Oğuz Han AYAZ

Oğuz Han AYAZ


Bir arsa. Saklambaç ve ben!

02 Eylül 2020 - 14:45 - Güncelleme: 02 Eylül 2020 - 17:48

Hiç son tren ya da otobüsü kaçırdınız mı? Herhangi bir araç ta olur! Ben kaçırdım. Ne yaparsınız ki! Hayatta her zaman dakik olamıyoruz öyle değil mi? Bir saniyelik gecikme ya da erken hareket etme önemsiz gözükse de bazen çok küçük ama etkisi büyük hikâyelere sebep oluyor. İşte okuyacağınız bu hikâyem de tam olarak böyle başlıyor. Bir arsa. Saklambaç ve ben!

Biten bir gün kendini ertesi güne atarken kalakaldığım istasyon önünde derin bir nefes aldıktan sonra evime doğru yola koyuluyorum. Her ne kadar evime dört ya da beş km kadar olsa da ışıklı yolun cazibesi beni cezbetmiş ve henüz umutsuzluğa düşürmemişken yola koyuluyorum. Kulağımda her zamanki gibi beni derinlere götüren bir melodi ile… Düşünüyorum. Gelecekten, umutlardan, hayallerden, ilişkilerden… Kim düşünmüyor ki! Bazen çok fazla düşünüyoruz. Gerçekten! Saatler geçiyor fark etmiyoruz. Mesela ben geçen zamanı asla fark edemem! Bak yolu bitirmişim, neredeyse eve varmışım farkında değilim. Yürüyerek bir saat süreyi geçirmişim farkında değilim… Neyse… Kendi reel anıma döndüğümde o arsaya geldiğimi görüyorum. Mahallemin en kestirme yolu olan o arsa. Harabe evlerden oluşan o arsa… 

Burası biraz hayat gibi değil mi? Hayat ta böyle. Evet, bu şekilde! Hayat her zaman ışıklar içinde olmaz. Hayat yolunda bazen “aniden” karanlığa düşersin ve o karanlıktan geçmek zorundasındır. Acılı da olsa, zor da olsa… Korksan da geçmek zorunda kalırsın.

O arsadayken aklımda ilk beliren şey güzel anılarımı, zamanlarımı ya da hayallerimi düşünüp bulmak ve korkuyu uzaklaştırmak! Bir dostum her zaman şunu söylerdi; “Karanlık dediğin aydınlığı örten bir perdedir. Tek yapman gereken perdeyi açmak için sabır göstermek. Ve bu perdenin arkası her zaman tahmin edemeyeceğin aydınlıklarla doludur.” 

Karanlıkta ruhuma ilk çağrışım yapan kelime ise “Saklambaç” oldu. Çocukluğumuzda bu arsada ve mahalle aralarında arkadaşlarla yılmadan oynadığımız saklambaç. Akran olsun olmasın herkesin severek oynadığı ve bazen büyüklerin katıldığı o güzel oyun. Mesela ben çok iyi oynardım. Bir saklandım mı bulamazlardı. Tabi asla bulamazlardı. Sessizdim. Kamufle olurdum. Saatlerce arasalar bulamazlardı. Kendi isteğim olmasa yakalanmazdım. Arkadaşlarım da öyleydi! Şimdi düşünüyorum da, aslında her çocuk saklambaç oynarken iyi saklanır. Hatırlayın! Hepimiz çok iyi değil miydik? 

Arsa, saklambaç, çocuklar… Zihnim kendi başına harekete geçmeye, o andan itibaren  çocuklar değişmeye başladı. Zihnim o çocukları büyütmeye başladı. Sonra ne mi fark ettim?  Büyüdük ve hala saklanıyoruz. 

Saklambaç; TDK sözlüğündeki anlamlarından birinde şu şekilde tanımlanıyor; Görünmesine engel olmak, ortalıkta bulundurmamak.

 Saklıyoruz.  Kendimizi. Geçmişimizi. Geleceğimizi. Hayallerimizi. Ruhumuzu. İnançlarımızı. Düşüncelerimizi. Aşklarımızı. Kızgınlıklarımızı. Kırgınlıklarımızı. Korkularımızı. Ne varsa “saklıyoruz” işte. Çünkü hepimiz iyi bir saklambaç oyuncusuyuz. 

Mesela;

O çocuklardan C. çalıştığı iş yerlerinde uzun yıllar maruz kaldığı mobbinglerden sonra şu an çalıştığı yerde patronuna karşı kendini o kadar iyi saklıyor ki her defasında sobeleyen oluyor. Bukalemun gibi. Görünmüyor. Zarardan kaçmak için o anın insanı oluyor.

O çocuklardan H. küçükken çok asi ve başına buyruktu. Kızgındı. Çok bildiğini sanıyordu ve acımasızdı. Zarar vermekten de hiç korkmazdı. Hapislere düştü, çıktı. Hata yapmaya devam etti ta ki o sevdiği ile yolu birleşene kadar. Şimdi nişanlı ve sevdiği kişiden geçmişini saklıyor. Ortaya çıkmasın diye o kadar korkuyor ki yüzleşemediği o sırları saklarken tutunduğu dalda gizlenmiş olan bir yılan gibi yaşıyor. Kim bilir belki doğrusu da budur. Umarım avlanmaz.

O çocuklardan B. gördüğüm en yardımsever arkadaştı. Her daim neşe saçardı ama ailesi tarafından sevilmez ve eziyet edilirdi. Şimdi B, bu iyi niyetli gülen çocuğu derinlere defnetmiş ve yerine bir zorba müdür urbası geçirmiş üstüne. Ahtapot olmuş. Deniz dibine iyi gizleniyor ve avını beklenmedik anda yok ediyor. Sorsan içindeki o gülen çocuğu korumak için yapıyor. 

O çocuklardan M. içine kapanıktı. Biz öyle sanırdık. Az ama öz konuşurdu. Ciddiydi. Onu lider yapan bir enerjiye sahipti. Konuşsa kabul edilir ve sorgulanmazdı. Kendine güvenir ve ekibi için en doğruyu düşünürdü. Ekip onu böyle kabul etmişti. Şimdi ise bu çocuk sinmiş ve korkutulmuş olduğunu, özgüvensizliğini saklamak için her daim gülen hatta anlamsız gülen bir kişi olmuş. Kendini saklamış. İşe yaramaz paçavraya döndürmüş kendini. Yaprak Kelebek gibi saklamış kendini. Uçsa ne kadar güzel oysa ama kopmuş bir yaprak parçası gibi saklanmaya çalışıyor.

O çocuklardan ben D. her şeyimi saklamışım. Duygularımı, düşüncelerimi, hislerimi, ifadelerimi, hayallerimi, amaçlarımı… Pof! Her şeyi... Umursamaz gözükerek saklanmışım. Asıl düşüncemi ifade etmeyi tercih etmeyerek saklanmışım. Bazen “Evet”, bazen “Hayır” diyerek saklanmışım. Unutarak saklanmışım. Kaybolarak saklanmışım. Kendimi yok ederek saklanmışım. Dedim ya ben gerçekten iyi saklanırdım. Hepimiz iyi saklanırdık. 

Yaklaşan mahalle ışıkları karanlıkları geride bırakmaya başladığında kendime şunu sordum? 

Peki, “bu karanlıkları ben de geride bırakmış mıyımdır? Dostumun dediği o perdeyi aralayabilmiş miyimdir? Ummadığım bir aydınlanmaya gitmiş miyimdir?

Ama biliyorum ki o karanlıktan geçmeye karar verdim. Evin önüne geldiğimde kapıda durup arsaya doğru son bir kez baktım. O çocuklara… Saklanan o çocuklara. Bu yaşadığım her ne bilmiyorum. Ama hissettiğimi artık saklamak istemiyorum. Karanlıkları aydınlıklara bu şekilde dönüştürürüm belki. Kim bilir?

Ha bir de şunu biliyorum ki çocuğuma saklanmayı değil korkusuzca ortaya çıkmayı, saklanmaktan ziyade olduğu gibi durmayı öğreteceğim. 

    

YORUMLAR

  • 8 Yorum
  • Zeynep Gül
    1 yıl önce
    Eline, yüreğine, kalemine sağlıkk
  • Tuğçe Ayaz Yerlikaya
    1 yıl önce
    Hikaye aşırı güzel olmus karanlıklara boğulmadan elınden geleni yap ve yürü
  • Hazal Kaya ayaz
    1 yıl önce
    Cok begendım ellerinize saglık basarılarınızın dev***ını gelmesini dilerim yazdıklarınız cok etkıleyıcıydı
  • Nazlı ALTIN
    1 yıl önce
    Ne çok z***an geçirmişim sak***arak, kendimi yok sayarak. Kaleminize sağlık, sonraki yazınızda tekrar buluşuruz :)
  • Tuğçe Ayaz Yerlikaya
    1 yıl önce
    Hikaye aşırı güzel olmus karanlıklara boğulmadan elınden geleni yap ve yürü
  • Melisa Iclal
    1 yıl önce
    Kalemine yüreğine sağlık!
  • Erol CESUR
    1 yıl önce
    Sürükleyici bir anlatım, çok güzel tespitlerle dolu bir yazı. Herkesin kendinden birşeyler bulacağına inanıyorum. Sak***dığım yerden hala çıkmadığımı anladım. Sonraki yazını sabırsızlıkla bekliyorum.
  • Batuhan Tozkoparan
    1 yıl önce
    karanlık z***anlarda içimi aydınlatan bir hikaye oldu. kendimiz olup sak***madan yaşayabilmek için elimizden geleni yapm***ız gerekiyor gerçekten. emeğinize sağlık...