Geçtiğimiz hafta yeni enflasyon rakamları açıklandı. Yıllık enflasyon yüzde 29,73'e geriledi. Haberlerde olumlu bir gelişme olarak duyuruldu.
Peki vatandaş ne yaptı? Her zamanki gibi markete gitti, alışverişini yaptı, kasaya geldi ve ödediği tutara baktı. Sonra da muhtemelen hepimizin aklından geçen o soruyu sordu: “Enflasyon düşüyorsa neden her şey halen bu kadar pahalı?”
Aslında bu sorunun çok basit bir cevabı var. Ama önce iki kavramı birbirinden ayırmamız gerekiyor. Enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi demek değildir. Fiyatların daha yavaş artması demektir. Örneğin geçen yıl 100 liraya aldığınız bir ürünün fiyatı yüzde 50 artarak 150 liraya çıktıysa, bu yıl enflasyonun yüzde 30'a düşmesi o ürünün yeniden 100 lira olacağı anlamına gelmiyor. Aksine, aynı oranda zamlanırsa fiyatı 195 liraya çıkıyor. Yani zamlar devam ediyor. Sadece önceki kadar hızlı değil. İşte ekonomi haberlerinde duyduğumuz rakamlarla cebimizde hissettiğimiz gerçek arasındaki fark burada başlıyor.
Maaş artıyor ama alım gücü artıyor mu?
Bir çalışanın maaşı 30 bin liradan 36 bin liraya yükseldiğinde ilk bakışta 6 bin liralık bir kazanç varmış gibi görünüyor. Ama aynı dönemde temel ihtiyaçlarının maliyeti yüzde 30 arttıysa, o kişi aslında eskisinden daha az şey satın alabiliyor. Çünkü mesele kaç lira kazandığımız değil, kazandığımız parayla ne alabildiğimiz.
Eskiden bir ailenin aylık bütçesinde tatil, sinema, dışarıda yemek ya da küçük bir birikim için yer vardı. Bugün pek çok aile için öncelik kira, mutfak, faturalar ve çocukların eğitim masrafları. Bir zamanlar sıradan kabul ettiğimiz harcamalar, yavaş yavaş lüks haline geliyor. Üstelik insanlar artık yalnızca fiyatları karşılaştırmıyor. İhtiyaçlarını da erteliyor. Ayakkabı biraz daha giyilir, bozulan eşya bir süre daha kullanılır, tatil seneye bırakılır... Peki sürekli erteleyerek yaşamak, gerçekten yaşamak mıdır?
Herkesin enflasyonu aynı değil
Bir başka önemli konu da şu: Açıklanan enflasyon, herkesin yaşadığı hayatı aynı şekilde yansıtmıyor. Çünkü her ailenin harcaması farklı. Ev sahibi olanla kirada oturanın, çocuğu okula gidenle emekli bir çiftin, arabası olanla toplu taşıma kullananın bütçesi aynı değil. Eylül ayında açıklanan verilere baktığımızda yıllık genel enflasyon yüzde 29,73 iken konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlardaki fiyat artışı yüzde 39,99; ulaştırmada ise yüzde 35,10. Dolayısıyla gelirinin büyük bölümünü bu alanlara harcayan bir vatandaşın hissettiği hayat pahalılığı daha yüksek olabilir. Bu nedenle vatandaşın yaşadığı ekonomik sıkıntıyı yalnızca tek bir rakam üzerinden değerlendirmek yeterli değil.
Peki fiyatlar neden kolay kolay geri gelmiyor?
Çünkü bir ürünün fiyatı yalnızca onu üreten kişinin belirlediği bir rakamdan ibaret değil. Üretim maliyeti var, enerji var, işçilik var, nakliye var, kira var, vergi var. Bunların her biri ürünün son fiyatını etkiliyor. Bir işletme artan maliyetler nedeniyle fiyatını yükselttiğinde, maliyet artışının yavaşlaması o fiyatı otomatik olarak eski seviyesine indirmiyor. Üstelik ekonomide belirsizlik olduğunda işletmeler gelecekte karşılaşabilecekleri maliyetleri de hesaba katıyor.
Elbette rekabetin yetersiz olduğu alanlarda fırsatçı fiyatlandırmalar da görülebilir. Bu nedenle yalnızca enflasyonun düşmesini beklemek değil, piyasada sağlıklı rekabeti ve şeffaf fiyatlandırmayı sağlamak da önemli.
Asıl hedef ne olmalı?
Enflasyonun düşmesi elbette önemli. Ekonominin istikrara kavuşması için gerekli. Ancak vatandaşın hayatının iyileşmesi için tek başına yeterli değil. Asıl mesele, gelirlerin satın alma gücünü koruyabilmesi, insanların geleceğini planlayabilmesi ve çalışarak elde ettiği kazançla insanca yaşayabilmesi.
Bir genç maaşıyla birikim yapabileceğine inanmalı.
Bir aile çocuğunun eğitim masrafını düşünürken çaresizlik hissetmemeli.
Bir emekli temel ihtiyaçlarını karşılamak için sürekli hesap yapmak zorunda kalmamalı.
Bir işletme sahibi de önümüzdeki ay maliyetlerinin ne olacağını öngörebilmeli.
Çünkü ekonomik güven yalnızca açıklanan göstergelerle değil, insanların yarına duyduğu güvenle de oluşur.
Sonuç olarak enflasyonun düşmesi iyi bir haberdir. Ama hayatın ucuzladığı anlamına gelmez. Vatandaşın beklediği de zaten yalnızca rakamların iyileşmesi değil, kendi hayatının iyileşmesi.





















