İnkılâbın hedefini kavramış olanlar daima onu muhafazaya muktedir olacaklardır.
Mustafa Kemal ATATÜRK
Türkiye Cumhuriyeti önceki dönemden (Osmanlı Devleti’nden) aldığı reformları çağdaşlık süzgecinden geçirerek devrimleştirmişti. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde gerçekleşen çağdaşlaşma hareketinde, üzerinde durulan reformlardan biri de Şapka ve Kılık Kıyafet Devrimi olmuştu.
Şöyle ki; Osmanlı İmparatorluğu’nda batılılaşma (Avrupaî) hareketleri 18.yy’da başlamıştı. Askeri alanda başlayan ıslahatlar zamanla sivil hayatı da etkilemişti. Toplumun bütününe yayılan değişim II. Mahmut’la birlikte ortaya çıkmıştı. Avrupa’ya gönderilen elçilerin de bu değişimde payı büyüktü. II. Mahmut döneminde ilk kez Avrupa’ya öğrenci gönderilmesi batı kültürünün, Avrupa’nın yakından görülmesini ve tanınmasını sağladı.
Öncelikle askeri alanda kıyafet değişimi yaşanmıştı. III. Selim döneminde Bostancılara ve Nizam-ı Cedit askerlerine şubara denilen dar paçalı, üstü bol pantolonlar ve uzun mintanlar giydirilmesi gerçekleşmişti. Askere Fransız örneği üniforma giydirilmesi Nizam-ı Cedit’e karşı düzenlenen ayaklanmanın görünür bahanesiydi. Kıyafet reformu, batı tarzı giyim bir isyanın hem de devlete karşı bir isyanın nedeni oluyordu. Söylem ise “İslâm askerilerini gâvurlaştırmak” içeriğiyle giysi, dinsel bir kimliğe bürünüyordu (Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, s.195).
II. Mahmut döneminde de yeni kurulan düzenli ordunun kılık kıyafetinde değişim yapılmıştı. “Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye” ordusu adıyla kurulan düzenli ordunun kıyafeti, Avrupa tarzında ceket, pantolon, fes ve potin olarak yeniden düzenlenmişti. Artık devlet görevlilerinin ceket, pantolon, potin; başlık olarak da fes giymesi esas kılınmıştı.
Askerî kıyafetlerde yapılan yenilikler sivillerin kıyafet değişimlerinden farklıydı. Çünkü kıyafet tercihlerinde askerin giyeceği kıyafetlerin rahat olması, savaşmasına engel olmayacak giysilerin tasarlanması, cephede konforlu yaşam sürmesini gerektirecek tarzda kıyafetlerin seçilmesi, hafif ve koruyucu olması esas alınırken; sivillerin kıyafetlerinde moda, ekonomi, gösteriş gibi etkenler yer almaktaydı. Bu sebeple döneminde gerçekleşen askerî kıyafetlerdeki değişimlerin sadece batılılaşma gerekçesiyle açıklanması yetersizdir.
II. Mahmut’un kıyafet reformunu eleştiren yabancıların yanında (İngiliz Amiral Slade, Mareşal Marmont gibi) Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa da Fransız gazeteciye verdiği demeçte şu eleştiride bulunacaktı:
“Bâb-ı Âlî, sivilizasyonu ters taraftan alıyor. Bir milleti kalkındırmanın yolu ona apolet ve dar pantolon giydirmek değildir. Kıyafet, topal bir insanı dimdik bir insan yapmaz. Kıyafetten başlayacakları yerde önce halkın kafasını aydınlatmak gerekirdi. Bize bakın; biz her çeşit okul açtık. Gençlerimizi Avrupa’ya gönderiyoruz. Biz de Türküz; fakat biz, bize yön verecek güçte olan uzmanların tavsiyelerini dinleriz.”(Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, s.196).
Kıyafetlerde yapılan değişimlerde kadınlar da etkilenmekteydi. Kadınların giydikleri feracenin zaman zaman ince ve renkli kumaşlardan dikilmesi üzerine çeşitli tebliğlerle yasaklanması yoluna gidilmişti. Türk kadının iffetini ve namusunu koruması yönünde uyarılarla kadının giyimi ahlâk olgusuyla bir kez daha bir araya getirilmiştir. Örneğin III. Selim döneminde padişahın vezirine hitabı dönemin bakış açısını yansıtmaktadır:
“Benim vezirim:
Kadınların çarşı pazarda açık renk feracelerle gezip edepsizlik ettiklerini gördüm. Bundan sonra açık renk ferace ve haddinden fazla yaka giymeyeceklerdir. Böyle edebe uygun elbise giymeyenlere çok ağır cezalar vermeni emrediyorum..” (Ali Seydi Bey, Teşrifat ve Teşkilatımız, s.266).
II. Abdülhamit döneminde 1904 yılında yayınlanan bir tebliğde de kadınların yüzlerini örtmedikleri, ince ve kolsuz feracelerle dolaştıkları, bu şekilde dine karşı gelen kadınların cezalandırılmaları belirtilmekteydi (Ali Seydi Bey, Teşrifat ve Teşkilatımız, s.266-267).
Osmanlı Devleti’nde modayı takip edenler saraya mensup Müslüman kadınlardı. Değişim önce sarayda (öncelikle giysi aksesuarlarında başlamış) yaşanmış daha sonra ekonomik gücü iyi olan ailelere yansımıştır. Avrupa’ya yapılan seyahatlerle birlikte bu etki daha da hızlı şekilde yaygınlaşmıştır.
İkinci Meşrutiyet döneminin kadın kıyafetlerine bakıldığında değişim kadın dergilerinde de kendini göstermektedir. Öncelikle toplumun kadına bakışı kıyafette değil kadının kültürel anlamda donanımının sağlanması olmuşken daha sonraki çalışmalar kıyafet konusunda müdahaleye varmıştır. Dönemin etkin ve iktidar partisi İttihat ve Terakki Partisi, Türk Ocaklarıyla birlikte kadın kıyafetini düzenleme çalışmaları başlatmıştır.
Özellikle kadının çalışma hayatına başlaması daha rahat, kullanışlı kıyafetlerin olmasını gerekli kılmış peçe ve çarşaf tercihi azalmıştır. İttihat ve Terakki Partisi’nin öncü isimlerinden Enver Paşa, Ekim 1916’da Birinci Ordu Kadın İşçi Taburu kurulması hazırlıklarında talimatnamede kadın işçilerin şalvar, ceket ve başörtüsü takmalarını ve uzunca bir elbise giymelerini esas kılmıştı (Necdet Aysal, “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Giyim ve Kuşamda Çağdaşlaşma Hareketleri”, s.10).
II. Mahmut zamanında tanışılan “fes”in, sadece bir başlık olmasına rağmen çeşitli kişi ve gruplarca zamanla dini bir başlık olarak yansıtılması, fesin dini bir başlık olarak nitelendirilmesine sebebiyet vermişti. Hem II. Abdülhamit döneminde hem meşrutiyet döneminde fesi diğer başlıklara (kalpak) karşılık dini gösterge olarak savunanlar çıkmıştı.
Genç bir subay olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün diğer aydınlar gibi şapka giyenlerden birisi olarak söylediği şu sözler önemlidir:
“Şapka giymenin caiz olmayacağını söyleyenler vardır. Onlara diyeyim ki, çok gafilsiniz ve çok cahilsiniz ve onlara sormak isterim: Yunan serpuşu olan fesi giymek caiz olur da şapkayı giymek neden olmaz?” (Necdet Aysal, “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Giyim ve Kuşamda Çağdaşlaşma Hareketleri”, s.9).
Birinci Dünya Savaşı sırasında güney cephelerine sevk edilen askerin başında Enver Paşa ile anılan “Enverî” (kabalak) isimli başlık da kıyafet literatüründe yerini almaktadır.
Balkan Savaşları’nın ardından uluslaşma sürecinin başladığı dönem Türkçülük politikasıyla sağlam bir ideolojiye bağlanıyordu. Ulus-devlet anlayışıyla örgütlenen yapı Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’yla işgal dönemine giriyordu. Devletin kozmopolit yapısı sadece askeri ve siyasi alanda değil görsel anlamda da vatandaşların kıyafetleriyle görülebiliyordu. Bu ayrılık ve farklılıklar düşman güçlerine güç veriyordu.
Bir İngiliz subay Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını karşılamaya gelen halkı şu cümlelerle tanımlıyordu:
“Karşılamaya gelen halkın kiminin başında fes, kimininkinde kalpak, kimininkinde sarık, kimi başına bir bez parçası bağlamış; kiminin sırtında aba, kiminde cepken, kiminde yelek; kiminin bacağında şalvar, kiminde pantolon, kiminde uzun beyaz külot; kiminin ayağında çarık, kiminde yemeni, kiminde iskarpin, kiminde potin…Demek ki bunlar henüz ulus değil!..” (Necdet Aysal, “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Giyim ve Kuşamda Çağdaşlaşma Hareketleri”, s.11-12).
İşgal dönemiyle birlikte yaşananlar Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ayak basmasıyla başlayan Milli Mücadele süreci, Türkiye Devleti’nin, bağımsız, özgür Türkiye Cumhuriyeti’nin doğmasını sağlamıştı.
Mustafa Kemal Atatürk birçok devrim gibi kıyafet devrimini de daha örgütlenmenin sağlandığı 1919 yıllarında planlamıştı. 7 Temmuz 1919 Erzurum’da bir gece Mazhar Müfit (Kansu)’e yazdırdığı ve gizli tutmasını söylediği devrim maddelerinden ikisi kıyafetle ilgiliydi:
“-…Üç: Tesettür (örtünme) kalkacaktır. Dört: Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka giyilecektir…”. Bu olaya İbrahim Süreyya (Yiğit) da şahit olmuştur (Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, s.149).
Ankara’da yeni meclis kurulduğunda meclise verilen önergeler arasında fes yerine kalpak giyilmesi önerisi yapılmıştı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 29 Nisan 1920 tarihli oturumunda Bursa Milletvekili Operatör Emin Bey ve Sinop Milletvekili Şevket Bey’in öneride bulunmuşlardı (TBMM Zabıt Ceridesi, 29 Kasım 1920 (1336), C.I, Devre:1). Bu öneri Çorum Milletvekili Haşim Bey, Bolu Milletvekili Tunalı Hilmi Bey, Sivas Milletvekili Mustafa Taki Bey gibi isimlerin konuşmalarıyla reddedilmiştir. Meclisin ikinci oturumuna başkanlık yapan Celalettin Arif Bey tarafından yapılan açık oylamada önerge oy çokluğu ile reddedilmiştir.
Sonuç olarak; tarih boyunca önemli bir değer olan kılık-kıyafet zamanın şartlarına ve değişimlerine göre çeşitli medeniyetlerde değişime uğramıştır. Bunun doğallığı yanında Osmanlı Devleti gibi kozmopolit ve çok kültürlü devletlerde görüntü çeşitliğine yol açarak ülkenin bütünlüğüne dolaylı yönlerden olumsuz etkisi görülür. Ayrıca ulus devlet olma yolundaki adımlarda bu çok farklılık sadece kıyafette olmayacağı gibi pek çok alanda tehlike arz eder ki yakın tarihimizde bu ayrışma, devletin kutuplaştırılmış kültür zenginliği işgal kuvvetlerine güç vermiştir.
Balkan Savaşları sonrası başlayan ulus devlet olma süresinde kıyafette de birliğin sağlanması önem kazanmıştır. Ancak savaşlar bu değişime imkân tanımamıştır. Ama yine de aydınlar arasında batı tarzı kıyafetler yaygınlaşmıştır. Mustafa Kemal Atatürk de şapka giyen bu aydınların öncüsüdür. Kalpak fesin yerini almış hatta Milli Mücadele’nin de simgesi haline gelmiştir. Kıyafetteki bu değişimler 1925 tarihli “Şapka Devrimi” ile nihaî hedefine ulaşmıştır. [Bu konunun geniş ve ayrıntılı bilgisi için bkz. Betül Batır-Feyza Uluumay Gökalp, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Giyim Kuşam”, 100.Yılında Şapka İnkılâbı ve Kazanımları, Editör: Prof. Dr. Behçet Kemal Yeşilbursa, Çanakkale: Paradigma Yayınları, Kasım 2025 (Basım aşamasında)].
Bu yıl Şapka Devriminin 100.Yılı. Şapka dolayısıyla kılık kıyafet devriminin 100.yılı, çeşitli kurum ve kuruluşlar, STK’lar tarafından farklı etkinliklerle anılmaktadır. Bu etkinliklerden biri olarak Türk Kadınlar Birliği Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Tijen Sözeri Barın koordinesinde yönetim ve yürütme kurulunun etkin olduğu bir program planlanmıştır. Danışmanlığı tarafımdan yapılan projemizde Türk Kadınlar Birliği Bursa Şubesi, Sayın Sevtap Şirin’in “Harem’den Cumhuriyet’e Türk Kadınının Özgürleşmesi” başlıklı fotoğraf sergisi ve Bursa Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takılar Müzesi Müdürü Sayın Feyza Uluumay Gökalp’in belirlediği şapka koleksiyonu ile 22 Ekim 2025’de Bursalı tarih severleri konuk edecektir. Türk Kadınlar Birliği Bursa Şubesi’nin İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Osmangazi Belediyesi, Nilüfer Belediyesi, Mudanya Belediyesi ve Uluumay Vakfı ile birlikte saat 15.00’de Bursa Güzel Sanatlar Galerisi’nde düzenleyeceği serginin fotoğrafları Türk Kadınlar Birliği İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Sevtap Şirin tarafından oluşturulmuştur.
Türk Kadınlar Birliği Bursa Şubesi’nin üye hanımlarının şapkalarıyla, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mustafa Bozbey ve eşi hanımefendiyi tarihi binada ziyaretlerinin ardından Güzel Sanatlar Galerisi’nde başlayacak sergi açılışı, Prof. Dr. Behçet Kemal Yeşilbursa’nın editörlüğünde hazırlanan Şapka Devriminin 100.Yılı anısına yayınlanan 100.Yılında Şapka İnkılâbı ve Kazanımları isimli kitabın tanıtımı ile devam edecektir. Dernek Cumhuriyet etkinliklerini 24 Ekim 2025 Cuma gecesi düzenleyeceği “Cumhuriyet Balosu” ile taçlandıracaktır. Sergi ve kitabın imzası ise 10 Kasım 2025 tarihinde Atatürk Haftası etkinlikleri kapsamında Mudanya Belediyesi ile birlikte Cumhuriyet Evi Galerisi’nde tekrarlanacaktır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde Cumhuriyet’in öncü kadınlarının anılacağı, çağdaş Türk kadınlarına örnek olan yaşamların aktarılacağı etkinliklerde toplumsal hafızanın canlı tutulması hedeflenmektedir. Çağdaş, çağı takip eden nesilleri yetiştirmenin yolu tarih bilincinden geçer.
Tüm tarih sevdalılarını, tarihimize sahip çıkan dostlarımızı etkinliklerimize bekliyoruz. Yaşasın Cumhuriyet!..
Kaynakça
Ali Seydi Bey, Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman 1001 Temel Eser, Hzr. Niyazi Ahmet Banoğlu, Tarihsiz.
Aysal, Necdet, “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Giyim ve Kuşamda Çağdaşlaşma Hareketleri”, ÇITAD, X/22, (2011/Bahar), s.3-32.
Berkes, Niyazi, Türkiye’de Çağdaşlaşma, 6. Baskı, Yay.Haz. Ahmet Kuyaş, İstanbul:YKY, 2004.
Kansu, Mazhar Müfit, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I, Ankara: TTK Yayınları, 2009.
TBMM Zabıt Ceridesi, 29 Kasım 1920 (1336), C.I, Devre:1, Ankara: TBMM Matbaası, 1960, s.149.


















