Servin Önen
Bazı günler vardır;
Takvim aynı günü gösterir, ama hayat her an kendi hızında akar. Bunu belirleyen zamandan çok, yaşadıklarımızdır.
Bazı günlerin diğerlerinden farkı yoktur gibi gelir. Sabah aynı saatlerde uyanır, aynı yolları yürürüz. Yine de günün sonunda; başa döneriz yani kendimize.
Aynı mevsimi yaşadığımızı düşünmek yanılgıdır.
Kış, soğuktur. Ama ne derece?
Kış, bazen sabahın erken saatlerindeki ayaz ile kendini hissettirir, okul yolunda üşüyen ellerde, kar altında kalabalık duraklarda uzayan bekleyişlerde. Bazen de gün boyu süren telaşın ardından, buzlu yolda eve dönerken akıldan geçen küçük ayrıntılarda kendini hatırlatır.
Kiminin kışı yolda geçer, kimininki akşam sofrasına varmadan bitmez.
Gün boyu taşıdığımız şeylerin hepsi gerçekten yük mü, yoksa durmaya fırsat bulamadığımız için mi ağır hissettirir bilmiyoruz. Koşarken tartılmayan duygular, akşam olunca kendini hatırlatır. Akşam, günün sustuğu yerdir. En önemlisi ise herkesin bir arada, iyi olduğu bir akşam hayalidir.
Belki sen de hatırlarsın… Büyüklerimizin hiç bıkmadan hasretle andığı o eski akşamları. Kelimelerin az ama anlamın çok olduğu zamanları…
Biz yaşayamasak da sobanın başında toplanılan günleri, hikâyelerin bıraktığı sıcaklık içimizi ısıtır. Bazı anlatılanlar yalnızca kulakta kalmaz; kokularıyla gelir, sonrada kalbimize yerleşir.
Mandalina kabuğu, taze ekmek, yeni demlenmiş çayın buğusu…
Şimdi bile burnuna geldi mi o koku?
Bazı akşamlar o his ile o koku gelir burnumuza ve kalbimizi sızlatır. Nereden geldiğini tam çıkaramayız ama tanıdıktır.
Büyüklerimizin anlattığı o eski akşamları nasılda hatırlatır. Sözlerin daha yavaş aktığı, zamanın acele etmediği anları…Şimdi bile o hikâyelerin kokusu sanki bizimle. Bir çorbanın buharında saklanan şefkati, bir dilim ekmeğin, şen kahkahaların evimizi nasıl bir arada tuttuğunu görerek. Ne yediğimizden çok, aynı masada yan yana olmanın doyurduğunu fark ederek. Yan yana durmanın, sessizce paylaşmanın, birlikte olmanın ne demek olduğunu orada öğrendik. Ne yaşadığımızdan çok, nasıl hatırladığımızın önemli olduğunu…
Gün biterken her şey çözülmez belki ama yumuşar. İnsan kendine biraz daha yaklaşır. Gün içinde omuzlarımıza yüklediklerimiz, gerçekten sandığımız kadar ağır olup olmadığını, çoğu zaman günün koşturmacasının durduğu an akşamları farkına varırız. Bizler eve girince değil, sofraya oturunca yavaşlarız.
Bir masanın etrafında toplanmak; Dinlemektir, beklemektir, paylaşmaktır. Bazen susarak, bazen gülerek, aynı duyguda buluşabilmektir.
Bugün o masalarda yeni yüzler var.
Çocuklar…
Kahkahalarıyla odayı dolduran, bir lokmanın içinde sevgiyi, bir gülüşün içinde umudu fark ederek öğrenen çocuklar.
Bir zamanlar bizimde yaptığımız gibi. Zaman kavramı yaş ile beraber değişiyor, hayat hızlanıyor. Ama bazı şeyler hâlâ çok kıymetli. Günün sonunda edilen kısa bir şükür, “iyi ki buradayız” duygusu…
Şu an mevsim kış.
Peki ya içimizde hangi mevsim yaşanıyor? Belki de asıl mesele budur.
Takvimlerde günler hatta yıllar geçiyor; fakat biz ne hissediyoruz?
Yorgun mu, umutlu mu, aceleci mi, şükreden mi?
Kendimize hatırlatmakta fayda var:
‘Umut’; öyle büyük sözlerde değil, akşam vakti kurulan sade bir sofrada sessizce yerini bulur.
‘Huzur’; herkesin kalbinde, kendi zamanında büyür.









