Filistinli kadınların çığlığı, çocukların suskun bakışları…
Gazze’nin tozlu sokaklarından, Batı Şeria’nın yıkık duvarlarına kadar yankılanan acı dolu fısıltılar…
İsrail’in saldırıları, sadece toprakları değil; annelerin yüreğini, çocukların düşlerini, insanlığın onurunu da bombalıyor. Her yeni yıkımda, gökyüzü biraz daha kararıyor ve hep aynı soru kalıyor geriye:
Bütün bu zulmün bir bedeli olmayacak mı?
Filistin’de kadın olmak, evladının parmaklarının arasından kayıp gitmesini izlemek demek. Kucağında taşınan bebek, bombardımanın hedefi oluyor; kundaktaki bir can, barut kokusuna boğuluyor.
Kadınların gözyaşları, toprağın kanla karıştığı o coğrafyada hiç dinmiyor.
O kadınlar, yeri geldiğinde hem anne, hem hemşire, hem öğretmen oluyor; yeri geldiğinde de enkaz başında çaresiz bir dua fısıldıyor.
Filistin’de çocuk olmak ise daha acımasız: Oyuncak yerine moloz parçalarıyla oynayan çocuklar… En güzel oyunları, saklambaç değil; bombalardan saklanmak. Okul yolları, toprağa açılan mezarlara dönüşmüş. Çocuklar, daha alfabeyi bile tamamlayamadan, İsrail tanklarının harflerini öğrenmek zorunda kalıyor. Ama yine de gülüyorlar… Çünkü insanlık, onların gülüşlerini unutmamalı.
Her gün Filistinli anneler, toprağa düşen yavrularının soğuyan ellerini son bir kez öpüyor. Bir çocuğun ismini mezar taşına yazmak… Dünyanın en büyük utancıdır bu. İsrail uçakları çığlıkları bastırmaya çalışıyor ama göçük altındaki minik bedenlerin sessizliği bile dünyayı titretiyor. Ve yine de soruyoruz: Bu kadar zalimlik, karşılıksız mı kalacak?
Zulme karşı direnen annelerin alnı kadar yüce bir adalet anlayışı vardır. Her Filistinli kadının yüreğinde, işgale karşı bir başkaldırı büyüyor. Çünkü annelerin haykırışı, silah sesinden daha gür çıkar. Çocukların cansız bedenleri, insanlık vicdanında bir yara açar. Bu yara, bir gün mutlaka insanlığı ayağa kaldıracak.
İsrail’in demir kubbeleri sadece kendini değil, insanlığı da korumaz hâle geliyor. Sözde güvenlik bahanesiyle, binlerce evi paramparça eden bombalar, Filistinli kadınların kalbine de saplanıyor. Düşünün ki, bir annenin kucağında hâlâ nefes almaya çalışan bebeğini, gözü dönmüş bir askerin mermisi koparıyor. Düşünün ki, bir çocuğun oyuncak ayısı bile bu zulmün hedefi oluyor.
Bütün bunların bedeli mutlaka olacak.
Belki bugün değil. Belki yarın da değil.
Ama insanlık, eninde sonunda bu zalimliği yargılayacak.
Çünkü Filistinli kadınların susmayan duaları, çocukların yarım kalan şarkıları, insanlığın yüreğinde taş gibi büyüyor.
Dünyanın dört bir yanında, “Biz insanız!” diyen herkesin vicdanı, bu zulmü lanetliyor. Ama kınamak yetmez. Çünkü Filistin’de bir annenin ağlaması, burada bizim susmamızın utancı oluyor. Bir Filistinli çocuğun gözünden düşen yaş, hepimizin omuzlarına bir sorumluluk yüklüyor.
Bu köşe yazısı, Gazze’nin yıkıntıları arasında hayatta kalmaya çalışan kadınlara, korkudan sesleri kısılmış çocuklara bir selamdır.
Bir annenin “Bebeğimi neden aldınız?” feryadı, bir insanın insan kalabilmesinin son çığlığıdır. Çünkü dünyanın neresinde olursak olalım, o annenin feryadı hepimizin feryadıdır.
Filistin halkının yaşadığı zulmün bedeli, asla unutulmayacak. Bir gün mutlaka adalet yerini bulacak. O gün, anneler yeniden gülümseyecek, çocuklar yeniden özgürce koşacak. Ve o gün, insanlık da yeniden doğacak.
Çünkü Filistinli annelerin gözyaşları, en sonunda toprağı sulayan bir umut çiçeğine dönüşecek.

















