Kadın hakları denildiğinde ilk akla gelen günlerden biridir 8 Mart. Ancak bu gün, yalnızca kutlamalarla, çiçeklerle geçiştirilecek bir tarih değildir. 8 Mart, mücadeleyle, emekle ve adalet arayışıyla yoğrulmuş bir gün olarak hukuk çerçevesinde ele alınmalıdır.
Türk hukuk sistemi, kadınların çalışma hayatındaki haklarını korumak adına çeşitli düzenlemeler içermektedir. Anayasa’nın 10. maddesi, kadın ve erkeğin eşitliğini güvence altına alırken, 4857 sayılı İş Kanunu da çalışma hayatındaki ayrımcılığı önlemeye yönelik hükümler barındırır. Ancak kâğıt üzerindeki bu kurallar, sahada ne kadar uygulanıyor?
Günümüzde birçok kadın, iş hayatında ayrımcılığa uğramakta, cam tavanlara çarpmakta ve doğum izni gibi yasal haklarını kullanırken bile mobbinge maruz kalmaktadır. İş yerlerinde ücret eşitsizliği hâlâ büyük bir sorun olmaya devam ediyor. Anayasa Mahkemesi’nin ve Yargıtay’ın emsal kararları, eşit işe eşit ücret prensibini destekler nitelikte olsa da, pratikte kadınların erkek meslektaşlarından daha az ücret aldığı gerçeği değişmiyor.
Kadınların iş gücüne katılım oranı Türkiye’de hâlâ istenilen seviyede değil. Çalışan kadınların büyük bir kısmı kayıt dışı sektörlerde yer almakta ve bu durum onları sosyal güvence hakkından mahrum bırakmakta. Oysa 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, kadınların emeklilik haklarını ve doğum izinlerini düzenlemekte, ancak uygulamada bu hakların ihlali sıkça görülmektedir.
Ayrıca, kadın işçilerin gece çalıştırılmasını düzenleyen İş Kanunu hükümleri çoğu zaman ihlal edilmekte ve yasal sınırların ötesinde mesailere zorlanan kadınların hakları göz ardı edilmektedir. Bu durum, özellikle sendikasız ve güvencesiz çalışan kadınları daha da savunmasız hâle getirmektedir.
Kadın emeği kadar kadın yaşamı da hukuk karşısında yeterince korunmalıdır. Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet davalarında mahkemelerin verdiği iyi hâl indirimleri, caydırıcılık ilkesini zayıflatmaktadır. Oysa 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesi, kadın cinayetlerini ağırlaştırıcı neden olarak ele almasına rağmen, çeşitli gerekçelerle verilen ceza indirimleri vicdanları sızlatıyor.
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, şiddet gören kadınların korunması için çıkarılmış olsa da, uygulamada eksiklikler yaşanıyor. Koruma kararlarına rağmen kadınlar öldürülmeye devam ediyorsa, ortada ciddi bir hukuk boşluğu ya da uygulama zaafiyeti olduğu açıktır.
Kadın emeği, kadın hakları ve hukuk arasındaki bağ güçlendirilmedikçe, 8 Mart sadece sembolik bir gün olmaya devam edecektir. Kadınların çalışma hayatında eşit şartlara sahip olması, hukuk önünde adaletle korunması ve haklarını özgürce kullanabilmesi, gerçek bir emek mücadelesinin olmazsa olmazıdır.
Hukukun sadece kağıt üzerinde değil, sahada kadınların yanında olduğu bir Türkiye dileğiyle…

















