Dünya öyle bir yer ki…
Kadın, en çok yaralanan ama en az görülen oluyor.
Bir kadının gözyaşı, çoğu zaman sessiz akıyor. Sessiz aktığı için de kimse duymuyor, kimse fark etmiyor.
Oysa bir kadının sustuğu her acı, insanlığın hanesine yazılan bir utançtır.
Bir toplumun aynası, kadının gözleridir.
Bugün o aynaya bakınca ne görüyoruz?
Yorulmuş, yıpranmış, güvencesiz, yalnız bırakılmış kadınlar…
Üstelik kimse onların yüzündeki çizgiye, kalbindeki sızıya bakmıyor.
Kadının hikâyesi çoğu zaman bir masal gibi anlatılır.
Güçlü kadın… Fedakar kadın… Her şeye rağmen ayakta duran kadın…
Kadının yarası, dünyanın umursamadığı masallar gibidir. Kimse bu masalın arka planında neler olduğunu bilmez, merak bile etmez. Gece uykusuzluğunu, evin yükünü, hayallerinden vazgeçişini, sakladığı kırgınlıklarını ve en acısı, görülmediğini bilmez kimse, duymaz sesini.
Kadının yarası tarihin en eski sessizliğidir.
Adı var ama sesini duyan yok.
Bedeni var ama hakkını veren yok.
Emeği var ama karşılığını alan yok.
Bir kadına sorun, Nasılsın? diye
Çoğu, iyiyim, der.
Ama o iyiyim in altında bazen bir ömürlük mücadele, bazen bir gecelik korku, bazen bir yıllık yalnızlık vardır. İyiyim diyen kadınların içinde kopan fırtınaları kim bilecek?
Hiç kimse.
Çünkü kadın güçlü olmak zorunda bırakılmıştır. Ağlarsa zayıf denir. Konuşursa dert çıkarıyor denir. Susarsa zaten sorun yokmuş gibi davranılır.
Dünya böyle bir ikiyüzlülüğün içinde nasıl şifa verebilir ki?
Bir kadının içindeki fırtına çoğu zaman kendi içindedir.
Duyan olmaz. Yetişen olmaz. Sarılmayı bilen olmaz.
İşte bu yüzden kadınlar hala hak ettiği yerde değil, çünkü yaralarını fark edecek bir çift göz bile lüks sayılır.
Anne olur, bacı olur, arkadaş olur, yar olur…
Kimseye yük olmak istemez. Kimse üzülmesin diye kendi acısını saklar.
Düşünün,
Evi ayakta tutan, çocuğu iyileştiren, toplumu büyüten, hayatı sürdüren kadın…
Kendi yarasına merhem bulamayacak kadar yalnız bırakılan yine kadın
Bir kadın ağlarken bile iyi olmaya çalışıyorsa, bu dünyada bir yanlış var!
Çok büyük bir yanlış!
Kadına değer vermeyen, kadının emeğini görmeyen, kadının acısını duymayan toplumlar, sadece kadınları değil, kendi geleceğini de kaybeder.
Çünkü kadın yaralıysa, dünya da yaralıdır.
Bir evde kadın mutlu değilse, o ev çöker.
Bir toplumda kadın güvende değilse, o toplum ilerlemez.
Bir ülkede kadın susturuluyorsa, o ülke asla yükselemez.
Kadının yarasını görmeyen dünya, kendi çürümüşlüğünü de, insanlığın yarasını da göremez.
Peki şifa nasıl gelecek?
Şifa, büyük sözlerle değil, küçük vicdanlarla başlar.
Bir kız çocuğunu dinlemekle,
Bir annenin yükünü fark etmekle,
Bir çalışanın emeğini teslim etmekle,
Bir kadının korkusunu gerçekten anlamakla.
Kadına değer vermek, yalnızca bir slogan değil, bir insanlık sınavıdır.
Ve biz bu sınavda yıllardır sınıfta kalıyoruz.
Sözün özü, kadınlar toplumun kalbidir.
Kalbi yaralı bir dünya nasıl ayağa kalksın?
Bir gün gelir de… Bir kadın ‘Artık iyiyim’ dediğinde, o sözün altında gizli acılar değil de, gerçek bir huzur varsa…
İşte o gün dünyayı değiştirmiş olacağız.
O güne kadar yazacağız, anlatacağız, savunacağız, görünmeyeni görünür kılacağız.
Çünkü kadın iyileşmeden dünya iyileşmeyecek.


















