Öğretmenlik mesleğiyle, insana dokunuşuyla, gelecek yaratmasıyla kutsal, farklı, değerli mesleklerden birisidir. Öğretmen kendi kanından olmayan çocuklara da öz çocuğu gibi yaklaşan kanından canından ayırmayandır.
Öğretmenin değerini aslında herkes ilkokul öğretmeninde görür, yaşar. Anne/babasından sonra en yakınıdır öğretmeni. Ben de sabun kokulu öğretmenimi birinci sınıfta tanıdım. Rahime Kutsal soyadı gibi ulvî bir hanımdı, anne sıcaklığına sahipti, uzun dalgalı saçlarını severdik. Sevgili öğretmenimi hiç ama hiç unutmadım/k. O da bizi.

Öğretmenin kutsal bir varlık olduğunu ailemin anılarında da yaşadım, bizzat tanık oldum bazılarına. Önce 1954’de başlayan Samsun Yukarı Çinik köyünde at üzerinde şehre inip at üzerinde köylerine çıkmak zorunda olan 22 yaşında Fahriye ve 24 yaşında Orhan öğretmenlerinin hikâyelerini dinledim. Köydeki mücadeleleri, eğitim için seferberliklerini dinledim. Köy Enstitüsü mezunu iki idealist öğretmen öğrendiklerini uyguluyordu iki göz odalı okulun sınıfında. Bitişik oda da evleriydi.
Buradan sonraki görev yerleri Bursa’nın Gölcük dağ köyü. Görev yeri olarak gittikleri köyde ahali şaşırmış -burada okul yok ki sizi kim gönderdi beyim diyerek karşılamışlardı. Orhan öğretmen Ankara’ya gidip işin aslını öğrendi. Gerçekten okul yoktu köyde, Bakanlık bu kez de Bursa Ağaköy’e görevlendirdi onları 60’lı yılların Türkiye’sinde. Ağaköy’de mutluydular, köylüyle dost oldular, Fahriye öğretmen kadınlara biçki-dikiş, gece dersleri verirken, Orhan öğretmen gece kahvede erkeklerle sohbet ediyordu. Zaman zaman eğlenceler düzenliyorlar, sazlar sözler köylüyle kaynaşmışlardı. Köy ve köylüyle birlikte gelişiyor ve ülkeyi aydınlatıyorlardı.

Birkaç yıl sonra Bursa merkezde öğretmenliklerini devam ettirdiler. Benim tanık olduğum anlardan birincisi 2010 tarihinde Ağaköy’den. Fahriye öğretmen 78 yaşlarında, Ağaköy’e gittik. Okulunu ziyaret etti, arkadaşım dediği köyde tanıştığı yaşıtına uğradı, konuştular dertleştiler. Öğrencileri geldi hepsi torun sahibi, ölenleri duydu üzüldü. Ama köyde hâlâ aradan elli yıla yakın zaman geçmesine rağmen Fahriye ve Orhan öğretmenlerin yaşadıklarını, anıldıklarını duyması, torunum dediği etrafını saran küçük çocukların dahi onlardan haberdar olması tatlı bir hüzün yaşattı ona
İkinci anı 2011 Samsun Yukarı Çinik köyü. Fahriye öğretmenle birlikteyiz bu kez at üzerinde değil. Araçla gidince, yakınmış köyümüz ama eskiden yarı yürüyerek yarı atla ne kadar zorlanırdık dedi. Burada menenjit olmuş bir kış büyükannem. Büyükbabam ölecek hanım diye perişan, ateşi düşmüyor sayıklıyor. Şehirden hekim getirmişler, penisilin bilenen bir ilaç değil köyde tek doz var o da kilitli sağlık dolabında. Hekim dolabı kırıyor penisilin enjekte ediyor büyükannem günden güne iyileşiyor. Onu anlattı bana. Köye girdik, burası dedi okul ve evimiz. Karşıda Mehmetler vardı öğrencim. Karşıya eve baktık kapının önünü süpüren 38-40 yaşlarında bir bey. Size Fahriye öğretmeninizi getirdim dedim, durdu -Babamın öğretmeni bilirim [ oysaki onlar köyden ayrıldığında O daha doğmamış], hoş gelmişsiniz ama babamı geçen hafta kaybettik dedi. Büyükannem baş sağlığı diledi, hüzünlendi ardından- benim Refiyem vardı, sarı saçlı kurdelelerini ben takardım saçlarını örerdim, hiç yanımdan ayrılmazdı deyince o benim halam şimdi çağırırım diyerek bizi içeri aldılar. Refiye kızı geldi büyükannemin 65 yaşlarında elini öptü hâlâ ilkokul öğrencisi kadar heyecanlıydı, sarıldılar ağladılar.

Refiye teyze -öğretmenim seni hiç unutmadık, sen biz kız çocuklarına, kadınlara öyle bir terbiye verdin ki biz de bu dağ köyünde çocuklarımızı yetiştirdik. Sakız çiğnerken bile seni andık, ya o kıyafetlerin kırmızı kadife elbisen hâlâ aklımda diyerek anılarını bir bir anlattı. Kâh gülüştüler, kâh ağlaştılar. Ben fotoğraflarını çektim. Ve öğretmenim şimdi köyümüzün bir okulu yok kapattılar dedi. İçimiz yandı.
Ertesi günü eğitim aldığı Ladik Akpınar’a gidince büyükannem bu kez hem anılar karşısında hem de binalar karşısında gözyaşlarına boğuldu. Kantini, yemekhaneyi, yatakhaneyi, reviri, etüt merkezini, lojmanları, yaşadıklarını daha neler neler anlattı.
Bunun gibi bir çok anı, bir çok hikâyesi var öğretmenlerimizin. Bitli başını, sümüklü burnunu temizlemekten hiç gocunmaz ilkokul öğretmeni, elâlemin çocuğu diye bir söz yoktur dağarcığında tüm dünya çocukları onundur.

İşte bu değerli varlıklar, öğretmenlerimiz aslında insanın var oluşundan beri var. Eğitim, öğrenme ve öğretme ihtiyacı tarih boyunca var olmuş öğretmen de bilgiyi aktaran görevinde bulunmuştur. Sadece bilgi değil zaman zaman sevgi, şefkat, sıcaklık. Yakın tarihimizde Tanzimat reformlarıyla birlikte bağımsız bir meslek kurumu olarak 16 Mart 1848 tarihinde kurulan Darülmuallimin [Erkek Öğretmen Okulu] (1870’de Darülmuallimat [Kız Öğretmen Okulu] ile birlikte başlayan mesleki eğitim bugün Eğitim Fakülteleri temelinde ve lisans düzeyinde öğretmenler yetiştirmeye devam etmektedir. Ahmet Cevdet Paşa, Satı Bey, Ethem Nejat, Ayşe Sıdıka Hanım, Selim Sırrı, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Nafı Atuf Kansu, Ali Haydar, Muallim Cevdet, Vasıf Çınar, Mustafa Necati, Dr. Reşit Galip, Hasan Âli Yücel, İsmail Hakkı Tonguç daha niceleri. Aklıma gelen birkaç isim olarak yazabildim yoksa eğitim hayatına hizmet etmiş o kadar çok, değerli öğretmenlerimiz var ki listeyi sayfalarla tamamlayamayız.
Öğretmenlerin anılarını dinlediğimizde Darülmuallimin’den bugüne kadar geçen sürede yaşanmışlıklar, tecrübeler çok. Osmanlı Devleti’nden devralınan öğretmen okullarının ve öğretmen yetiştirme politikalarının Türkiye Cumhuriyeti’nde yeniden ele alınması ile öğretmen okullarında yapılan reformlarla özellikle köye eğitimin ulaştırılması hedeflenmişti. Eğitmen projesi ile eğitmenlerin köylerde ilk üç sınıfa temel eğitimi kazandırması ve akabinde Köy Enstitüleri köye eğitimin ulaştırılması yönünden kıymetli girişimlerdi. Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un önderliğinde 17 Nisan 1940 tarihli yönergeleriyle açılan Köy Enstitüleri öğretmen değerine ve mesleğine katkılar sağladı. Metot, model, anlayış, uygulama ile top yekün eğitim ve öğretmen algısında bir değişim yarattı. Etkileri ve izleri günümüze kadar uzandı ve geleceği de yönlendirebiliyor. Seksen dört yıllık kurumların değerini hâlâ hissediyor olmamız önemli bir değerdir.

Bursa Osmangazi Belediyesi eğitim tarihimize ışık tutan bu iki kıymetli eğitimci, iki dost, meslektaş, kültürel reform kardeşlerini Osmangazi Belediyesi’nde buluşturdu. Günümüz gençlerine ışık tutan iki farklı yerde açtıkları Hasan Âli Yücel Dünya Klasikleri Kütüphanesi ve İsmail Hakkı Tonguç Bağış Kütüphaneleri ile yeni nesile, bu eğitimci önder kişileri yeniden öğrenme ve anlama fırsatını tanıdı. Bu faydalı hizmetlerin yanında 2024 yılını “Yılın Aydını Hasan Âli Yücel” ilan ederek çeşitli etkinliklerde Yücel’i ve dönemini yeniden değerlendirme imkanı sundu. Etkinlikler yıl sonuna kadar da devam edecek. Öykü yarışması, söyleşiler, sergiler, kütüphane açılışı ve nihayet Hasan Âli Yücel adına düzenlenen bir günlük sempozyumla Cumhuriyet, eğitim, kültür, sanat ve edebiyat alanlarında günümüze uzanan bilgiler konuşulacak. Sempozyumun düzenlenmesinde başta Bursa Osmangazi Belediye Başkanı Sayın Erkan AYDIN olmak üzere Osmangazi Belediyesi Kültür İşleri Müdürlüğü’nde emeği geçen tüm ekibe ve bilgi birikimlerini paylaşmak üzere sempozyum davetini kabul ederek bildirileriyle destek verecek tüm kıymetli bilim insanlarına teşekkürlerimizi iletmeyi zevkli bir borç bilirim.
Bu arada yazının başlığında Hasan Âli Yücel’i kastederek “Maarif Baba” dememin sebebini söylemek isterim. Birincisi Hasan Âli Yücel’in Türkiye Cumhuriyeti’nde uzun bir dönem Maarif Bakanı olması, diğeri ise yine bizzat tanık olduğum anıdır. Rahmetli Canan Yücel Eronat hanımefendi ile büyükannemin karşılıklı konuşmaları sırasında büyükannem, -bizim Maarif Babamızın kızıyla, kardeşimle sohbet ediyor olmak ne güzel demişti. Ve sohbetleri anılarıyla devam etmişti. Kıymetli büyüklerimi saygı ve özlemle anıyorum.
Öğretmenler günü haftasında tarihimizde iz bırakan öğretmenlerden Hasan Âli Yücel’in anılacağı “Cumhuriyet, Eğitim, Kültür ve Sanatta Hasan Âli Yücel’den Günümüze İletiler” isimli sempozyumda Bursa ve diğer şehirlerden katılacak alanında uzman bilim insanları bildiriler sunacaklardır. 22 Kasım’da yapılacak sempozyum, saat 09.00 ile 18.45 arasında Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’nde yapılacaktır. Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Bursa Şubesi Hasan Âli Yücel Mandolin Orkestrası’nın, Şef Dilek Sevüktekin Görgülü yönetiminde müzik dinletisiyle başlayacak etkinlikte program sırasına göre açılış konuşmalarını Doç. Dr. Betül Batır, YKKED Kurucu Genel Başkanı Prof. Dr. Kemal Kocabaş, Hasan Âli Yücel’in torunları Âli Eronat ve Prof. Dr. Güzel Yücel Gier ile Osmangazi Belediye Başkanı Sayın Erkan Aydın yapacaklardır. Etkinliğin açılış konferansını Prof. Dr. Yakup Kepenek gerçekleştirecektir. Birinci panelde Hasan Âli Yücel’in düşünce ve kültür anlayışından günümüze iletiler konusunun ele alınacağı oturumda Prof. Dr. Güzel Yücel Gier, Âli Eronat, Prof. Dr. H. Haluk Erdem ve Doç. Dr. Betül Batır konuşacaklardır. İkinci oturumda ise Yücel’in eğitime bakışından günümüze iletiler konusuyla Prof. Dr. Songül Sallan Gül, Prof. Dr. Ahmet Yıldız ve Prof. Dr. Figen Kıvılcım Çorakbaş sunum gerçekleştirecektir. Üçüncü oturumda Yücel’in sanata bakışından günümüze iletiler konusuyla Prof. Dr. Oğuz Makal, Prof. Dr. Kelime Erdal, Prof. Dr. Nesrin Karaca ve Prof. Dr. Ayfer Kocabaş konuşacaklardır. Sempozyumun son panelinde Cumhuriyet gazetesi yazarı Orhan Bursalı, 16 ve 22’nci dönem CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı, Prof. Dr. Rıfat Okçabol ve Prof. Dr. Kemal Kocabaş, Yücel’den günümüze eğitim ve kültür dünyasına dair tartışmaları ele alacaklardır. Sempozyumun değerlendirme ve kapanışını ise Prof. Dr. Yakup Kepenek ve diğer oturum başkanları gerçekleştirecektir.
Bu zengin içerikli ve birbirinden kıymetli bilim insanlarını dinlemek üzere tüm Bursalıları ve yolu Bursa’dan geçenleri Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’ne bekliyoruz. Bu vesileyle “24 Kasım Öğretmenler Günü” başta Yüce Önderimiz, Başöğretmenimiz Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, Hasan Âliler, Tonguç Babalar, Nakiye (Elgün) Öğretmenler, Refet (Angın) Öğretmenler, Şemsi Efendiler, Zehra Öğretmenler, daha nice nice isimlerini yazmadığımız dünün, bugünün, yarının tüm öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun.
Unutmayın nerede başarı (yaşam) varsa orada bir öğretmenin ektiği tohum vardır!
Yazının devamı niteliğinde bir sonraki yazımda öğretmenlerin ve eğitimin günümüze uzanan sorunlarını Sempozyum değerlendirmesiyle birlikte ele alacağım.


















