GODOT’YU BEKLERKEN-IV
Gürkan KAYA

Gürkan KAYA

GODOT’YU BEKLERKEN-IV

14 Ekim 2014 - 00:00

İçinde bulundukları durumlara karşı mücadele etmek isteyen, ama bunu yapacak cesareti olmayan eylemsizliklerini kabul etmiş bir kurtarıcı olarak Godot’yu bekleyen insanlar Descartes’in “düşünüyorum öyleyse varım” önermesinden kendilerine bir çıkış yolu bulabilecekler mi?. Varoluşlarının hiçlik sancısından kurtulup kendilerinin aslında bir kurtarıcı olduklarının ve/veya kurtarıcı olabileceklerinin düşünsel anlamının farkına varabilecekler mi?

Lascaux ve Altamira mağarasında on binlerce yıl önce farkına varan kendi kaderlerinin mimarları olarak 21.yy.a düşünme yeteneği sayesinde gelmeyi başarmış düşünen insan.

Düşünen insanın kendi varoluşunu sağladığının, düşünmeyen insanın kendi varoluşunu bir kurtarıcıya, hiçbir zaman gelmeyecek olan Godot’ya devretmesi anlamına gelebilir mi?

Beckett, Godot’yu beklerken adlı eserinde sahip ve köle karakterini işlemesi düşünen insanın sahip , düşünmeyen insanın köle olarak kalabileceğini mi ifade etmektedir?

Bireyler ve toplumlar sahip-köle ilişkilerinin düşünme eylemi üzerine mi inşa etmektedirler.

Düşünen birey ve toplumların sahip, efendi, yöneten, düşünmeyen birey ve toplumların ise köle, uşak, yönetilen olarak toplumsal sınıf içinde yer alabileceğini mi ifade etmektedir?

Bir kurtarıcıyı bekleyen birey ve/veya toplumlar hayatları boyunca daima köle-uşak-yönetilen olarak mı kalacaktır?.

Düşünme yeteneğini kaybetmiş birey ve/veya toplumlar eylemsizliklerine yenilmiş Vlademir ve Estragon karakterleri gibi kaderleri olan hiç gelmeyecek olan Godot’yu beklemek mi olacaktır? Düşünmek varken, sorgulamak varken?

Düşünmek ve düşünmemek kararı kimde ve/veya kimlerde?

Yaptıkları tek şey beklemek olan eylemsizliklerine yenilmiş insanlar: Godot’yu beklerken.

Bir insanın düşünme yeteneği niçin var?

Neden bir insana düşünme yeteneği verilmiş?

On binlerce yıl önce bilinen en eski insan izlerinin bulunduğu Lascaux mağarasındaki duvarlara gördüğü bizon resmini çizerken ne düşünüyordu düşünen insan?

Descartes’in cogito ergo sum “düşünüyorum öyleyse varım” önermesini mi? yoksa Sokrates’in “sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez” sözünü mü mağara duvarlarına bizon resimlerini çizerken.

On binlerce yıl önce düşünme yeteneği sayesinde mağaradan çıkmayı başaran düşünen insan bugün kendi karanlık mağarasından nasıl ve ne şekilde çıkmayı başaracaktır?

Godot sayesinde mi?

Neyi bekliyoruz bu hayatta?

Hiç gelmeyecek olan Godot’yu mu?

Düşünmek varken, düşündüklerimizi eyleme dönüştürmek varken, kendi kaderlerimizin mimarları olmak varken, eylemsizliklerimize yenilmiş insan karakterine bürünerek kendi karanlık mağaramızda bir kurtarıcı olarak hiç gelmeyecek olan Godot’yu beklerken?

kalın felsefeyle

Bu yazı 1112 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar