sıkışmışken, söz konusu kazançlar, ortaya dökülen rakamlar nasıl olabiliyor?
Vicdanı ile cebi arasındaki kalanlar ne zamandan beri sadece cebini tercih ediyor?
Ya da kazançlarının hukuki olduğu düşünenler ne zamandan beri helal olup olmadığını sorgulamıyor?
İçimize işlemiş ‘Pespayelik’ üstüne üstlük neden özellikle yapmaması gerekenlerden başlıyor?
Gelelim kadınlara...
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun Eylül 2026 verilerine göre yalnızca bir ayda 28 kadın öldürüldü, 19 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu.
Narin Güran'ın ölümü, Gülistan Doku'nun yıllardır aydınlatılamayan akıbeti, Rojin Kabaiş'in şüpheli ölümü... Ve yüzlerce kadın, çocuk cinayetimiz var üzerine toprak atılan.
Ve sanki ölüm yeterince kötü değilmiş gibi, makam sahiplerinin vicdanını bile mevcut ‘Pespayeliğe’ para ile kiralamış olması değil mi, en çok üzen?
Kadınlar öldürülüyor, çocuklar istismar ediliyor, aileler adalet arıyor. Ama toplumun bir kesimi hala mağdurların yaşamını sorguluyor.
Kadının yaşarken korunamadığı, öldükten sonra yargılandığı bir düzende zaten ‘Pespayelik’ değil midir, yıldızı en çok parlayan?
Siyaset ise başka bir çelişki. Herkes adaletten, demokrasiden, liyakatten söz ediyor. Ancak aynı ilkeler siyasi rakipler ya da yakın çevre için eşit biçimde sorgulanmıyor.
Yolsuzluk yalnızca karşı tarafta olduğunda suç, hukuksuzluk yalnızca kendimize dokunduğunda sorun sayılıyorsa ortada ilke değil, menfaat yok mu?
Yani ceple vicdan sürekli savaş halinde ama kazanan hep cep oluyor.
Ya da kasa her zaman kazanıyor
Medyada da manzara iç açıcı değil. Gazeteciliği kişisel hesaplaşmaya, haberi pazarlık aracına, kalemini güç sahiplerinin hizmetine dönüştürenler mesleğin itibarını tüketiyor.
Oysa gerçeği satmak, yalnızca mesleğe değil, toplumun doğruyu öğrenme hakkına da ihanet değil mi?.Ama ‘Pespayelik’ o denli içimizde ki, bunu sorgulayacak, cebiyle mesleği arasında kalmamış, kaç yürekli var aramızda?
Ve bütün bu çürümenin belki de en korkunç tarafı da asla şaşırmıyor oluşumuz.
Bir fon soruşturması açılıyor, birkaç gün konuşuyoruz. Bahis skandalı patlıyor, taraflara ayrılıyoruz. Kadın öldürülüyor, paylaşım yapıyoruz. Çocuk ölüyor, üzülüyoruz. İstismar çıkıyor hoop ona atlıyoruz. Yeni bir olay yaşandığında eskisini unutuyoruz.
Skandallar çoğalıyor, hafızamız kısalıyor, vicdanımız yoruluyor.
Vicdanımız en çok ‘Pespayelikle’ yoruluyor.
Çünkü ‘Pespayelik’ yalnızca haksız kazanç sağlamak, gücü kötüye kullanmak, yalan söylemek ya da başkalarının hakkını çiğnemek değil. ‘Pespayeliği’ en tehlikeli hali, bütün bunları yapıp hala toplumun karşısına ahlak abidesi olarak çıkabilmektir.
Artık mesele kimin ne kadar zengin, güçlü, ünlü ya da nüfuzlu olduğu değil, bu gücü hangi bedellerle elde ettiği ve nasıl kullandığıdır.
Unutmayalım,
Bir toplumda utanması gerekenler başları dik dolaşıyor, dürüst insanlar hesap vermek zorunda bırakılıyorsa orada yalnızca ahlak değil, gelecek de tehlikededir.
Ve asıl felaket, Pespayelerin çoğalması değil, Pespayeliğin başarı, dürüstlüğün ise enayilik sayıldığı bir düzene alışmaktır.





















