Bir orman yanınca yalnızca ağaçlar ölmez. Bir kuşun yuvası, bir sincabın yolu, bir çobanın gölgesi, bir çocuğun hatırası yanar.
Ve bazen bir milletin vicdanı da tutuşur.
Son günlerde ülkemizin dört bir yanından ve güzel Bursa’mdan yükselen dumanlar, sadece gökyüzünü değil, içimizi de kararttı.
Gözümüzün önünde yanan sadece yemyeşil ormanlarımız değildi, doğamız, geleceğimiz, nefesimiz de yandı. Yanan sadece çam ağaçları değildi, umudumuz yandı, hayvanlarımız yandı, yılların emeği yandı, hele ciğerimiz yüreğimiz, kalmadı kül oldu.
Bu yangınlarda yalnızca doğa ölmedi sevgili okur
İtfaiyeciler, ormancılar, gönüllüler öldü. Alevlerin içine girip bir ağacı, bir canı kurtarmak isterken kendi canlarını kaybettiler. Hayatları boyunca doğayı korumak için mücadele eden bu insanlar şimdi o doğayla birlikte toprağa karıştı. Bazılarının adını bile bilmiyorduk. Ama onların cesareti, bu ülkenin gerçek şeref madalyası oldu.
Peki en ön safta olan köylülerimiz, onların kayıpları?
Kimi sabah tarlasına çıkmıştı, kimi ahırındaki ineği sağarken kıyamet koptu. Bir saat içinde bütün geçmişi ve geleceği kül olan insanlar var bu ülkede. Evleriyle birlikte anıları da yandı. Kimisinin çocukluk resmi, kimisinin sandıktaki çeyizi, kimisinin kuruttuğu tütünü, düğününün parası kül oldu. Hepsi gitti.
Peki biz onlara ne verdik?
Başsağlığı dilemekle geçiştirilen bir acıyı mı?
Ahhh bir de yazarken bile gözlerimi yaşartan sessizce ölen canlarımız var, hayvanlarımız.
Konuşamadıkları için sessiz kaldığımız nice canlının alevlerin içinde can çekişerek öldüğünü görmedik mi?
Yanmış kaplumbağalar, kanatları tutuşmuş kuşlar, yanan ormanda son nefesini veren sincaplar.
Onlar ne suç işlemişti?
Doğada bir dengeyi temsil eden bu masum canlıların katli bir doğa değil, bir vicdan soykırımı değil mi?
Yangın, sadece bir doğa katliamı değil, organize bir vicdan cinayetidir kanımca.
Bir orman 30 yılda yetişiyor, 30 dakikada yanıyor. Ama bazı şeyler hiç geri gelmiyor. Mesela o bölgedeki endemik türler. Mesela köylünün geçim kaynağı olan tarlalar bahçeler. Ve en çok da çocuklarımızın tertemiz bir doğada büyüme hakkı.
Yangınlar nedeniyle tahliye edilen köyler, gözyaşı döken yaşlılar, sırtında hayvanını kurtarmaya çalışan kadınlar. Bunlar sadece haber bültenlerine düşen görüntüler değil, ülkemizin gerçeği, acısı, yarası.
Peki biz ne yapıyoruz?
Sosyal medyada birkaç paylaşım, birkaç cılız tepki, sonra yine unutuyoruz.
Halbuki suskunluk suç ortaklığıdır. Bir orman yakıldığında ses çıkarmamak, doğaya karşı işlenmiş bu suça göz yummaktır.
Ormanlar yalnızca doğa değil, vatandır. O yangınlar yalnızca ağaç değil, geleceğimizdir.
Bu yüzden yangınlara karşı mücadele sadece itfaiyecilerin değil, her vicdan sahibi insanın görevidir.
Bir orman yangını, yalnızca bir doğa felaketi değildir. Aynı zamanda ahlaki bir çöküştür. Eğer biz bu yangınlara sadece ekrandan bakıp iç geçiriyorsak, unutmayalım:
Yarın kendi yanışımızı izlerken, bizi kurtaracak kimse kalmayacak.
Bugün sessiz kaldığımız her can, yarın boğazımızda bir çığlık olarak düğümlenecek.
Ekran karşısında üzülüp, “çok yazık” deyip sonra hayatına aynen devam eden herkes, bu yangınların dumanını soluyan son çocuk kadar sorumludur.
Klavye başında ahlak gösterisi yapmak vicdan değildir. Gerçek vicdan, harekete geçmektir.
Yani doğayı korumamak sadece vicdansızlık değil, uluslararası bir suçtur.
Ve bir gün, bu ihmallerin bedelini yalnızca ağaçlar değil, hepimiz ödeyeceğiz.
|


















