Türkiye Avrupa’nın hatta dünyanın merkezinde bir devlettir. Dünyadaki gelişmelerden Türkiye uzak tutulamaz ve tutulamamıştır. Mutlaka bu gelişmelere ortak edilmiştir. Tarih boyunca yaşanan tüm olaylara, gelişmelere, savaşlara ve barışlara Türkiye dahil edilmiştir. Yakın tarihimizin polemiği olan tartışma konusu edilen Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girişi aslında yıllar öncesi başka bir şekilde gerçekleşmiş siyasi bir platformdur. Türkiye devleti, dünya siyasetindeki yerinin, stratejik konumunun önemini ve gücünü hatırlamalıdır. Türkiye bu anlamda güçlü ve tarih boyunca siyasi dengelere yön vermiş köklü devletlerden biridir.
Yakın tarihimize dünya tarihi açısından bakarak bu durumu örneklendirelim. Türkiye’nin de üyesi olduğu (1910) Parlamentolararası Birlik (Inter-Parliamentary Union) ne zaman, nasıl ve hangi amaçla kuruldu? Osmanlı Devleti’ni kimler temsil etti? I. Dünya Savaşı’na giden süreçte dünya barışını sağlama da neler yaşandı? Kısa bir özet geçelim.
Avrupa’da 1815 tarihli Viyana Kongresi’yle bir denge politikası oluşturulmuştu. Çok geçmeden bu denge 1830, 1848 özgürlük devrimleriyle sarsıntıya uğramıştı. Bu dönemde birçok ülke özgürlük savaşı vermeye başladı. Özellikle 1848 devrimiyle İtalya, Almanya, Fransa, Avusturya, Polonya, Romanya ve Macaristan’da büyük sarsıntılar yaşandı. Bu özgürlük arayışlarının temel nedeni sanayi devrimi sonrası oluşan işçi sınıfının çalışma haklarını aramasıyla başlayan özlük hakkı arayışlarının toplumsallaşmasıydı. Kötü çalışma şartları işçiyi, artan nüfus yetersiz toprakla köylü sınıfı ezmişti. Ortaya çıkan bu haksız yapı hareketliliğe sebep olmuş, bu hareketlilik de insan haklarının ön planda tutulmasını gerekli kılmıştı. Bu anlamda Avrupa’da bir tür iç savaş başlamıştı. Avrupa’da 1859 Solferino Savaşı ise kanlı savaşlardan biriydi. Avrupa’da insan hakları mücadelesi işçilerin çalışma ve yaşam hakkı için veriliyorken bu savaştan sonra savaş mağdurları da bu mücadelenin kapsamına alındı (1864 Cenevre Sözleşmesi). Bu süreçten sonra savaş mağdurları için Kızılhaç Örgütü kurulacaktır. Bu konuya bir sonraki yazımda değineceğim.
Avrupa’daki bu savaş durumu dünya devletlerini de etkilemişti. Siyasi anlamdaki sömürge arayışları silahlanma yarışını beraberinde getirmekteydi. Dünyadaki bu savaş hali yakın tarihte barış arayışlarına yol açacaktı. 19. yüzyılın ikinci yarısı “ne olacak bu dünyanın hali” sorgularıyla silahlanma yarışını durdurmak, dünya savaşına doğru giden sömürgecilik vahşetine sınır koymak, insan hakları bağlamında insanlığı korumak adına bir takım girişimlerin başladığı yüzyıl oldu. Bunu gerçekleştirecek ön ayak olacak kişiler de siyasi kişilerdi.
Aslında bu yıllardan neredeyse 200 yıl önce William Penn tarafından yazılan 1683 tarihli “Avrupa’nın Şimdiki ve Gelecekteki Barışı üzerine Bir Deneme” isimli eseri Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya’nın da içinde yer alacağı bir Avrupa Parlamentosu’nun kurulmasından bahsediyordu. İki asır sonra bu fikir dünyada genel barışı sağlamak için uluslararası nitelikte bir parlamentolar birliğinin kurulmasını gerekli kılıyordu. 19. yüzyılın ikinci yarısında bu yönde başlayan çalışmalarda öncelikli hedef Avrupa’da barışı sağlamak ve sonra tüm dünya devletlerinde barışı gerçekleştirmekti.
Bu birlik fikri her ne kadar 1830-1840 yılları arasında Amerika ve İngiltere barışseverleri tarafından “Amerika Projesi” olarak adlandırılarak sunulsa da başarılı olamamıştı.
Parlamentolararası Birliğin oluşturulması fikri Almanya ve Fransa arasında yapılan 1870 Savaşı sebebiyle Avusturya parlamenterlerinden Baron Walterskirchen tarafından gündeme getirilmişti. Ayrıca farklı bir barış sistemi olarak anlaşmazlığa düşen iki devleti hakem usulüyle barışa yönlendirmek anlamında tahkim konusu gündeme getiriliyordu. Amerika ile İngiltere arasındaki 1872 tarihli Alabama sorununun tahkim yoluyla çözümlenmiş olması örnek olarak gösterilmekteydi. İş parlamenterlere düşmekteydi. Dünya barışının sağlanması konusunda gereği yapılacaktı.

İki önemli barışsever İngiltere Avam Kamarası üyesi William Randal Cremer ve Fransa parlamenteri Frederic Passy Uluslararası Parlamentolararası Birlik fikrini gerçekleştirecekti. İlk buluşma 30 Ekim 1888 tarihinde Paris’te Grand Otel’de yapıldı.
Toplantıda 9 İngiliz ve 25 Fransız parlamenter toplam 34 üye bulunmaktaydı. Toplantının konusu Amerika, Fransa ve İngiltere arasında bir barış ve tahkim anlaşmasının imzalanmasıydı. Burada alınan kararlardan biri de diğer devletlerin parlamento üyelerinin de içinde bulunacağı genel bir meclisin oluşturulmasıydı. Bu genel meclis Uluslararası Parlamentolararası Birlik olacaktı.
Bir yıl sonra 29-30 Haziran 1899’da Paris sergisinin devam ettiği günlerde uluslararası nitelikte bir toplantı ile Parlamentolarası Birlik kuruluyordu. Fransa’dan 55, İngiltere’den 30, İtalya’dan 5, Belçika, Danimarka, İspanya, Amerika ve Macaristan’dan birer olmak üzere 96 parlamenter toplantıya katılmıştı. Konferansa Frederic Passy başkanlık yapmıştı.
Konferansta tahkim usulü, silahlanma yarışını durdurma, antlaşmalar, gümrük görevleri, pasaport düzenlemeleri, sağlık ve finans gibi uluslararası konular konuşulmuştu. Bir sonraki toplantının 1890’da Londra’da yapılması kararlaştırılmıştı. Bundan sonra her yıl ya da iki yıl aralıklarla Parlamentolararası Birlik toplantıları belirlenen ülkede yapılmaya başlandı. Parlamentolararası Birlik toplantılarına Sulh (Barış) Toplantısı adı verilmekteydi.
Çünkü bu toplantıların asıl amacı dünya barışını sağlamaktı. Osmanlı Parlamentosu bu birliğe 1910 tarihli Brüksel’de yapılan 16.Sulh Konferansıyla katıldı. Artık 1910’da Türkiye de bu Avrupa Birliği denilen Dünya Devletleri birliğine katılan bir devletti.
Parlamentolararası Birliğin 30. toplantısı 1934 yılında İstanbul’da yapılacaktı. Devamında Türkiye’de İstanbul’da toplanan konferanslar şunlardır: 40. Konferans 1951; 95. Konferans 1996.

Parlamentolararası Birlik tarafından hedeflenen dünya barışı çalışmaları I. ve II. Uluslararası Lahey Barış Konferanslarıyla ilk hedeflerine ulaşmıştı. Osmanlı Devleti bu konferanslara da katılan devletler arasındaydı. Böylece dünya barışı, tahkim usulü ve silahlanma yarışını durdurma faaliyetleri hız kazanmıştı.
1904’te Saint-Louis’de Amerika Başkanı Theodore Roosevelt, “kardeşlik, dostluk ve barış haklarını millet adına kullanacak ve kullanılmasını sağlayacak olanlar milleti temsil eden milletvekilleridir. Bu çalışmalarınızda asla yılmayın, başarıyla sonuca ulaşacaksınız” cümleleriyle oluşan bir açılış konuşması yapmıştı.
1906 Londra Konferansı’nda İngiltere Başbakanı Henri Kempıl Bonerman konuşmasında “ size Avrupa ve Amerika memleketleri vekili sıfatıyla değil, insaniyet severleri ve herkesin arzuladığı genel kardeşlik anlaşmasına gayretli ve fedakâr koruyucuları sıfatıyla hitap ediyorum. Amaçladığımız genel barışta çok yol kat ettik ve aynı hızla devam etmekteyiz.” diyecekti. 1908 Berlin Konferansında Almanya Başbakanı Prens Bülow, Parlamentolarası Birliğin barış sever üyelerinin savaşmaktan korkan kişiler olarak eleştirilmelerini şiddetle kınamaktaydı. Barışseverlik korkaklık değildir diyordu.
Birliğin 1890 Londra’da toplanan ikinci konferansında çalışmalara kültürlü kadın-erkek tüm yurttaşların katkılarının beklendiği bildiriliyordu. Konferansta kadınlar da söz alıyordu. Miss. P.H. Peckover “kadınlar eş, anne, kız kardeş, abla, vatandaş gibi kimlikleriyle beraber barışı sağlamada da etkili oluyorlar. Bunun yanında kadınlar askerlik ve savaş alanlarındaki konularda da kendilerini sorumlu görüyorlar ve bu sebeple uluslararası barışı sağlamada bilinçlice çalışıyorlar” sözleriyle kadınlara birliğe destek olmaları adına çağrıda bulunmuştu. Miss. Robinson, Madame Johanne Meyer bu çağrıya yazılarıyla destek veren kadınlardan birkaçıydı.
Meşrutiyet yönetimiyle yeniden meclise sahip olan Osmanlı Devleti parlamentosunda da Parlamentolararası Birliğe katılma fikri savunulmaya başladı. Osmanlı Mebusan Meclisi Başkanı Ahmet Rıza Bey, Beyrut Mebusu Süleyman El-Bustani Efendi ve Lazkiye mebusu Mehmet Arslan Bey öncülüğünde Osmanlı Parlamentosu Uluslararası Barış Komisyonu oluşturma girişimlerine başlamıştı. Bu üç barışsever Avrupa’daki birlik üyeleriyle görüşmeler başlatarak bu birliğe katılmak için adım attı. Süleyman El-Bustani Efendi 17 Aralık 1909 tarihinde Çırağan Sarayı’nda bir toplantı düzenleyerek düşüncelerini ve gelişmeleri diğer milletvekilleri ile paylaşmıştı. Kurulan Osmanlı Parlamentosu Uluslararası Barış Komisyonu çalışmalarına başlamıştı. Seksen milletvekiline yakın üyesi bulunan komisyon 30 Ağustos 1910 tarihinde Brüksel’de toplanan 16. Sulh Konferansına katılmıştı. Türkiye artık resmen Parlamentolararası Birlik üyesi devlet oluyordu. Bu tarihi olay dönemin basınında Osmanlı Meclisi’nin insaniyet ve medeniyete olan yakınlığının da batıya karşı bir göstergesi olarak ifade ediliyordu.
Hızla genel savaşa doğru sürüklenen dünyada barış için yapılanlar, dünya barışının sağlanması, insan hakları için mücadele ve kaçınılmaz olan savaş halinde savaş mağdurlarının korunması için alınan önlemler milletlerin temsilcisi olan barışsever milletvekillerinin gayretleriydi. Türkiye parlamentosunda görev alan milletvekilleri de bu ortak çabaya katılmıştı.
Türkiye Cumhuriyeti parlamenterlerinin de üyesi olduğu ve çalışmalarını sürdüğü Parlamentolararası Birliğin toplantıları devam etmektedir. Her sene farklı bir tema seçilen Parlamentolararası Birliğin İsviçre Cenevre’de düzenlenen geçen yılki konferansı 149. toplantısıydı. Konu, daha barışçıl ve sürdürülebilir bir gelecek için Bilim, Teknoloji ve Yeniliklerden yararlanma teması olmuştu. Bu yıl 150.’si yapılacak olan Parlamentolararası Birliğin toplantısı 5-9 Nisan 2025 tarihleri arasında Özbekistan-Taşkent’te yapılacaktır. Konferansta Sosyal Kalkınma ve Adalet için Parlamento Eylemi temasına odaklanılırken, Barış ve Uluslararası Güvenlik Daimi Komitesi tarafından Filistin konusu gündemde yer alan konular olacaktır.
Yazımı daima dünya barışını savunmuş olan önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle bitirmek istiyorum:
“..Ancak, ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir”.
Tarihten günümüze yansıyan bir başka bilgi yazısında buluşmak üzere!..
Kaynak:
Betül Batır, Uluslararası Barış Konferansları ve Osmanlı Devleti, İstanbul: Beta Yayınları, 2009.
Betül Batır, “Osmanlı Arşiv Belgelerinde Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin Faaliyetleri ve Cenevre Sözleşmesi”, Prof. Dr. Ali İhsan Gencer Anısına “Osmanlıdan Cumhuriyete” Sosyo-Kültürel Siyasi Yansımalar, İstanbul: Der Yayınları, 1015, s. 343-356.



















Tebrik ederim
Tebrik ediyorum. Güzel bir yazı.