Yeni bir yıl…
Takvimler değişiyor, ajandalar yenileniyor, hedefler yazılıyor.
Peki hukuk? Peki adalet?
Hukuk devleti, yalnızca Anayasa’nın bir maddesi değildir.
O maddeyi yaşatan şey, uygulamadır.
Devletin, yasa uygulayıcılarının ve toplumun hukuka olan sadakatidir.
Anayasamız açıkça şunu söyler ;
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir.
Ancak hukuk devleti olmak, metinlerde yazmakla değil;
hak ihlallerine karşı gösterilen refleksle mümkündür.
Her yeni yılda aynı temennileri duyuyoruz:
“Adalet gelsin, şiddet bitsin, hak yerini bulsun.”
Ama aynı zamanda şunu da görüyoruz:
– Hak aramanın zorlaştırıldığını,
– Savunmanın itibarsızlaştırıldığını,
– Hukukun, çoğu zaman bir “engelleyici” gibi gösterildiğini.
Oysa hukuk, engel değil; güvencedir.
Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesi der ki ;
Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder. Mesleğini hukuka uygun ve üstünlüğüne inanarak icra eden avukatlara bugün daha çok ihtiyacımız var. Bu cümle, yalnızca avukatları değil; toplumun tamamını koruyan bir güvencedir.
Yeni yılda sormamız gereken soru şudur:
Hak ihlali karşısında “sessiz kalmayı” mı seçeceğiz, yoksa hukukun tarafında durmayı mı?
Çünkü hukuk devleti;
yalnızca yargıçların, savcıların ya da avukatların omzunda yükselmez.
Hukuk devleti, haksızlık karşısında susmayan yurttaşla, hakkını aramaktan vazgeçmeyen bireyle, “bana dokunmuyor” demeyen toplumla mümkündür.
Yeni yıl, yeni kanunlar getirebilir.
Ama asıl ihtiyaç olan şey, hukukun ruhuna sahip çıkacak bir toplumsal bilinçtir.
Takvim değişti diye adalet kendiliğinden gelmez. Adalet, talep edilir.
Savunulur. Ve bedeli göze alınarak yaşatılır.
Yeni yılınız kutlu olsun.
Dileğimiz; hukukun yalnızca kitaplarda değil, hayatın tam ortasında var olduğu bir yıl olmasıdır.


















