1 MAYIS: KADIN EMEĞİNE BORCUMUZ VAR
1 Mayıs geldi. Yine meydanlarda yüzlerce pankart, binlerce ses…
Ama bir şey var ki çoğu zaman gözden kaçıyor: Kadın işçiler.
Sabahın kör karanlığında evden çıkıp, akşamın karanlığında dönen, bir yandan çocuğunun okul servisini, bir yandan patronun suratını düşünen kadınlar.
Biliyor musunuz? Kadınlar bu ülkenin görünmeyen işçileri.
Evde çalışıyorlar, iş yerinde çalışıyorlar, tarlada, fabrikada, bankoda… Ama adı bir türlü tam olarak konmuyor.
Emeği var, hakkı yok.
Çabası var, karşılığı eksik.
Hukuk kitaplarında kadın işçilerin hakları yazılı:
Gece çalıştırılmaması lazım.
Doğum izni var.
Eşit işe eşit ücret hakkı var.
Mobbing’e karşı korunması gerekiyor.
Peki gerçekten korunuyor mu?
Sokakta karşılaştığımız kadınlara sorun bakalım, size hukuk mu, hayat mı ağır gelmiş diye…
Bugün kadın işçiler hâlâ, hamile kaldı diye işten çıkarılıyor.
Kreşi olmadığı için ya işinden oluyor ya da çocuğunu kaderine bırakıyor.
Ve hâlâ, hâlâ “koca çalışıyor ya, senin maaşa ne gerek var?” diyen bakışlara maruz kalıyor.
Anayasamız 10. maddede eşitlik diyor.
İş Kanunu “ayrım yapamazsın” diyor.
Uluslararası sözleşmeler kadın işçinin hakkını savunuyor.
Kâğıt üstünde her şey mükemmel.
Ama hayat kâğıttan yapılmıyor.
Yine 1 Mayıs.
Ve kadın işçilerin adalet mücadelesi hâlâ bitmedi.
Şu pankartların arasında sessizce yürüyen bir kadın göreceksiniz belki.
Bilin ki onun mücadelesi sadece kendi için değil.
Çocuğu için, geleceği için, adalet için…
1 Mayıs sadece bir gün değil.
Hatırlamamız gereken bir borç.
Kadın emeğine olan borcumuz.
Ve bu borç, sadece alkışla ödenmez ..


















