BURSA'DAN SAVUNMA SANAYİNİN GELECEĞİNE BAKIŞ
Üç gün boyunca Bursa'da düzenlenen Savunma ve Havacılık Sektöründe Alt Yüklenici ve Tedarik Yönetimi Çalıştayındaydım. Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası ve BASDEC'in katkılarıyla gerçekleştirilen çalıştayda 209 firma bir araya geldi. Üç gün boyunca 1.000'in üzerinde ikili iş görüşmesi gerçekleştirildi. Ancak benim için bu çalıştayın önemi yalnızca katılımcı sayısı ya da gerçekleştirilen görüşmeler değildi. Asıl önemli olan, Türkiye'nin savunma sanayinde geldiği noktayı ve bundan sonra atması gereken adımları değerlendirme fırsatı bulmaktı.
Çünkü artık önümüzde çok önemli bir soru var: “Türkiye, savunma sanayinde güçlü bir üretim ve tedarik ekosistemi oluştururken, bu ekosistemde yer alan firmaları ne ölçüde teknoloji geliştiren, fikri mülkiyet sahibi olan ve dünya pazarlarında kendi ürünleriyle rekabet edebilen şirketlere dönüştürebiliyor?
Başarıyı Yalnızca Büyük Şirketlerle Ölçemeyiz
Türkiye'nin savunma sanayinde son yıllarda ortaya koyduğu gelişim önemli. Bugün uluslararası pazarlarda karşılık bulan savunma sistemlerimiz, mühendislik kabiliyetimiz ve giderek genişleyen üretim ekosistemimiz var. Ancak savunma sanayinin başarısını yalnızca ana yüklenici firmaların geliştirdiği platformlar üzerinden değerlendirmek eksik olur. Bir savunma sisteminin arkasında yüzlerce farklı uzmanlık bulunuyor.
Hassas imalat yapan bir işletme, kritik bir elektronik bileşen geliştiren mühendislik firması, ileri malzeme üreten bir şirket, tasarım ve analiz yazılımı geliştiren bir teknoloji girişimi...Bunların her biri büyük sistemin başarısında önemli bir rol üstleniyor.
Dolayısıyla güçlü bir savunma sanayi, yalnızca güçlü ana yüklenicilerle değil, teknoloji geliştirme kapasitesi yüksek, sürdürülebilir ve uluslararası rekabet gücüne sahip alt yüklenicilerle mümkün.
Tedarikçi Olmak mı, Teknoloji Ortağı Olmak mı?
Bence önümüzdeki dönemin en önemli tartışmalarından biri bu olmalı. Bir firma kendisine verilen teknik resme göre parça üretiyorsa önemli bir üretim kabiliyeti ortaya koyuyordur. Ancak aynı firma, o parçanın tasarımına katkı sağlıyor, üretim yöntemini geliştiriyor, maliyetini düşürüyor, performansını artırıyor veya yeni bir teknoloji ortaya çıkarıyorsa artık yalnızca tedarikçi değildir. O firma, teknoloji geliştirme sürecinin ortağıdır. İki yaklaşım arasında çok önemli bir fark bulunuyor. İlkinde firma kendisine verilen işi en iyi şekilde gerçekleştirmeye odaklanır. İkincisinde ise bilgi üretir, çözüm geliştirir ve zamanla kendi teknolojisine sahip olur. Elbette her işletmenin mutlaka kendi ürününü geliştirmesi gerekmiyor. Yüksek kalite, güvenilir teslimat ve uzmanlaşmış üretim de son derece değerli. Ancak teknoloji geliştirme potansiyeli bulunan firmaların yalnızca sipariş karşılayan işletmeler olarak kalması, ülkemiz açısından önemli bir fırsat kaybı olabilir. Çünkü üretim kabiliyeti rekabet etmemizi sağlar, teknolojiye ve fikri mülkiyete sahip olmak ise rekabetin kurallarını belirleyebilmemize imkan verir.
KOBİ'lerin En Büyük Sorunu Yalnızca Finansman Değil
Çalıştayın gündemindeki başlıklar arasında finansman, insan kaynağı, tedarik zinciri, sözleşme süreçleri ve ihracat da bulunuyordu. Bunların tamamı birbiriyle bağlantılı. Bir KOBİ'nin yeni teknoloji geliştirebilmesi için yalnızca iyi mühendislere sahip olması yeterli değil. Araştırma yapabilmesi, prototip geliştirebilmesi, test ve doğrulama süreçlerini tamamlayabilmesi, gerekli sertifikasyonları alabilmesi ve bütün bunları finanse edebilmesi gerekiyor. Üstelik bu süreçlerin sonunda geliştirdiği teknolojiyi satın alacak bir müşteriye de ihtiyacı var. İşte burada ana yüklenicilerle alt yükleniciler arasındaki ilişkinin niteliği önem kazanıyor.
Ana yüklenicinin yalnızca fiyat ve teslimat beklentisiyle hareket ettiği bir sistemde, küçük işletmelerin uzun vadeli Ar-Ge yatırımı yapması kolay değil. Buna karşılık ihtiyaçların erken aşamada paylaşıldığı, ortak geliştirme çalışmalarının yürütüldüğü, teknik risklerin ve kazanımların dengeli biçimde paylaşıldığı bir yapıda alt yükleniciler çok daha hızlı gelişebilir. Bu nedenle tedarik zincirini güçlendirmek istiyorsak firmaların yalnızca üretim kapasitelerini değil, tasarım, Ar-Ge, yazılım, test ve ürün geliştirme yetkinliklerini de büyütmeliyiz.
Savunma Sanayinin Kazanımları Diğer Sektörlere Yayılmalı
Savunma sanayini yalnızca kendi sektörü içinde değerlendirmemek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu alanda geliştirilen birçok teknoloji, başka sektörlerde de ekonomik değer yaratma potansiyeline sahip. İleri malzemeler, yapay zeka, görüntü işleme, sensör teknolojileri, siber güvenlik, simülasyon, dijital ikiz ve hassas üretim sistemleri bunlardan yalnızca bazıları.
Savunma sanayinde geliştirilen bir görüntü işleme teknolojisi sağlıkta kullanılabilir.
Bir kestirimci bakım algoritması otomotiv fabrikalarının verimliliğini artırabilir.
Bir mühendislik yazılımı farklı sanayi kuruluşlarının tasarım ve üretim süreçlerini iyileştirebilir.
Bu nedenle savunma sanayine yapılan yatırımların başarısını değerlendirirken yalnızca savunma ürünlerine değil, ülkenin genel teknoloji kapasitesine sağladığı katkıya da bakmalıyız. Savunma sanayinde kazanılan mühendislik birikimi, Türkiye'nin bütün sanayisini dönüştürebilecek bir güce sahip. Bunu gerçekleştirebilmek için sektörler arası teknoloji transferini ve işbirliğini daha sistematik hale getirmemiz gerekiyor.
Bursa İçin Önemli Bir Fırsat
Çalıştayın Bursa'da düzenlenmesini ayrıca anlamlı buluyorum. Bursa, güçlü üretim kültürü, otomotiv ve makine sanayi, nitelikli tedarikçileri ve ihracat deneyimiyle önemli bir sanayi şehri. Ancak Bursa'nın geleceğini yalnızca üretim kapasitesini artırmak üzerine kurmamalıyız. Artık daha fazla teknoloji geliştiren, kendi mühendislik çözümlerini ortaya koyan, yazılım ve fikrî mülkiyet üreten bir sanayi yapısını hedeflemeliyiz. Bunun için organize sanayi bölgeleri, üniversiteler, teknoloji firmaları ve ana sanayi kuruluşları arasında daha güçlü bir işbirliği kurulabilir. Örneğin sanayinin ihtiyaç duyduğu kritik teknolojiler belirlenerek ortak Ar-Ge programları oluşturulabilir. Firmaların tek başlarına kurmakta zorlandıkları test ve doğrulama altyapıları ortak kullanıma açılabilir. En önemlisi, başarılı projelerin yalnızca bir araştırma raporuyla sonuçlanması yerine gerçek müşteriye ulaşan, ticarileşen ve ihraç edilen ürünlere dönüşmesi sağlanabilir.
Asıl Hedef Teknoloji Sahibi Bir Türkiye Olmalı
Savunma sanayinde geldiğimiz noktayla gurur duymak için pek çok nedenimiz var. Ancak başarılarımızı konuşurken henüz yapmamız gerekenleri de göz ardı etmemeliyiz. Bence Türkiye'nin önündeki yeni hedef, yalnızca daha fazla yerli üretim yapmak değil; daha fazla özgün teknoloji geliştirmek, bu teknolojilerin fikri mülkiyetine sahip olmak ve onları dünya pazarlarına sunabilmek olmalı. Bunun yolu da güçlü ana yüklenicilerle birlikte gelişen, teknoloji üretme kapasitesi yüksek, yenilikçi ve rekabetçi bir tedarik ekosisteminden geçiyor.
Bursa’daki üç günlük çalıştaydan çıkardığım en önemli sonuç şu: Savunma sanayindeki başarımızı yalnızca üretim gücümüzle değil, geliştirdiğimiz özgün teknolojiler ve dünyaya sunduğumuz katma değerle ölçmeliyiz. Çünkü teknolojik bağımsızlığın temeli, kendi teknolojimizi geliştirebilmekten geçiyor.





















