Kadınlara Fırsat Vermek İçin Başarılarını Beklememeliyiz
Bir kadının başarısını alkışlamak kolay. Peki, o başarıya ulaşabilmesi için gereken
fırsatları en başından sağlıyor muyuz?
Bir kadın bilimsel bir çalışma ortaya koyduğunda, mühendis olarak önemli
bir projeye imza attığında ya da uluslararası bir yarışmada derece kazandığında
başarısını takdir ediyoruz. Ancak o noktaya gelene kadar hangi engellerle
karşılaştığını, hangi imkânlara sahip olduğunu ve kendisini geliştirmek için ne
kadar mücadele ettiğini çoğu zaman sorgulamıyoruz.
Üstelik başarılı kadınların hikâyelerini anlatırken bazen emeği ve disiplini
yerine şansını konuşuyoruz. “Şanslıydı” diyerek yıllarca verilen emeği birkaç
kelimeye sığdırıyoruz. Elbette fırsatlar ve koşullar başarıda rol oynar. Ancak
herkesin aynı imkânlara sahip olup olmadığını sorgulamadan bir kadının başarısını
yalnızca şansla açıklamak, onun emeğini görmezden gelmektir.
Oysa eşitsizlik bazen tam da burada başlıyor. Başarıyı görüyor, fakat o
başarının hangi koşullarda ortaya çıktığını gözden kaçırıyoruz. Herkesin aynı
fırsatlara sahip olduğunu varsayıyor, ancak herkesin aynı başlangıç noktasından
yola çıkmadığını unutuyoruz.
Mühendislik eğitimi aldım, enerji alanında araştırmalar yaptım ve sporla
ilgilendim. Farklı alanlarda ilerlerken gördüğüm şu: Bir insanın başarısını yalnızca
yeteneği ve çalışkanlığıyla açıklayamayız. Eğitim olanakları, ekonomik koşullar,
çevresinden gördüğü destek ve karşısına çıkan fırsatlar da bu sürecin önemli bir
parçasıdır.
Kadınlar söz konusu olduğunda ise bazen mesleki yeterliliklerini
göstermekle kalmayıp kendilerini ayrıca kanıtlamaları da bekleniyor. Bir kadın
mühendisin bilgisinin ve yetkinliğinin ön planda olması gerekirken cinsiyetinin
değerlendirmelerin bir parçası hâline gelmesi, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi
bir durumdur. Bu tür sorunlarla her alanda karşılaşabiliyoruz.
Üstelik mesele yalnızca fırsatlara erişmekle bitmiyor. Kadınların başarılarını
küçümseyen, onları yıldırmaya çalışan veya fiziksel ve psikolojik baskıyla geri
adım atmaya zorlayan davranışları da konuşmamız gerekiyor. Dışarıda, iş yerinde,
bilimsel çevrelerde ya da spor alanında bir kadının sürekli küçük düşürülmesi,
emeğinin değersizleştirilmesi ve kendisini kanıtlamasının zorlaştırılması kabul
edilebilir değil. Sistematik baskı ve yıldırma davranışları, kişinin yalnızca çalışma
hayatını değil, kendine duyduğu güveni ve gelişme imkânlarını da etkileyebilir.
Bir kadının başarısını kabul etmek ona bir iyilik yapmak değildir. Emeğine,
bilgisine ve yetkinliğine saygı göstermek herkes için geçerli olması gereken bir
ilkedir. Kadınların başarılarını kutlarken onların karşılaştığı baskılara sessiz
kalırsak eşitliği yalnızca sözde savunmuş oluruz.
Burada mesele kadınlara ayrıcalık tanımak değil, eşit fırsatlar sunmaktır.
Fırsat eşitliği, herkese aynı imkânı vermiş olmakla sınırlı değildir. İnsanların
kendilerini geliştirebilmeleri için gerçekten eşit koşullara sahip olup olmadıklarını
da değerlendirmemiz gerekir.
Mühendis olmak isteyen bir kız çocuğunu düşünelim. Bilime ilgisi var,
araştırma yapmak istiyor veya teknoloji alanında kendini geliştirmeyi hedefliyor.
Ona fırsat sunmak için önce başarılı olmasını mı bekleyeceğiz? Yoksa yeteneğini
keşfedebileceği eğitim ortamlarını, gerekli kaynakları ve kendisini geliştirebileceği
olanakları en başından mı sağlayacağız?
Bence asıl sorumluluğumuz burada başlıyor.
Kadınların bilimde, sanatta, teknolojide ve sporda daha fazla yer almasını
istiyorsak yalnızca başarı hikâyelerini görünür kılmak yeterli değildir. Eğitimden
istihdama, araştırma olanaklarından spor altyapısına kadar somut adımlar
atmalıyız. Kadınların yalnızca başarı kazandıklarında değil, henüz yolun
başındayken de desteklenmesini sağlamalıyız.
Bir başka noktayı da gözden kaçırmamalıyız: Kadınların sürekli güçlü
olmalarını, her engeli aşmalarını ve kendilerini tekrar tekrar kanıtlamalarını
beklemek, eşitliğin sağlandığı anlamına gelmez. Kadınların mücadelesini takdir
ederken onları bu mücadeleye zorlayan koşulları da sorgulamalıyız. Bireysel
çabayı övmek, ortadan kaldırılması gereken engelleri görmezden gelmek için bir
gerekçe olamaz.
Bu sorumluluk yalnızca kadınlara ait değil. Aileler, eğitim kurumları,
işverenler, spor kuruluşları ve kamu kurumları da fırsatların daha adil
dağıtılmasında rol oynuyor. Bir toplumun gelişmişliği, yalnızca kaç başarılı kadın
yetiştirdiğiyle değil, kaç kadının kendi potansiyelini gerçekleştirebildiğiyle ve
bunu yaparken ne ölçüde eşit koşullara sahip olduğuyla da ilgilidir.
Kadınların başarılarını kutlayalım. Ancak henüz yolun başında olanları da
destekleyelim. Emeği şansa bağlamayalım, başarıyı küçümsemeyelim ve baskıyı
normalleştirmeyelim.
Bir kız çocuğunun hayal ettiği mesleğe yönelebilmesi, bir genç kadının
araştırma yapabilmesi veya bir kadın sporcunun kendisini geliştirebilmesi için önce
olağanüstü bir başarı göstermesi gerekmemelidir.
Çünkü fırsat eşitliği, başarıdan sonra verilen bir ödül değil, başarıya
ulaşmayı mümkün kılan koşullardan biridir. Kadınlara fırsat vermek için
başarılarını beklememeliyiz. Başardıklarında ise emeklerini küçümsememeli,
onları baskıyla susturmaya çalışmamalıyız.





















