Ağustos sıcağının yakıcı havası geçiyor ama kadınların üzerine çöken karanlık hâlâ ağır…
Bir kez daha rakamlarla, bir kez daha manşetlerle, bir kez daha trajik hikâyelerle yüzleşiyoruz. Dünyanın neresine bakarsak bakalım, kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, taciz, dijital şiddet ve eşitsizlikler, istatistiklerin ötesine geçen, hayatları paramparça eden bir kriz olarak karşımızda.
Ülkemizdeki tablo ise çok daha çarpıcı. Rakamların dili soğuk ama arkasındaki gerçekler kan, gözyaşı ve bitmeyen çığlıklarla örülü. Ağustos 2025’te kadın cinayetleri yine gündemden düşmedi, kadınların yaşam hakkı, hala tartışmaya açılabilen sıradan bir konu gibi.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, ülkemizde 2025’in ilk altı ayında 136 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 145 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu.
Sadece Ağustos ayında kayda geçen kadın cinayeti sayısı ise 31.
Ağustos ayında da kadınların çığlıkları susmadı. Koruma talebine rağmen öldürülen, defalarca polise başvuran, tehdit edildiğini söyleyen, yardım isteyen ama tüm bu çığlıkların duyulmadığı kadınlar. Çocukların gözünün önünde, evine girerken, sevdiğinin arabasında katledildiler.
Mesela boşanma aşamasında olan bir kadın, sokak ortasında silahla vuruldu. Kamera kayıtları viral oldu ama geriye bir anne ve onun yetim kalan çocukları kaldı.
Bir başka dosyada, 19 yaşındaki genç bir kadın, ailesinin onaylamadığı bir ilişki yüzünden “namus” bahanesiyle yaşamdan koparıldı.
Bunların çoğu, kadınların en güvende hissetmesi gereken yerlerde, kendi evlerinde işlendi. Daha da acıtanı faillerin büyük kısmının tanıdık, kadınların eşleri, eski eşleri, sevgilileri veya aile bireyleri olması.
Ve kabul edelim, bu sadece bir istatistik değil.
Her sayının ardında bir isim, bir çocukluk, bir umut, bir hayat var.
Ayşe, Nurcan, Sevda, Elif…
Hepimiz onları ekranlarda gördük, birkaç gün konuştuk, sonra unuttuk.
Oysa unuttukça aynı hikâyeler yeniden ve yeniden yaşanıyor.
Bıkmadık mı?
Bir ayda 31 vaka. Kim bilir medyaya yansımadan sessiz sedasız gidenler kaç tane.
Her biri, bir sistemin tıkandığını, koruma mekanizmalarının yetersiz olduğunu, yasaların kâğıt üzerinde kaldığını göstermiyor mu?
Ülkemizde kadın cinayetleri neden önlenemiyor?
Erkekler neden öldürüyor?
Neden ceza almıyorlar?
Kravat indirimi, iyi hâl indirimi gibi uygulamalar, hatta en son cinsel ilişkiyi reddettiği için haksız tahrik indirimi alan katil var bu ülkede.
Mahkeme salonlarında, öldürülen kadınların değil, katillerin ‘psikolojik durumu’ tartışılırken, nasıl indirim uygulansa diye sebepler üretilirken, hangi kadın güvende?
Tamam, bu sorun sadece Türkiye’ye özgü değil.
Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünya genelinde her on dakikada bir kadın, partneri ya da tanıdığı biri tarafından öldürülüyor.
Avustralya’da yapılan bir araştırma, kadınların %78’inin kendini güvende hissetmediğini ortaya koydu.
Arjantin’de, hükümet politikaları nedeniyle kadına yönelik koruma mekanizmaları zayıflarken, Latin Amerika’da femicide oranları hızla artıyor.
Afganistan’da Taliban yönetimi altında kadınlar hâlâ eğitim ve sağlık hakkından mahrum bırakılıyor, sistematik baskıya maruz kalıyor.
Küresel tablo, kadına yönelik şiddetin coğrafya, kültür ya da din fark etmeksizin, evrensel bir insan hakları krizi olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Peki, bunun sadece kadınların sorunu olmadığını kaç kişi biliyor?
Kadına yönelik şiddetin toplumların vicdanını test eden bir mesele olduğu, bunun yalnızca kadınların değil insanlığın sınavı olduğunu kaç kişi biliyor?
Her yeni cinayet, sadece bir bireyi değil, bir aileyi, toplumu, geleceği de yok ediyor.
Sorun yalnızca yasal düzenlemelerle değil, eğitimden medyaya, ekonomiden sosyal politikalara kadar çok boyutlu bir mücadele gerektirmiyor mu?
Peki, neden susuyoruz?
Ağustos 2025 bize bir kez daha gösterdi ki, kadınlar hâlâ güvende değil.
Rakamlar değişse de zihniyet değişmediği sürece şiddet bitmeyecek.
Her kadın cinayeti, aslında devletin, toplumun ve bireylerin sorumluluğunu hatırlatan birer çığlık.
Ve biz, bu çığlıkları duymazdan geldiğimiz sürece, aynı satırları tekrar tekrar yazmaya ve yaşamaya mahkûmuz.


















