İki yıl önce 7527 nolu Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun yürürlüğe girmesi ile birlikte tüm Belediyelere sokaklardan köpekleri toplama zorunluluğu getirilmişti. Şu an sokaklarda köpek neredeyse yok gibi, peki bu kadar köpek nerede? Bakımevlerine giren köpeklerin tekrar alındığı yere bırakılmaması nedeni ile köpekler önce bakımevlerinde sıkışık halde birlikte yaşamak zorunda kaldılar, sonra da hızlıca yapılmaya çalışılan doğal yaşam alanlarına alındılar. Bu süreçte olabileceğini öngördüğümüz her türlü olumsuzluk oldu maalesef.
Ölümler: Gerek toplama gerekse kalabalık barındırma zorunluluğu çok sayıda ölümü beraberinde getirdi. Planlanan sayıdan fazla şekilde barındırılmak zorunda kalınan köpekler hastalık ya da kavgalar sonucunda öldüler.
Hastalık: Sıkışık barındırma başta solunum sistemi olmak üzere tüm hastalıklara davetiye çıkarttı. Stres nedeni ile baskılanan immun sistem, kronik olarak taşınan hastalıkların aktif hale gelmesine neden oldu.
Hayvan refahı ve davranış problemlerinin artışı: Hayatı boyunca kısıtlanmamış köpekler kapalı bir alanda yaşamak zorunda bırakıldılar. Özgürlük kaybı, popülasyon baskısı ve endişe pek çok davranış problemini beraberinde getirdi.
Yaban hayvanları ile insan teması: Sokakları yaban hayvanlarından savunan köpekler olmadığında vakum etkisi ile ayılar, tilkiler, domuzlar ve pek çok yaban hayvanı şehirlere inmeye başladı. Doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi ve ormanlara doğru ilerleyen şehirler nedeni ile oluşan insan baskısı, yaban hayvanlarının aç kalmasına ve kolay yemek olarak gördükleri çöp kutularına doğru yönlenmelerine yol açtı. Kuduz aşıları olan sahipsiz hayvanlar, gerek fiziksel gerekse immun bariyer olarak ortadan kalktılar ve halk sağlığı riske girdi.
Sahiplenmede yaşanan zorluklar: Kat mülkiyeti kanunu ile ilgili kolaylık sağlanmaması nedeni ile bakımevlerinden sahiplenilecek köpeklerin akıbeti komşuların iyi niyetine bırakıldı, toplumsal barış zarar gördü.
Hayvanseven insanların yaşadığı psikolojik baskı: ‘Çok seviyorsan al evinde bak!’ baskısı ve empati yorgunluğu, toplumsal huzura zarar verdi, insanlar arasında gereksiz gerginliklere neden oldu, çoğu insanın psikolojisi bozuldu, hatta saldırılar nedeni ile hayatlarından oldular.
Halk - Belediye gerginliği: Tüm mahalleli tarafından sevilen, tanınan köpekler toplanmak zorunda bırakıldı, toplama ekipleri ile vatandaş arasında tartışmalar yaşandı ve belediyeler günah keçisi oldu, sorunun ana kaynağını aramak yerine, zincirin son halkasına yüklenilerek tüm öfke oradan çıkartıldı. Barınak veteriner hekimleri her gün saldırıya ve psikolojik baskıya maruz kaldılar, çoğu deneyimli bakımevi veteriner hekimi emekli olmayı seçtiler. Sadece vatandaş değil kanun koyucular tarafından da sürekli bir inceleme altındalar.
Orman arazilerinin tahribi: Orman ya da mera statüsündeki alanlar, doğal yaşam alanı için tahsis edildi, ormansızlaşmanın önü açıldı. Kısıtlı alanda yaşamak zorunda bırakılan köpeklere, iç-dış parazit açısından sürekli ilaç kullanmak zorunda kalındı, toprak daha fazla kimyasala maruz kaldı.
Maliyet: Daha önce halk tarafından beslenen köpekler için belediye kasasından mama ve ilaç alındı. Doğal yaşam alanlarının yapımı için harcanan para, karşılanamaz denilen kısırlaştırma maliyetlerini kat be kat aştı.
Ülke prestiji: Dünyada bir örneği olmayan doğal yaşam alanları nedeni ile ülke hayvan refahı açısından sınıfta kaldı. Sokaktaki kedi ve köpekleri ile ilgi çeken ülkemizde turizm olumsuz etkilendi, karar uluslararası arenada tepki topladı.
Hiç mi olumlu bir yanı yok diyenleri duyar gibiyim. Sokakta açlık, hastalık ve şiddete maruz kalmalarındansa özgürlüklerinin kısıtlanması daha iyi diyebilirsiniz ancak bunun bir çözüm olmadığını tekrar hatırlatıyorum. Bakımevlerinde artan sayı nedeni ile çok sayıda köpek hala kısırlaştırılmadığı için üremeye devam ediyor. Merdiven altı üretime bir kısıtlama getirilemedi, saf ırk (!) köpek üretimi durdurulamadı, köpeğini terk eden kaç kişiye ceza kesilebildi merak içindeyiz hepimiz. İşin kötüsü günah keçisi ilan edilen hayvanlara karşı şiddet sarmalı durmadan artıyor.
Başka bir çözüm mümkün müydü? Kesinlikle evet, tahsis edilen kaynaklar, kısırlaştırma ve sahiplendirilme için harcanabilseydi durum çok farklı olurdu. Yaşam hakları devletin koruması altında olan tüm canlıların vebali her zaman hepimizin üstünde olacak. Bilimle kalın…





















