Geçtiğimiz günlerde Ankara’da düzenlenen TOBB İş Dünyası Yapay Zekâ Zirvesi’ndeydim.
Kamu, sanayi, yazılım sektörü, teknoloji girişimcileri ve iş dünyasının temsilcileri aynı çatı altında yapay zekâyı konuştu. Artık soru “Yapay zekâ hayatımıza girecek mi?” değil. O eşiği çoktan geçtik.
Bugün asıl soru şu: Yapay zekâyı iş süreçlerimize ne kadar hızlı ve ne kadar doğru entegre edebiliriz?
Zirvedeki konuşmaları dinlerken benim aklımda ise başka bir soru vardı:
Biz yapay zekâyı sanayiye indirmeye hazırız da sanayimiz yapay zekâyı karşılamaya hazır mı?
Çünkü yapay zekâ sihirli bir değnek değil.
Bir işletmeye yapay zekâ uygulaması satın aldığınızda o işletme bir gecede akıllı fabrikaya dönüşmüyor.
Yapay zekânın öğrenebilmesi için veri gerekiyor. Verinin anlamlı olabilmesi için dijitalleşmiş süreçler gerekiyor. Dijitalleşmenin değer üretebilmesi için de sistemlerin birbiriyle konuşması gerekiyor.
Peki bugün fabrikalarımızda durum gerçekten böyle mi?
Ürün ağacı ERP’de, teknik resimler tasarımcının bilgisayarında, kalite kayıtları Excel dosyalarında, revizyonlar e-postalarda, teklifler farklı klasörlerde, üretim bilgileri başka bir yazılımda…
Daha önemlisi, işletmenin yıllar içerisinde oluşturduğu en değerli bilgi çoğu zaman herhangi bir sistemde değil, çalışanların hafızasında.
Sonra bu yapının üzerine yapay zekâ koymaya çalışıyoruz.
Oysa dağınık verinin üzerine yapay zekâ koyduğunuzda dijital dönüşüm gerçekleştirmiş olmuyorsunuz. Yalnızca dağınıklığı daha teknolojik hale getiriyorsunuz.
Önce Fabrikanın Hafızasını Oluşturalım
Bence Türkiye’de yapay zekâ dönüşümünü konuşurken üzerinde durmamız gereken en önemli konulardan biri bu.
Özellikle KOBİ’lerimizi doğrudan “yapay zekâ kullanın” diye yönlendirmek yerine önce dijital olgunluklarını artırmamız gerekiyor.
Bir fabrikanın kurumsal hafızası nerede?
Geçmişte ürettiği bir parçanın maliyetini ne kadar sürede bulabiliyor?
Beş yıl önce yaptığı bir tasarıma ulaşabiliyor mu?
Bir ürün revize edildiğinde üretimden satın almaya kadar bütün birimler aynı bilgiye erişebiliyor mu?
Teklif verirken geçmiş projelerinden öğrenebiliyor mu?
Tasarım, üretim, kalite ve ERP sistemleri birbiriyle konuşabiliyor mu?
Eğer bunların cevabı “hayır” ise yapay zekâdan önce çözmemiz gereken başka bir problemimiz var demektir: Veri altyapısı. Çünkü yapay zekânın yakıtı veridir.
Yeni Rekabet Alanı: Veri
Önümüzdeki yıllarda şirketler arasındaki rekabet yalnızca kimin daha iyi makinesi, daha büyük fabrikası veya daha fazla çalışanı olduğu üzerinden şekillenmeyecek.
Asıl farkı, kendi bilgisini ne kadar iyi yöneten şirketler yaratacak.
Düşünün…
Bir sanayi kuruluşu 30 yıldır üretim yapıyor.
Binlerce teklif hazırlamış. Yüzlerce proje gerçekleştirmiş. Binlerce teknik resim oluşturmuş. Sayısız üretim problemi çözmüş.
Aslında elinde muazzam bir bilgi hazinesi var.
Fakat bu bilgi aranabilir, ilişkilendirilebilir ve yapay zekânın kullanabileceği bir yapıya dönüştürülmemişse şirket sahip olduğu hazinenin farkında bile değil.
Bugünün sanayicisi için veri artık yalnızca kayıt değildir. Veri sermayedir.
Kullanan Değil, Üreten Türkiye
Burada Türkiye açısından çok daha önemli bir konu daha var.
Yapay zekâ dönüşümünü yalnızca “hangi yabancı yapay zekâ aracını kullanalım?” seviyesinde ele alamayız.
Çünkü sanayimiz dijitalleştikçe kullandığımız yazılımlar, bulut sistemleri, mühendislik uygulamaları ve yapay zekâ servisleri de üretimin stratejik altyapısının bir parçası haline geliyor.
Bugün enerjide dışa bağımlılığı konuşuyoruz. Yarın aynı tartışmayı veri ve yazılım bağımlılığı üzerinden yapmak zorunda kalabiliriz.
Bu nedenle yerli yazılım meselesini yalnızca bilişim sektörünün büyümesi olarak görmemeliyiz. Bu aynı zamanda bir sanayi politikasıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca yapay zekâ kullanan şirketler değil; kendi sanayisinin ihtiyaçlarını anlayan, üretim süreçlerine entegre olabilen, ihracat yapabilen yerli teknoloji şirketleridir.
Sanayicimizle yazılım şirketlerimizi çok daha fazla yan yana getirmeliyiz.
Pilot uygulamalar yapmalıyız. Başarılı uygulamaları ölçeklendirmeliyiz. KOBİ’lerimizin dijital dönüşüm yatırımlarını desteklemeliyiz.
Ve belki de en önemlisi, Türkiye’de üretilen teknolojinin yine Türkiye’deki sanayi kuruluşlarında kullanılmasının önünü açmalıyız.
TOBB İş Dünyası Yapay Zekâ Zirvesi’nden benim çıkardığım en önemli sonuç şu oldu:
Artık yapay zekâyı tartışma dönemi bitiyor. Uygulama dönemi başlıyor.
Ancak bu yarışta avantajlı olacak şirketler en fazla yapay zekâ aracı satın alanlar değil; süreçlerini dijitalleştiren, verisini yöneten ve kurumsal bilgisini geleceğe taşıyabilen şirketler olacak.
Bu nedenle sanayicimize bugün soracağımız ilk soru:
“Yapay zekâ kullanıyor musunuz?” olmamalı.
Bence önce şunu sormalıyız: “Fabrikanızın hafızası nerede?”
Çünkü o hafızayı oluşturamazsak yapay zekâya öğretecek çok şeyimiz olabilir ama öğretebileceğimiz düzenli bir bilgimiz olmayacak.
Türkiye yapay zekâ yarışını kaçırmamalı.
Ama bu yarışa yalnızca kullanıcı olarak da girmemeli.
Verisini yöneten, teknolojisini üreten ve kendi sanayisinin bilgisini kendi yapay zekâsıyla değere dönüştüren bir Türkiye hedeflemeliyiz.



















