Bu satırlarla birlikte Pembe Pusula’da ilk kez sizlerle buluşmanın heyecanını yaşıyorum. Mühendis bir kadın, bir anne,bir evlat, bir abla, bir sivil toplum gönüllüsü ve en çok da bu ülkenin eşitlik hayaline inanan bir kadın olarak yazıyorum. Uzun yıllardır erkek egemen sektörlerde var olmaya çalışan kadınların hikâyelerine, mücadelelerine ve başarılarına tanıklık ettim. Şimdi bu köşede, o tanıklıkları söze dönüştürme, görünmeyeni görünür kılma zamanı.
Yazma niyetim bir “söz hakkı”nı paylaşmak: Kadınların sesi, emeği, hayali bu toplumun her hücresinde daha görünür, daha güçlü olsun diye. Çünkü eşitlik, yalnızca kadınların değil, hepimizin meselesi. Çünkü bir toplumun gerçek kalkınması, tüm bireylerinin eşit haklara, fırsatlara ve temsile sahip olmasıyla mümkündür.
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Nasıl Sağlayacağız?
Eşitlik bir yasa maddesiyle sağlanamaz; eşitlik, toplumsal bir bilinçle ve sistematik adımlarla inşa edilir. Bu dönüşümde yalnızca bireylerin değil, kurumların, hükümetlerin ve medyanın da sorumluluğu vardır. Ve önce eğitimle başlar: Cinsiyet eşitliğini sağlamak, çocuklara okul öncesinden itibaren toplumsal rollerin eşitlik temelinde anlatılmasıyla mümkün olur. Kız çocuklarına uzay hayalleri, erkek çocuklarına duygularını anlatma hakkı tanımadıkça kalıplar yıkılmaz. Eğitim sistemi, fırsat eşitliğinin tohumu olmalıdır. İş Dünyasında Yapısal Değişime İhtiyaç var, kadınların iş hayatında karşılaştığı görünmez engeller – cam tavanlar, ücret farkı, liderlik fırsatlarına erişim eksikliği – kurumların iç politikalarıyla aşılabilir. Eşit işe eşit ücret, esnek ve kapsayıcı çalışma modelleri artık ayrıcalık değil, olması gereken standarttır. Yasalarla Güvence Altına Alınmalıdır, Kadına yönelik şiddetle mücadele, sadece cezalarla değil, toplumu dönüştüren yasal ve kültürel reformlarla mümkündür. Kadınların karar alma mekanizmalarındaki temsili anayasal güvenceye kavuşmalı; eşitlik “hak” olarak tanımlanmalı, “lütuf” gibi sunulmamalıdır. Medya ve Dilin Gücü Kullanılmalıdır, toplumu şekillendiren en önemli araçlardan biri de dildir. Medyada kadının temsili hâlâ klişelere sıkışmış durumda. Cinsiyetçi dilin terk edilmesi, kadın başarılarının daha görünür hale getirilmesi ve kapsayıcı anlatıların güçlenmesi bu dönüşümün temelidir. Bence en önemlisi de Erkek Müttefiklik ve Ortak Mücadeledir, bu mücadele sadece kadınların değil, erkeklerin de eşitlik mücadelesine katılımı ile adaletin kolektif sesi olmasını sağlanmalıdır. Eşitliği savunmak, yalnızca kadınların değil, adalete inanan herkesin sorumluluğudur.
Eşitlik, sadece kadınların daha güçlü olması değil, toplumun daha adil hale gelmesidir. Daha yaratıcı, üretken, barışçıl ve dirençli bir gelecek için cinsiyet eşitliği bir lüks değil, bir zorunluluktur. Her bireyin, her kurumun bu yolculukta bir rolü, bir sorumluluğu mevcuttur.
Dünya Ekonomik Forumu raporları toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için 134 yıla ihtiyaç olduğunu söylüyor, bu eşitlik ancak kadın ve erkek bu yolculuğu birlikte yürürse tamamlanacak.


















