Anafartalar Zaferi'nin 110. yılı kutlanıyor. Çanakkale Savaşı sırasında Türk ve İngiliz kuvvetleri arasındaki muharebenin zaferle sonuçlanmasının üzerinden 110 yıl geçti. Anafartalar muharebesinde Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal ve Mehmetçikler, denizden olduğu gibi düşmana karadan da geçit vermeyerek tarihin seyrini değiştiren bir zafer yaşattı.
Çanakkale Kara Savaşları’nın dönüm noktası 10 Ağustos 1915 tarihinde Anafartalar zaferi ile yaşandı. Anafartalar muharebesi, Çanakkale Savaşı sırasında 7 Ağustos - 21 Ağustos 1915 arasında Türk ve İngiliz kuvvetleri arasında yaşandı.
İtilaf Devletleri’nin Gelibolu Harekâtı, Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’a donanma ile ulaşarak Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak amacını taşıyordu. Ancak 1915 yılının Mart ayında, bu görev için organize edilen Birleşik Donanma’nın, Osmanlı kıyı topçusu tarafından püskürtülmesi üzerine Gelibolu Yarımadası’nın bir kara harekâtıyla işgal edilmesi, bu yolla Osmanlı topçu bataryalarının etkisiz hale getirilerek donanmaya yol açılmasını amaçlayan bir işgal planı uygulamaya konulmuştu.
Gelibolu Yarımadasının işgaliyle görevli Müttefik kuvvetler komutanı General Sir Ian Hamilton, kilitlenen cepheleri açmak için takviye gönderilen birliklerin bir bölümüyle Suvla Koyu’nda bir çıkarma yapmak, bir kısmıyla takviye ettiği Anzak II. Tümeni ile taarruz etmeyi planlamıştı.
Anzak II. Tümeni’ne verilen görev, Kocaçimen Tepesi – Besim Tepe – Conk Bayırı - Düztepe hattının işgal edilmesiydi. Tümen, bu sırtlara iki kola ayrılarak taarruz edecekti. 6 Ağustos akşamı ilerleyen Anzak kolları, Türk gözcü postaları tarafından yer yer ateş altına alınmıştı. Bu silah sesleri Osmanlı karargâhlarını harekete geçirmişti. Hızla bölgeye akan takviye birlikleri gün doğarken, zaten gece boyu Türk direnişi karşısında yıpranan Anzak ileri hareketini durdurdu. 8 Ağustos 1915 akşamına kadar özellikle Conk Bayırı sırtlarında sert ve kanlı çatışmalar olmuş, Türk savunması bu sırtları elde tutmayı başarmıştı.
Türk kuvvetleri ve İngiliz kuvvetleri, 9 Ağustos 1915 sabahı ileri harekâta başladı. Anafartalar Müfrezesi komutanı Yarbay Vilmer’e de Saros’dan iki tümenin gelişine kadar, İngilizlerin ilerleyişine engel olunmasını emretmişti.
Anafartalar Grup Komutanı Kurmay Albay Mustafa Kemal, 9 Ağustos sabahı,12. tümenle 9. İngiliz Kolordusuna. 7.Tümenle de Anzak Kolordusu ile iş birliği yapmasına engel olmak amacıyla, damakçılık Bayırı yönünde saldırıya geçti. Her iki tümenin saldırıları da başarılı oldu. İngiliz Birlikleri, beklemedikleri bu karşı Türk taarruzu ile şaşkına dönmüş, ağır kayıplar verirler.
Birinci Anafartalar Muharebeleri olarak adlandırılan bu harekât sonunda, durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal şöyle demiştir: “...Gerçekte, düşmanın bir kolordusunu zayıf bir tümenimle Kireçtepe-Azmak arasında yenmiş, Tuzla Gölüne kadar takip ederek orada tesbit etmiştim.”
Grup Komutanı Mustafa Kemal, takviyeli 8. Tümeni 10 Ağustos sabahı karanlıkta, sadece süngü kullanarak hücuma geçirdi. İngilizlere çok ağır kayıplar verdirilerek harekât başarılı oldu. Daha sonra, savunma yapılabilecek ek arazinin ele geçirilmesi üzerine, ulaşılan bu ileri çizgide de destek ve güçlendirmeler yapılarak savunmaya geçildi. Böylece, diğer bölgelerde olduğu gibi Anafartalar Bölgesinde de savaş, boşaltmaya kadar, siper ve mevzi savaşına dönüşmüş oldu. Diğer bir deyişle, General Hamilton’un İkinci Planı da başarısız olmuş, hedefine ulaşmamıştır. Geri püskürtülerek Anafartalar Düzlüğünde sıkışan İngilizler, 21 Ağustos'ta son ve şiddetli bir saldırıya geçtilerse de özellikle 12. Tümen'in direnişiyle bir kez daha püskürtüldüler ve bir daha saldırmayı göze alamayarak, 19 - 20 Aralık 1915 gecesi Anafartalar'ı ve Arıburnu'nu boşaltarak geri çekilmek zorunda kaldı.
Anafartalar ve Bursa Seyyar Jandarma Taburu
Çanakkale denince biz Bursalıların aklına ilk gelen Bursa Seyyar Jandarma Taburu ve kahramanlıklarıdır. Çanakkale’de savunmanın güçlendirilmesi amacıyla farklı bölgelerden gelen takviye birliklerinden birisi de Bursa Merkez (Seyyar) Jandarma Taburudur.
Tabur 4 bölükte toplam 976 erden oluşmaktaydı. Tabur komutanı ise Yüzbaşı Hasan Tahsin Bey idi. Taburun üçte ikisi jandarma eri, üçte biri ise Karacabey, Kirmasti ve İnegöl ilçelerinden yedek personel olarak bekletilen kişilerden oluşmaktaydı. Yüzbaşı Hasan Tahsin Bey komutasında oluşturulan tabur Gelibolu’ya gelip 3. Kolordu emrine girer.
Taburun ilk görevi Ece Limanı’ndan Teke Burnu’na kadar olan sahili örtme ve gözetlemedir. Daha sonra Esat Paşa’nın emri ile düşmanın Kumtepe’ye yapması muhtemel çıkarmaya engel olması için Karatepe’ye gönderilir. 26 Nisan günü Seddülbahir’e çıkan İngilizler karşısında 26. Alay’ın Alçıtepe önünde kurdukları savunma hattında görev alır. Yine 26. Alay emrinde Kirte, Kerevizdere ve Eskihisarlık tepesinde Fransızlara karşı cephe savaşında yer alır.
Düşman birliklerinin 24 Nisan 1915 sabahı Arıburnu ve Seddülbahir sahillerine çıkarma yaptığını Karargâha bildiren ilk birliktir. Conkbayırı ve Kocaçimen tepelerindeki savunmayı aşamayan düşman kuvvetleri Suvla sahilinden çıkartma yaparak Kireçtepe doğrultusunda harekete geçer. Bunun üzerine Binbaşı Tahsin Bey komutasındaki Bursa Seyyar Jandarma Taburu Anafartalar Grup Komutanı Miralay (Albay) Mustafa Kemal tarafından Kireçtepe ile İsmailoğlu Tepesi arasındaki bölgeyi savunmak amacıyla görevlendirilir. 9 Ağustos’tan 15 Ağustos’a kadar gece gündüz yapılan saldırılarda 400’e yakın şehit vermesine rağmen düşmanı püskürtmeyi başarır. Ateş hattına aldıkları İngilizleri Anafartalar önünde durdurarak Teke-Kavak Tepe hattının düşman eline geçmesine mâni olurlar.
Şehit olan arkadaşları anısına geride kalan gaziler top mermi kovanlarını üst üste koyup Çanakkale’deki ilk şehitlik anıtını yaparak bu onurlu mücadeleyi ölümsüzleştirirler. Bu şehitlik savaş esnasında kurulan gerçek bir şehitliktir. Gösterdikleri kahramanlıklardan oldukça etkilenen Miralay Mustafa Kemal birliği burada ziyaret etmiş, şehitlik anıtının önünde hepimizin gözlerine aşina o fotoğrafı çektirmiştir.
Harekâtın başlamasından itibaren en şiddetli dönemlerinde ihtiyaç duyulduğu her kritik bölgeye ve cepheye gönderilen Bursa Seyyar Jandarma Taburu savaşın kaderini değiştiren stratejik savunmaların hep en önünde yer almıştır. Bu yönüyle hiç gündeme gelmeyen ve bilinmeyen taburun gösterdikleri yararlılıklar hiç de azımsanacak nitelikte değildir.
Cepheden cepheye koşup bir nevi özel görev taburu olarak muharebelerde yer alan Bursa Seyyar Jandarma Taburu, ağır kayıplar vermesine karşın düşman saldırılarını kırarak tarihe altın harflerle geçmişlerdir.
Çanakkale Savaşları’ndan almamız gereken ders nedir?
Nice ağır kayıplarla dolu uzun savaş yılları içinde Çanakkale’nin ayrıcalığı, bu cephede elde edilen başarının getirdiği özgüvenin Türk Milletine Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştirecek kararlılığı vermiş olmasıdır. Çanakkale’de kazanılan sadece bir muharebeler bütünü değil aynı zamanda o dönemin süper gücü İngiltere’nin bile yenilebileceği gerçeğini ortaya çıkartan son derece değerli bir tecrübedir.
Çanakkale Savaşları, 1683 yılındaki İkinci Viyana Kuşatması sonrasında unutulmaya yüz tutmuş gerçekleri Türk Milletine yeniden hatırlatmış ve kendisine kurtarıcı olarak yeni bir devlet kuracak önderini Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü tarih sahnesine çıkartmıştır. Türk Milletinin Çanakkale’de yeniden hatırladığı en önemli gerçek ise şudur: “Eğer bir bedel ödemeyi göze alıyor ve o bedel ne olursa olsun ödemekten kaçınmıyorsak, var olabiliriz!”
Ortaklaşa verilen bu kurtuluş mücadelesine katıldığını belirtmenin tek yolu ise “Ne Mutlu Türküm diyene” sözünde saklıdır. Açıkçası bu sözü söyleyebilenler “Bu ülkenin varlığı için Çanakkale’de Sakarya’da Dumlupınar’da verilen mücadele sırasında taşın altına ben de elimi koydum” diyebilenlerdir.
Nedir Çanakkale? diye sorduğumuzda aklımıza ilk gelen “Çanakkale bir destandır.” Fakat bundan çok daha öte; Çanakkale bir ruh, bir inançtır. Çanakkale vatan aşkıdır. Çanakkale millet aşkıdır. Çanakkale bağımsızlık ve özgürlük aşkıdır. Çanakkale birlik-beraberliktir. Çanakkale şehitler ve gaziler diyarıdır. Çanakkale Seyit Onbaşı, Yahya Çavuştur. Nusret Mayın gemisidir. Çanakkale Mustafa Kemal’dir. Hülasa Çanakkale vatan kalbinin attığı yerdir.
Çanakkale Zaferi, bir milletin yeniden doğuşunun tarih sayfalarına yazıldığı gündür. Yani Çanakkale, vatanı, bayrağı, ezanı, namusu ve şerefi, bağımsızlığı ve özgürlüğü adına gözünü dahi kıpmadan bu dünyadaki en değerli varlıklarını yani canlarını seve seve feda eden aziz şehitlerimizin, vatan evlatlarının yeri ve tarihidir.
Çanakkale, Osmanlı Devleti’ne “hasta adam” dendiği, artık “öldü-bitti” dendiği bir dönemde, Türk Milletinin hasta yatağından kalkarak şahlandığı ve adeta küllerinden yeniden doğarcasına 7 düvele ölmediğini, yaşadığını haykırdığı eşsiz bir destandır. Çanakkale, Viyana bozgunundan beri devam eden bozgunlar, yenilgiler silsilesine ilk kez dur deyişimizdir.
Çanakkale, üzerinde güneş batmayan imparatorluk denilen Büyük Britanya’nın (yani İngiliz İmparatorluğunun) adeta karizmasının çizildiği yer ve tarihin adıdır. Çanakkale, mazlum milletlere İngiltere’nin, Fransa’nın yani süper güçlerin de yenilebileceğinin gösterildiği yer ve tarihtir.
Çanakkale’de başlayıp Büyük Taarruz ile taçlanan Türk direnişi; vatan bildiğimiz bu topraklar üzerindeki Türk varlığını yok etmeye yönelik emelleri olanların ve bu emellerini “Sevr Antlaşması” ile açıkça ortaya koyanların umutlarını ve hayallerini buruşturup tarihin çöplüğüne atmıştır. Ve her zaman da atacaktır.
Çanakkale, Türk Tarihinin en önemli dönüm noktası, Millî Mücadelenin ön sözü ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığının temelidir. Ve Çanakkale, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tarih sahnesine çıktığı yerdir. Tarihte her olay ya da savaş kendi kahramanını yaratmıştır. Ve o kahraman da daha sonra kendi tarihini yaratmıştır. Yani tarih bir bakıma kahramanların, liderlerin tarihidir.
Dolayısıyla bugün hepimizin kalbi Çanakkale’de atıyor. Şehit ve gazilerimiz için atıyor. Bugün hepimiz Çanakkale’yiz. Ya da Çanakkale biz, biz Çanakkale’yiz. Hiç kimse kusura bakmasın biz Türk’üz, Türk Milleti’yiz. Zira her millet Çanakkale’ye binlerce kilometre uzaklardan gelip göğsünü gere gere biz şuyuz, biz buyuz (İngiliz’iz, Fransız’ız, Avustralyalıyız, Yeni Zelandalıyız) diyor. Biz niye demeyelim?
Son olarak, bir Çanakkale şehidinin torunu olarak dedemi ve bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Mekânları cennet, ruhları şad olsun.
1934 yılında Anzak annelerine hitap eden Atatürk, tüm dünyada zihinlere kazınan şu sözleri söyler:
“Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”
Avustralyalı bir annenin bu güzel sözlere verdiği cevap da çok anlamlıdır:
“Gelibolu topraklarında yitirdiğimiz evlatlarımızın acısını, alicenap sözleriniz hafifletti. Gözyaşlarımız dindi. Bir ana olarak bana, bir güzelim teselli bahşetti. Yavrularımızın sonsuz uykularında, huzur içinde dinlendiklerinden hiç kuşkumuz kalmadı. Majesteleri kabul buyururlarsa bizler de kendilerine Ata demek istiyoruz. Çünkü yavrularımızın mezarları başında söylediğiniz sözler, ancak bir öz babanın sözleri gibi yüce, ilahi. Evlatlarımızı bir baba gibi kucaklayan büyük Ata’ya tüm analar adına şükran, sevgi, saygıyla…”
BİR YOLCUYA
Dur Yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.
Bu ıssız, gölgesiz yolun solunda
Gördüğün bu tümsek, Anadolu’nda
İstiklâl uğrunda, namus yolunda
Can veren Mehmet’in yattığı yerdir.
Bu tümsek, koparken büyük zelzele
Son vatan parçası geçerken ele
Mehmet’im düşmanı boğduğu sele
Mübarek kanını kattığı yerdir.
Düşün ki; haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek amansız, çetin
Bir harbin sonunda bütün milletin
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.
Necmettin Halil ONAN

















