Bazı isimler bir kişiden fazlasıdır. Bir sistemi, bir çürümeyi, bir suskunluk zincirini ve bitmeyen kötülüğü temsil eder. Jeffrey Epstein böyle bir isimdi. O artık hayatta değil (emin değilim !) fakat temsil ettiği karanlık hala aramızda. Çünkü mesele sadece bir adamın suçu değil, o suçun yıllarca nasıl mümkün olabildiği!
Dünyada Epstein gibi insanlar varken hiçbir kadın ve çocuk gerçekten güvende değil zira tehlike yalnızca bir adada, bir malikânede ya da bir lüks jetin gölgesinde değil. Tehlike, güçle, parayla ve nüfuzla örülmüş görünmez bir ağın içinde saklı. Ve o ağ, çoğu zaman mağdurun çığlığını bastıracak kadar büyük.
Üzülerek ve büyük bir kızgınlıkla söylemem gerekir ki, Epstein dosyası bize şunu gösterdi: Çocuk istismarı yalnızca bireysel bir sapkınlık değil, sistematik bir istismar düzeni kurulduğunda, buna göz yumanların, susanların ve koruyanların da suça ortak olduğu karanlık ve ölçüsüz bir ekonomidir.
Ve bu konuda dosyada en sarsıcı olan kanımca, sadece istismar edilenler ve suçlamalar değil, yıllarca süren cezasızlık, hafifletilmiş yaptırımlar, kaybolan dosyalar ve büyük ölçüde parayla ve belki de tehdit ve şantajla dokunulmayan çevreler, kişiler ve de itibarlardı. Güç sahiplerinin yan yana geldiği fotoğraflar, kurbanların çığlıklarının da, çektikleri acıların da önüne geçti.
Hepimiz biliyoruz ki, bir toplumda en kırılgan iki kesim, kadınlar ve çocuklardır. Çünkü hem fiziksel hem ekonomik hem de sosyal olarak daha fazla korunmaya ihtiyaç duyarlar. Fakat küresel ölçekte baktığımızda, insan ticareti ağlarından dijital istismara, savaş ve felaket bölgelerindeki çocuk kaçırma ve cinsel şiddetten aile içi istismara kadar uzanan geniş bir tablo çıkar karşımıza.
Epstein bu tablonun görünür yüzü, hikayenin kötü kişisiydi. Peki, görünmeyen yüzler kimler? Hangi sapkın milyarderler, kraliyet mensupları, liderler, başka hangi saygın(!) ünvanlar ve maskeler var geride?
En tehlikelisi de nedir bilir misiniz?
İstismar çoğu zaman en güvendiğin kişiden gelir. Aile dostun, akraban, öğretmenin, en yakın arkadaşın ya da hayranı olduğun iş insanı, sanatçı, politikacı, hayırsever… Güç konumundaki herhangi biri, korunmaya muhtaç bir çocuğun ya da genç bir kadının hayatına erişim sağladığında, aradaki eşitsizlik suça zemin hazırlar. Bu yüzden mesele yalnızca ahlaki çöküş değil, aynı zamanda güç dengesizliğidir.
Ve en kötüsü, cezasızlık kültürü bu karanlığın en büyük besinidir. Eğer bir toplumda para ve nüfuz, adaletin önüne geçebiliyorsa, kadınlar ve çocuklar her zaman risk altındadır. Çünkü istismarcı her zaman arkasının sağlam olduğunu bilir ve asıl korkutucu olan da budur.
Bugün dijital bir çağda yaşıyoruz. Sosyal medya, dizi ve tv platformları, kapalı mesajlaşma uygulamaları, karanlık ağlarla çevriliyiz ve bunu iyi bir şey sanıyoruz. Oysa çocukların ve gençlerin dünyasına erişim hiç olmadığı kadar kolay.
Küresel raporlar, çevrimiçi çocuk istismar materyallerinin her yıl katlanarak arttığını gösteriyor. Bu yalnızca teknolojik bir sorun değil, önüne geçilemeyen bir ahlaki krizdir.
Ve biz, en yakınımıza dokunmadığı sürece içten içe görmezden geliyor ve yeterince büyük tepkiler vermiyoruz.
Oysa mesele bireysel değil, yapısal.
Epstein dosyasında gördüğümüz şey, elit denilen ağların, sosyal çevrelerin ve çıkar ilişkilerinin nasıl bir kalkan oluşturabildiğidir. Bu yüzden kadınların ve çocukların güvenliği yalnızca bireysel destekle sağlanamaz. Güçlü yasalar, şeffaf soruşturmalar, bağımsız yargı, etkin sivil toplum ve en önemlisi susmayan bir kamuoyu gerekir.
Bir gazeteci ve bir anne olarak soruyorum: Çocuklarımızın ve hemcinslerimizin korunmasında ne zaman şeffaf olacağız? Ne zaman, açılmadan kapanan dosyaları, konuşamayan mağdurları, kimse inanmaz korkusuyla susan çocukları sorabileceğiz?
Epstein öldü ama Epstein düzeni ölmedi. O düzen, gücün denetlenmediği, paranın aklandığı, erkek egemen ayrıcalığın sorgulanmadığı her yerde yaşamaya devam ediyor. Ve biz her sustuğumuzda biraz daha güçleniyor.
Kadınların ve çocukların güvenliği bir sosyal sorumluluk projesi değildir. Bu bir medeniyet meselesidir. Bir ülkenin gelişmişliği, gökdelenleriyle değil en savunmasızını ne kadar koruduğuyla ölçülür.
Eğer dünyada Epstein gibi insanlar varsa, mesele yalnızca onların varlığı değil onları mümkün kılan zemindir. O zemin temizlendikçe, bataklık kurutulmadıkça, çarpık düzen bozulmadıkça hiçbir çocuk gerçekten güvende değildir.
Belki de gerçek sorun Epstein değildir. Onu var eden, besleyen, büyüten ve ondan faydalanan diğerleridir.
Ve gerçek soru şu olmalıdır: Biz buna nasıl izin verdik?
Çünkü cevap, yalnızca bir adamın karanlığında değil, toplumun düzeninde, sistemin işleyişinde ve insanın kendine baktığı aynada saklıdır.


















