Evlenmeye karar verdiniz evlendiniz. Mutlu bir yuva kurmaktı hayaliniz ve hayalinizi gerçekleştirmek için çabaladınız. Mutluluğunuza mutluluk katmak için bir çocuk yaptınız. Ancak hiç içinize sinmedi, bu kurum yürümedi. Yaralar aldınız, yaralarınızı sarmaya çalıştınız, bazen başardınız bazen başaramadınız. Geriye kalan tüm anıları sildiniz, peki ya çocuklar ne olacak?
İnsanoğlu dünyaya geldiği andan itibaren ömrünün sonuna kadar anne karnında hissettiği güven duygusunu arayıp duruyor. Yapılan bilimsel çalışmalar, bebeklerin ilk olarak hem de doğduktan kısa bir süre sonra, anne ve babalarının seslerine tepki verdiklerini ve onları tanıdıklarını gösteriyor. İşte çocuklar hep bu güven duygusu ile büyümek ve yaşamak istiyorlar. Anne ve babalar da çocuklarını güven ve huzur ortamı içerisinde büyütmeye çalışıyorlar ancak bazen başaramıyorlar. Mutsuz bir evliliği yürütmek ve çocuklara bu evlilik içerisinde acı çektirmek doğru değil. Evliliği sonlandırmaya karar verdiğiniz andan itibaren çocuklarınızın güven duygusunu zedelememeniz gerekiyor. Her yıl yüzbinlerce çift boşanmak için Aile Mahkemelerinin kapısını aşındırıyor. Çiftler yıpranıyor ancak kendileri yıpranırken çocuklarını da yanlarında sürüklüyorlar. Anne ve baba arasında velayet kavgaları sürüp gidiyor. Türk Medeni Kanunu’nun, evlilik birliği devam ederken anne ve babaya ortaklaşa tanıdığı velayet hakkına, boşandıktan ve yollarını ayırdıktan sonra da sahip olmak istiyorlar. Ancak iş yargıya intikal ettiğinde, halk tabiriyle taraflar "davalık" olduğunda, kozlar paylaşılmaya başlayıp da anne baba evlilik sırasında birlikte sahip oldukları velayet hakkını boşanma neticesinde paylaşmak zorunda kaldıklarında büyük güçlükler çekiyorlar.
Anne ve babanın vermiş olduğu boşanma kararı bir taraftan çocukların psikolojisine yeterince olumsuz etki ederken, diğer taraftan velayet hakkının kimde kalacağı konusundaki çekişme çocukları daha da yıpratıyor. Anne veya baba olmak dünyanın en keyifli ve en ağır görevi. Bu önemli hususun sınırları kanun ile çizilmişse de tüm anne ve babalara düşen hem kalbini hem mantığını dinlemek, toplum açısından büyük önemi olan bu kurumun parçalanmasına çocuklarımızın tanık olmalarını engellemek, en az zararla onları yeniden toplumda kendine güveni olan bireyler olarak kazandırmak. Kanun; anne ve babanın psikolojik ve ekonomik durumunun, çocuğun yaşının ve yaşayışının incelenmesini, eşlerden hangisine çocuğun velayetinin verilmesi gerektiğine bundan sonra ve bu incelemede elde edilecek bilgilere göre karar verilmesini hüküm altına almıştır. Velayet hakkının tayininde ve kişisel ilişki kurulmasında en etkin kriter çocuğun üstün yararıdır. Yasa koyucu bu konuda hakime geniş bir takdir hakkı tanımıştır. Müşterek çocukların yaşamları, anne ve babaların gerek birbirlerine gerek çocuklarına gerekse diğer kişilere karşı her türlü olumsuz tutum ve davranışlarının etkisinden uzak tutulması, sorunsuz bir şekilde gelişimlerine devam etmeleri hedeflenmiştir. Anlatmaya çalıştığım hususlar neticesinde boşanmaya karar veren anne ve babaların yapması gereken, kanuna ve kanunu uygulamakla görevli bulunan hakime mümkün olduğu kadar yardımcı olmak, kendi çıkarları yerine müşterek çıkarları ve yegane müşterek noktaları olan çocuklarının çıkarları doğrultusunda hareket etmeye gayret etmektir. Ancak gerek evlilik gerekse boşanma sürecinde yaşanan psikolojik sorunlar ve süreç, anne ve babaların, çocuklarının yararından çok kendi yararlarını düşünmelerine neden olmaktadır.
Bir çocuğa sahip olmak geleceğe sahip olmaktır. Geleceğimize sahip çıkmak için önce çocuklarımıza sahip çıkmamız gerekir.
Bir sonraki yazımızda Ebeveyne Yabancılaştırma Sendromunu ve dava süreçlerinde etkisini konuşacağız.

















