Market kasasında arkanızdaki kişinin "Bunu iki taksit yapabilir misiniz?" dediğini duymak artık kimseyi şaşırtmıyor. Oysa taksit eskiden buzdolabı, televizyon gibi büyük alışverişler içindi. Bugün haftalık mutfak alışverişi bile vadeye bölünüyor.
Türkiye'de lüksün tanımı sessizce değişti. Haftada bir dışarıda yemek, yılda bir tatil, çocuğu iyi bir okula göndermek, işe yakın bir semtte oturmak… Bir zamanlar orta sınıf hayatının sıradan parçaları olan bunlar, bugün ulaşılmaya çalışılan hedeflere dönüştü.
Orta sınıf bir gelir değil, bir gelecek duygusuydu
Orta sınıfı yalnızca maaşla tanımlamak eksik kalır. Orta sınıf olmak, çalışırsanız hayatınızın biraz daha iyiye gideceğine inanmaktı. Maaştan bir miktar ayırabilir, üç dört yılda bir arabayı yenileyebilir, uzun vadede ev sahibi olabilirdiniz. En önemlisi, beklenmedik bir masraf bütün düzeninizi altüst etmezdi.
Yani orta sınıfın asıl ayrıcalığı çok tüketmek değildi. Plan yapabilmekti. Türkiye'de bugün kaybettiğimiz şey de tam olarak bu.
Asgari ücret yükseldi, orta sınıf alçaldı
Son yıllarda özellikle beyaz yaka çalışanın yaşadığı bir gerçek var: Asgari ücret ile beyaz yakalı bir çalışanın maaşı arasındaki mesafenin giderek kapanması. Mühendis, öğretmen, uzman, on beş yıllık deneyimli bir yönetici… Bir zamanlar "orta direk" denilen kesimin önemli bir kısmı, bugün asgari ücretin birkaç adım üstünde yaşıyor.
Bu yalnızca bir gelir meselesi değil. Okumanın, deneyim kazanmanın, sorumluluk almanın ekonomik karşılığının eridiği bir ülkede, insanların geleceğe dair motivasyonu da eriyor.
Kira: Plan yapmayı en çok bozan kalem
Orta sınıfın bütçesini en sert sarsan kalem kira oldu. Birkaç yıl içinde kiraların maaşların çok önüne geçtiği, ev sahibiyle kiracının mahkemelik olduğu, "evden çıkmamak için" sözleşme yenilemenin bir başarı sayıldığı bir dönemden geçtik.
Kira, maaşın yarısına yaklaştığında geriye kalan her şey ertelenir: tatil, birikim, araba, hatta çocuk sahibi olma kararı.
Ev sahibi olmak: hedeften hayale
Orta sınıfın en temel ekonomik hikayesi ev sahibi olmaktı. Kredi çekilir, bütçe zorlanır ama sonunda bir ev alınırdı. Bu tablo karşısında genç bir çalışanın sorusu artık "Ne zaman ev alırım?" değil, "Hayatım boyunca ev alabilecek miyim?" Gençlerin evliliği ertelenmesi de bu sorunun doğrudan sonuçları.
Araba: Kullanım aracından döviz kasasına
Türkiye'de araba uzun yıllar orta sınıfın ödülüydü. Bugün ise bir araba alınırken model kadar şu sorular konuşuluyor: "Kur yükselirse değeri korur mu?" "ÖTV düzenlemesi gelirse ne olur?" "Satsam bir yıl sonra kaça giderim?"
İkinci el arabanın sıfırından pahalıya satıldığı bir ülkede araba artık bir ulaşım aracı değil, enflasyona karşı bir sığınak. Bir kullanım eşyasını yatırım mantığıyla değerlendirmeye başladıysak, ekonomik davranışlarımızda köklü bir şey değişmiş demektir.
En ağır yük: çocuk
Orta sınıf üzerindeki en büyük baskı çocuklar üzerinden hissediliyor. Okul, servis, yemek, yabancı dil, kurs, LGS ve YKS hazırlığı… Özel okul ücretleri her yıl enflasyonun üzerinde artarken, devlet okulunda da "ek masrafsız" eğitim neredeyse kalmadı.
Ebeveyn yalnızca bugünün giderini karşılamıyor; çocuğunun girecekleri sınav rekabetine bugünden yatırım yapmak zorunda hissediyor. İnsan kendi tüketiminden vazgeçebilir. Ama çocuğunun geleceğinden kısmak çok daha zordur. Bu yüzden orta sınıf ailelerin bütçesinde eğitim, kesilemeyen tek kalem haline geldi.
Tatil artık bir finansal karar
Yurt içi otel fiyatlarının yurt dışıyla yarıştığı bir ülkede, birkaç günlük aile tatili yol, otel, yemek ve çocuk harcamalarıyla birlikte hesap makinesi gerektiren bir projeye dönüştü. Pek çok ailede tatil planı bir soruyla bitiyor: "Bu yıl gitmesek mi?"
Ekonomiyi genellikle büyük rakamlarla konuşuyoruz: enflasyon, faiz, kur, büyüme. Hepsi önemli. Ama ekonominin gerçek hayattaki karşılığı çoğu zaman evde kurulan küçük cümlelerde saklı:
"Bu sene arabayı değiştirmeyelim."
"Bu yaz tatile çıkmasak da olur."
"Dışarıda yemeyelim, evde yaparız."
"Biraz daha bekleyelim."
Tek tek bakıldığında bunlar sıradan tasarruf kararlarıdır. Ama milyonlarca insan aynı anda hayatındaki "normal"leri ertelemeye başlıyorsa, orada yalnızca tüketim alışkanlıkları değişmiyor. Bir sınıfın yaşam biçimi değişiyor.
Belki de lüksü yanlış yerde arıyoruz. Yeni lüks daha büyük bir ev, daha pahalı bir araba ya da daha uzak bir tatil değil.
Yeni lüks, yarını hesaplamadan bugünün sıradan hayatını yaşayabilmek.





















