ALADAĞ
Neslihan ÇELİK ALKOÇLAR

Neslihan ÇELİK ALKOÇLAR

ALADAĞ

25 Kasım 2016 - 00:00

Anne olduğumdan beri her çocuğun acısı geldiğinde kulağıma, başka açıdan bakamaz oldum konuya. Hepsi kendi evladım misali, o acıyla bende yandım kavruldum.

Aladağ’da yaşanan acıya uzaktan bakıp ah etmek, birilerinin hatası yüzünden yaşamını yitirmiş, önlerinde kocaman bir hayat olan kızlarımızın ölüm haberlerini almak bunlardan sadece biri.



Diri diri yanarak ölen çocuklar.

Kaçmaya çalışan, kaçamayan, pisi pisine ölümü bekleyen, ölüme terkedilen çocuklar

Günahsız kurbanlar onlar

Suçu yine kimsenin kabul etmeyeceği, hayatını başkalarının hataları yüzünden kaybeden binlercesinden birileri daha onlar sadece…



Burada durmak gerek şimdi

Beklemek

Kendi çocuğunu onların yerine koymak

Düşünmek

Yüreğinin daralmasını, kalbinin sıkışmasını izlemek

Aynı saniyede gözlerine dolan yaşlara engel olamamak

Okuması için gönderdiğin canından kıymetlinin, yanmış bedenini son kez teslim almak, öpmek koklamaya sarmaya sarılmaya çalışmak

Bir ses, bir soluk duyabilmek için hayatını oracıkta feda etmeye hazır olmak

Bitmeyecek bir hüzünle onun gittiği yere gidebilmek için Allah’a yalvarmak

Acaba çok acı çekmiş midir, onun çektiği acıyı ben çekseydim keşke diye kendini paralamak

Birlikte hayaller kurduğun, okulunu torununu, yuvasını en önemlisi mutluluğunu görmeyi hayal ettiğin yavrunun simsiyah bedeniyle başbaşa kalmak



Nasıl? Yaşadınız mı sizde benimle?

Hissettiniz mi insanların başına gelen ve ölüme kadar onlarla birlikte olacak acının tarif edilmez dokunuşunu.

Her şehitte ciğeri dağlanan analar gibi hissettiniz mi evlat acısının tarif olmaz yangınını?



Aladağ’da gitti küçücük evlatlarımız

Hayalleriyle, küçücük dünyalarıyla, sevgileriyle, ümitleri kaygılarıyla öldüler

Seslerini duyuramadan kaderlerine razı olarak uçuverdiler kendi göklerine.

Onlara biçilen ömrü tamamlayıp cennet yolunda dizilirken sıraya, son olarak neler geçmişti akıllarından acaba?

Anacıklarını mı istemişlerdi o an yanlarında?

Son bir kez konuşabilmişti miydi onunla yakın zamanda?

Evlerini, ellerini öptüğü ve çok sevdiği büyüklerini özlemişler miydi?

Hasret mi gittiler baba ocaklarına kim bilir?

Neydi bir sonraki günde yapacakları?

Neydi yarın onları bekleyen planları?

Yaşamın farkına varmadan alevler yuttu onları.

Karanlığın içinde gerçekten duman dumana kaldılar.

Ölümün soğuk yüzüne şahit oldular.



Peki ya biz?

Onların ölümüne anısına, analarının acısına sahip çıktık mı? Çıkacak mıyız?

Yoksa hemen yarın rutin işlerimize bakıp yeni haberlerle devam mı edeceğiz günümüze?



O kalp çarpıntısını, yürek yangınını, evladını kaybetmenin, onunla aynı toprağa girmeden dinmeyecek acısını unutacak mıyız bir çırpıda?

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyecek, onların bizim de evlatlarımız olduğunu unutacak, hepsinin bu ülkede sağ salim yaşama, okuma hakkının olduğunu kenara koyup bu günahla rahat uyuyabilecek miyiz yatağımızda?

Elimizi taşın altına koymayacak mıyız?

Suçu hemen yetkililere atıp, kendi insanlık doğrumuza dönecek, sıyrılacak mıyız?

Sıra bizde olmadığı için sevinecek, bir gün daha yaşamış olmanın tadını çıkaracak ama başımızı öne eğmeyeceğiz öyle mi?



Öyle değil

Hemde hiç değil

Bizim amacımız, savaşımız, yaşatmak üzerine olmalı

Var etmek üzerine kurulmalı hayat

Yer gök, dil din, kadın erkek hiçbir şey ayırmadan

Sadece insan olmanın yettiği

İnsan olmanın gerektiği değerler ile

Yaşamalıyız bu topraklarda

Başka yolu, başka çaresi yok.



Orada ölenler hepimizin kızları, hepimizin evladı.

Bundan ötesi doğrusu yok gayrı…

Affedin bizi çocuklar, affedin

Bu yazı 1166 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar