Dünya uzun zamandır huzurlu bir hikâye anlatmıyor. Huzurla uyanmak da günü aynı sakinlikle tamamlamak da artık eskisi kadar kolay değil. Bugün yaşananlar yalnızca uzakta kalmıyor. Dünyanın herhangi bir yerinde olan bir felaket, kısa sürede herkesin zihnine ve kalbine dokunabiliyor. Çünkü acının dili değişse de insanda bıraktığı etki değişmiyor.
Ve belki de en dikkat çekici olan şu: İnsanlık hiç olmadığı kadar bilgiye sahip. Ama söz konusu yıkım olduğunda, hâlâ hazırlıksız yakalanıyoruz. Zor anlarda verilen ilk tepki akılda hep güçlüdür. Hızla harekete geçilir. Yardıma koşanlar artar, tanımadık birinin acısı bile paylaşılır. Bu refleks çoğu zaman bir ilkyardım gibidir. Hızlıdır, gereklidir ve hayat kurtarır.
Ama orada kalır. İlk günlerin yoğunluğu geçtikçe ilgi azalır. Sonra gündem değişir. Yaşananlar yavaş yavaş geride kalır. Oysa yaşananlar yeni değildir. Aynı acılar tekrar eder. Biz ise her seferinde yeniden şaşırırız.
Aynı kararlılıkla gerçekten iyileşebiliyor mu? Zaman geçtikçe başka bir gerçek daha görünür hâle gelir. Bazıları gerçekten yaraya dokunmak için oradadır. Bazıları ise görünmek için…
Başkasının zor anını kendi değerini büyütmek için kullanmak, insani değildir. Bu, yardım değil; fırsatçılıktır. Bir iyilikten menfaat doğuyorsa, orada artık iyilik yoktur.
Ve bu menfaat yalnızca maddi değildir; görünür olmak, takdir edilmek, “ben yaptım” diyebilmek de aynı ölçüde bir kazançtır. Günümüz mantığı: Krizleri fırsata çevirmek… Bu düşünce sıkça dile getirilir. Ama söz konusu insanın acısıysa, bunun hiçbir karşılığı yoktur.
Çünkü yardımın amacı kazanç değildir ve gösterilmez. Çoğu zaman yapılan şeyler ilkyardımda kalır. Rahatlatır ama iyileştirmez. İyileşme daha fazlasını ister. Daha uzun bir süreli dikkat, daha derin bir sorumluluk ve en önemlisi unutmamayı… Yalnızca yarayı kapatmak değil, o yaranın yeniden açılmaması için bir bilinç oluşturabilmektir.
Belki de mesele tam olarak budur: Görmek yetmez. Hatırlamak gerekir. Hatırlamak da yetmez; anlamak, öğrenmek ve bir daha hazırlıksız yakalanmamak gerekir.
İyilik, anlık bir tepki değil, süreklilik gerektiren bir sorumluluktur. Sadece zor günlere ait bir davranış değil, hayatın her anına yayılan bir duruştur.
Gerçek iyilik, yalnızca yaraya dokunmak değil; insanın kendi içini de iyileştirebilmesidir. İnsanın geride bıraktığı en büyük miras, kazandıkları değil; bıraktığı iyiliktir. Bir Bilgenin söylediği gibi; İnsan, ölümlü olduğunu unutur. Oysa gerçekten hatırlasa; ne egosunu bu kadar büyütür ne de başkasının acısını kendine alan açmak için kullanır. Dünyayı iyilik kurtaracak! Ama ‘’Gerçek İyilik!’’
Peki, siz bugün kendinizi ve dünyayı iyileştirmek için ne yaptınız?


















