Her yıl 8 Mart’ta kadınların mücadelesi, hakları ve başarılarını konuşuyoruz.
Ancak ülkemizde ve dünyada binlerce kadın için 8 Mart, bir kutlama günü olmaktan çok uzak. Çünkü biz hâlâ “eşitlik” diye haykırırken, onlar can veriyor. Çünkü kadınlar, sevdikleri tarafından, koruma talep etmelerine rağmen, sokakta, evde, işyerinde şiddete uğruyor ve öldürülüyor.
Kadın cinayetleri üzerine konuşurken rakamlar verilir. Her yıl kaç kadının öldürüldüğünden, katillerin kim olduğundan bahsedilir. Oysa bu sayılar birer istatistik değil, geride yaslı aileler, yetim çocuklar, yıkılmış hayatlar bırakan acı gerçeklerdir. Bir kadının vahşice öldürülmesi, yalnızca onun hayatını değil, toplumun vicdanını da yaralar. Fakat ne yazık ki, toplumun hafızası çabuk unutur; bir cinayet haberi diğerinin gölgesinde kayboluverir.
Günümüzde kadınlar sadece hakları için değil, yaşamak için de mücadele ediyor. Öldürülmemek için polise başvuruyor, koruma kararları aldırıyor, seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Ama bazen yasalar, bazen adalet mekanizması, bazen de toplumsal baskılar karşılarında bir duvar gibi yükseliyor. Artık sadece cam tavanlarla değil, etrafına örülmüş ve onu korumak yerine sadece baskılayan dev duvarlarla da mücadele ediyor kadın.
Ve acı gerçek, kimi zaman bir mahkeme kararı “iyi hal indirimi” ile bir caninin cezasını hafifletirken, çoğu zaman “namus” veya “kıskançlık” bahanesiyle katilleri koruyor.
Oysa biz, kadınlar, korkmadan, özgürce yaşamak istiyoruz. Sadece sokakta yürürken değil, evde, iş yerinde, sevdiklerimizin yanında da güvende hissetmek istiyoruz.
Ve bir kadının yaşama hakkının, sevgiyle, şiddetsiz bir dünyada var olma isteğinin tartışmaya açık olmadığına inanmak istiyoruz.
Dünya genelinde her gün ortalama 140 kadın, eşi, eski eşi veya bir aile üyesi tarafından öldürülüyor. Yani her saat 5 kadın, en yakınları tarafından hayattan koparılıyor.
Ülkemizde 2024 yılında 394 kadın cinayete kurban gitti, 258 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen kadınların büyük bir kısmı, daha önce şiddet gördüğünü bildirmiş, korunma talep etmişti. Ancak onları koruyamadık.
Çünkü yasalar bazen kâğıt üstünde kalıyor. Mahkemeler, failin kravat takmasını “iyi hâl” olarak değerlendirip indirim uyguluyor. “Sevdiği için öldürdü” diyenler hâlâ var. Kadınlar ise her gün ölüm korkusuyla yaşıyor.
Biliyoruz ki, bugün bir kadının sessiz çığlığını duymazsak, yarın bir başkasının sesi kesildiğinde artık çok geç olabilir.
8 Mart yalnızca çiçek verilen bir gün değil, mücadeleyle kazanılmış hakların, kaybedilen hayatların ve değişmeyen erkek egemen sisteminin sorgulandığı bir gün olmalı.
Çözümünde ümidimizi kaybettiğimiz, şiddete dair umutlarımızı tükettiğimiz zamanlardayız.
Kaybettiklerimizin ve katledilenlerin acısını hatırda tutmak ise bugünün en önemli mesajı olmalı.
Unutmamalıyız ki bu dünya, kadınların yaşam hakkına saygı duyulmadan gerçek anlamda asla adil olmayacaktır.


















