Şair, yazar, fikir, sanat ve aksiyon adamı Necip Fazıl Kısakürek|in manevi ve kültürel mirasını yaşatmak amacıyla Star gazetesi tarafından verilen "Necip Fazıl Ödülleri", Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı|nda düzenlenen törenle sahiplerini buldu.
Cumhurbaşkanın Recep Tayyip Erdoğan|ın katılımıyla gerçekleşen ödül töreninin açılış konuşmasını yapan Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak, Kısakürek|in mihmandarlık rolünü gelecek nesillere taşımak adına "Necip Fazıl Ödülleri"ni verdiklerini söyledi.
Bu yıl uluslararası alanda da bir ödül verdiklerini belirten Albayrak, "Necip Fazıl Ödülleri bu yıl Bosna|ya ulaştı. Elbette gönül coğrafyamızın tamamına gitmeyi hedefliyoruz. Zira yaşadığımız gerçekler bize değerlerimizi sadece sınırlarımız içerisinde koruyamayacağımızı öğretti." dedi.
Kısakürek|in "Gençliğe Hitabe"sine değinen Albayrak, şöyle devam etti:
"Hitabesinde |işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayet| derken, sanki 15 Temmuz ihanetini tarif ediyor ve panzehir olarak da |kim var| diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert |ben varım| diyebilen bir gençliği gösteriyordu. |Ben bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum| diyordu. 15 Temmuz|da FETÖ hainlerinin karşısına dikilen yiğitler, üstadın müjdelediği o filizlerden büyüyen çınarlar değil miydi?"
- Ödüller
Törende "Necip Fazıl Saygı Ödülü" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Prof. Dr. Teoman Duralı|ya takdim edildi.
Ödül öncesinde konuşan Duralı, şunları kaydetti:
"Allah böyle bir şerefi taşımayı nasip etsin, bunun altında ezilmememi sağlar inşallah. Necip Fazıl|ı 16 yaşındayken dinleme fırsatına ermiştim. Ankara Dil Coğrafya Üniversitesi|nde felsefe üzerine bir konuşma yapmıştı. Orada devri alem seyahati yapıyor üstat. Bize felsefenin iklimlerinden bahsediyordu ama Mevlana hazretlerinin örneğini aklıma getirdi. Pergelin iğnesi belli bir noktaya basıyor ve kalemle bütün alemi dolaşıyordu. Bu bana ileriki hayatımın ilham kaynağını teşkil etti. Ne kadar dolaşırsan dolaş bir geminin mutlaka çıktığı limana dönmesi lazım batmıyorsa. Hayatımız sürdükçe çıktığımız, yola koyulduğumuz diyara, onun tohumuna sadık kalmak başta gelen ülkümüz olmalı, işte Necip Fazıl üstadımızdan aldığım bu ilhamı şu dönemime kadar sürdürmeyi ilke edindim. "
"Necip Fazıl Uluslararası Kültür Sanat Ödülü"nü, Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu|nun elinden alan Bosnalı şair Cemalettin Latiç, "Hayatım, edebiyatım ve memleketim Bosna için çok önemli olan bu günde sadece şiirsel bir ifadeyle değil, Türklerin düşüncelerinin hapsolduğu prangalardan kurtaran çağdaş Türk edebiyat şairi merhum Üstat Necip Fazıl Kısakürek|in adını taşıyan bu ödül töreninde şiirlerimi inceleyen ve bana bu ödülü layık gören jüri üyelerine teşekkür ediyorum." dedi.
Latiç, konuşmasında yazar Akif Emre|yi anarak, şunları söyledi:
"Boşnaklar üzerine yapılan soykırım esnasında, tünelden geçerek Saraybosna|ya gelen ceddimiz Fatih Sultan Mehmet|in torunları ve diğer Türk kardeşlerimizle birlikte, birbirlerini seven ve hürriyet için hep birlikte mücadele edecek ve hep ülkelerinin bağımsızlıklarını koruyacak olan, Türk ve Boşnak milletlerini birleştiren, kardeşim Akif Emre|yi rahmetle anıyorum."
Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş|un elinden "Necip Fazıl İlk Eserler Ödülü"nü alan Betül Nurata, "Hiç bitmeyecek bir yalnızlığımız var bu hayatta. Silinmeyecek bir hüzün var fıtrattan gelen, bu dünyada olmanın bir gereği belki ve edebiyat bu duyguyla baş edebilmenin gerçekten en güzel yolu. Benim için de böyle oldu. Bir kızma, kırılma ve hep sevme biçimi oldu öykü benim için." şeklinde konuştu.
Yine "Necip Fazıl İlk Eserler Ödülü"ne layık görülen Emre Ergin|e ödülünü Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak verdi. Ergin, "Bu ödül benim için büyük bir şeref. Bundan sonra da Necip Fazıl|ın hatırasına layık bir yazar olmaya çalışacağım. İnşallah bu ödül vatana ve ümmete daha fazla hizmet etmeme sebep olur." ifadelerini kullandı.
Etkinlikte, "Necip Fazıl Fikir Araştırma Ödülü" ise Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan tarafından N. Ahmet Özalp|a takdim edildi.
Özalp, Türk toplumunun dünyada hiçbir toplumda bulunmayan kültürel mirasa sahip olduğunun altını çizdi.
Büyük İslam Medeniyeti|ni yeniden hayata geçirmek adına çalışmalar sürdürdüklerini kaydeden Özalp, "Çok hızlı çalışarak, kütüphanelerimizde bekleyen 200 bin aşkın yazma eserin yeniden kazandırılması için var gücümüzle çalışmak zorundayız. Araştırmacıları, yayıncıları desteklemek, Bakanlığımızın gücünü kullanarak, kültür eserlerimizi yeniden gençlerimize ulaştırmak zorundayız." ifadelerini kullandı.
- Erdoğan "Surda bir gedik açtık"ı tekrar istedi
İstanbul Valisi Vasip Şahin|in elinden "Necip Fazıl Hikaye Roman Ödülü"nü alan Necip Tosun da Necip Fazıl Kısakürek|le tanışma fırsatı bulamadığını dile getirerek, şunları anlattı:
"İlk görüşme imkanım Kırıkkale|de oldu. Bir konferans için Kırıkkale|ye gelmişti. Ben genç bir MTTB|li olarak oradaydım ama ağabeylerim etrafını sarmışlardı ama bir türlü konuşmak, tanışmak nasip olmadı. 3 yıl sonra bu kez 20 yaşında onun kitaplarını çantama doldurdum. |Üstadımı İstanbul|da ziyaret edeceğim| dedim. Otobüse bindim. Bursa yolunda otobüsüm jandarmalar tarafından çevrildi ve ben geri Ankara|ya gönderildim. Tarih 12 Eylül 1980|di. Bu kez de darbe ve askerler benim üstada ulaşmamı engellemişlerdi. Aradan yıllar geçti ve ben bugün Necip Fazıl|la ertelenmiş buluşmamı gerçekleştirdiğimi düşünüyorum."
"Necip Fazıl Şiir Ödülü"nü İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mevlüt Uysal|dan alan Ahmet Murat da, "Bu ödülü ben 7-8 yaşlarındayken Üstat Necip Fazıl|ın epeyce bir şiirini bana ezberleten, sonra dava arkadaşları eve gelip gittikçe onlara bu şiiri bağıra bağıra okumamı isteyen rahmetli babama armağan ediyorum. Bu ödül ayrıca beni 23 sene kadar önce rahmetli olan babamı ve onun pek sevdiği Üstadını bir araya getirdi. Bunun için çok mutluyum." diye konuştu.
Etkinlikte, Yücel Arzen ve ekibi, besteledikleri Necip Fazıl Kısakürek|in "Surda Bir Gedik Açtık" şiirini seslendirdi. Arzen, Cumhurbaşkanı Erdoğan|ın isteği üzerine eseri bir kez daha söyledi.
Törende ayrıca, terör saldırılarında vefat eden vatandaşların yer aldığı bir kısa film ile Kısakürek|in fotoğraflarının bulunduğu sergi izlenime sunuldu.
Törene katılanlara "Büyük Doğu" gazetesinin baskılarından oluşan hediye takdim edildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının devamında, "Necip Fazıl, özellikle dar çerçevede olduğu zaman muhabbeti doyumsuzdu. O muhabbetlerde hakikaten unutulmayacak hatıralar vardı. Allah rahmet eylesin. Fakat bizim dünyamıza kazandırmış olduğu o dinamizm çok çok farklıydı. Verdiği heyecan çok çok farklıydı. Onunla beraber bizler gerçekten bugün karşımıza dikilen bazı gruplar, bazı saldırganlar var ya, işte o zamanlarda kalemiyle onlara karşı duran, yegane isim üstat Necip Fazıl Kısakürek|ti. Adeta tek başına onları çökertiyordu, baş edemiyorlardı. Yargıda, adliyelerde yine aynı şekilde dimdik duran bir isim. Biz dik durmayı ondan öğrendik. Hele hele bir ifadesi var ki hiç unutmuyorum. O hakime verdiği cevapta, |bıktık senden| dediğinde, |siz burada hancı, ben de bu davada yolcu oldukça, ben buraya daha çok uğrarım| ifadesini unutamıyorum. Mesele bu... İnşallah bizler de bu davada yolculuğumuzu, ayağımızı sabit kadem tutmak suretiyle devam etmek durumundayız." dedi.
"DAHA SON SÖZÜMÜZÜ SÖYLEMEDİK"
Erdoğan, "Biz 15 yıldır büyük Türkiye|yi, güçlü Türkiye|yi, kendisiyle birlikte tüm dostlarının, soydaşlarının, dindaşlarının, mazlumların ve mağdurların umut kapısı, güven kaynağı bir ülkeyi inşa etmenin gayreti içindeyiz. Biz üstadın ömrü boyunca hep bekleyip durduğu o inkılap var ya, işte onu gerçekleştirmek için çalıştık, çalışıyoruz. Devlerin kıvranışına, cücelerin çırpınışına aldırmadan tarihin en büyük iman devini ayağa kaldırmak için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Eğer bugün içeriden ve dışarıdan sürekli saldırılara maruz kalıyorsak, iftiralara uğruyorsak, davamıza ve onun uğruna adadığımız canımıza kast ediliyorsa, sebebi işte bu mücadeleden vazgeçmiyor oluşumuzdur. Şayet tıpkı geçmişte yapıla geldiği gibi |otur| denildiğinde otursak, |sus| denildiğinde sussak, |ver| denildiğinde versek, |al| denildiğinde alsak, inanın bu saldırıların hiçbiriyle karşılaşmazdık. Ama biz şu veya bu gücün ne dediğine değil, sadece ve sadece Allah|ın ne dediğine baktık, sadece ve sadece milletimizin ne dediğine baktık. Türk milleti olarak daha dünyaya son sözümüzü söylemedik." diye konuştu.
"DİBE ÇAKILMADIK, YOK BÖYLE BİR ŞEY. SAKIN HA."
Ödül alanlardan Betül Nurata|nın konuşmasında kullandığı, "İletişim olarak maalesef dibe vurduk." ifadesini hatırlatan Erdoğan, "Beni bağışlasın Betül kızımıza şunu söyleyeceğim: Dibe çakılmadık, yok böyle bir şey. Sakın ha. Dibe çakılanlar başkaları. Biz şu anda tavan yapıyoruz Allah|ın izniyle. Ah o dönemleri bir yaşamış olsaydınız, bugünü mukayese daha rahat olacaktı. Rabbimize hamdolsun, nereden nereye geldik. Eğer artık bir Betül kızımız, kardeşimiz varsa, bir Rümeysa kızımız varsa, bugün onlar elhamdülillah üniversitelerde, bilimde, her türlü yarışın içinde yer alabiliyor, devletin her kademesinde yer alabiliyorsa dibe çakan değil tırmanan bir nesil var, bir gençlik var. Milyarlarca Müslüman olarak da son sözümüz henüz ağzımızdan çıkmadı. Her şeyin bir zamanı olduğu gibi, bu büyük inkılabın da bir zamanı vardır. Bir yandan kendimizi güçlendirmenin, büyütmenin, o güne hazırlanmanın mücadelesini verirken, aynı zamanda her türlü haksızlığa, zulme, ahlaksızlığa karşı itirazlarımızı en yüksek perdeden dile getirmekten de geri durmuyoruz,
durmayacağız. Çünkü elimizle düzeltemiyorsak dilimizle onunla da bir şey yapamıyorsak kalbimizle buğzetmenin gerektiğini biliyoruz. Kalple buğzetmekten, dille itiraz etme seviyesine çıktık. İnşallah en kısa sürede haksızlıkları elle düzelteceğimiz günleri de göreceğiz. Bunun ilk adımlarını atmaya başladık." şeklinde konuştu.
UNUTMAYINIZ KUDÜS DEMEK İSTANBUL DEMEKTİR
Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:
Şimdi Kudüs üzerinden, tüm Orta Doğu|yu, tüm Müslümanları hedef alan yeni bir saldırı başladı. Bu konuda da ilk adımları Çarşamba günü büyük ölçekte attık, inşallah devamını da getireceğiz. Şunu iyi biliyoruz. Kudüs giderse Medine|yi koruyamayız. Medine giderse Mekke|yi koruyamayız. Mekke giderse Kabe|yi de kaybederiz. Unutmayınız Kudüs demek İstanbul demektir, İslamabad demektir,
Jakarta demektir. Medine demek, Kahire demektir, Şam demek, Bağdat demektir. Kabe demek, tüm Müslümanlar olarak hepimizin şerefi, namusu, onuru, haysiyeti, varlık gayesi demektir. Biz bunların hiçbirinden vazgeçemeyiz. Allah|ın emrine ve ecdadın emanetine sahip çıkmak için ne gerekiyorsa bunu yapacağız. Elimizle müdahale edeceğiz ya... Bütün görüşmeleri, her şeyi yapacağız ya... Birleşmiş Milletler Genel Kurulu|nda çağrımızı yaptık. Arakan için orada, Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlar, onlarla beraber orada bizzat toplantı yaptık. Niçin? Duyarsız kalamayız. Attığımız adımların da yavaş yavaş neticesini alıyoruz. Düzen bozuk olabilir ama bizim buna rıza gösterme mecburiyetimiz yoktur.
Cumhurbaşkanın Recep Tayyip Erdoğan|ın katılımıyla gerçekleşen ödül töreninin açılış konuşmasını yapan Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nuh Albayrak, Kısakürek|in mihmandarlık rolünü gelecek nesillere taşımak adına "Necip Fazıl Ödülleri"ni verdiklerini söyledi.
Bu yıl uluslararası alanda da bir ödül verdiklerini belirten Albayrak, "Necip Fazıl Ödülleri bu yıl Bosna|ya ulaştı. Elbette gönül coğrafyamızın tamamına gitmeyi hedefliyoruz. Zira yaşadığımız gerçekler bize değerlerimizi sadece sınırlarımız içerisinde koruyamayacağımızı öğretti." dedi.
Kısakürek|in "Gençliğe Hitabe"sine değinen Albayrak, şöyle devam etti:
"Hitabesinde |işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayet| derken, sanki 15 Temmuz ihanetini tarif ediyor ve panzehir olarak da |kim var| diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert |ben varım| diyebilen bir gençliği gösteriyordu. |Ben bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum| diyordu. 15 Temmuz|da FETÖ hainlerinin karşısına dikilen yiğitler, üstadın müjdelediği o filizlerden büyüyen çınarlar değil miydi?"
- Ödüller
Törende "Necip Fazıl Saygı Ödülü" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Prof. Dr. Teoman Duralı|ya takdim edildi.
Ödül öncesinde konuşan Duralı, şunları kaydetti:
"Allah böyle bir şerefi taşımayı nasip etsin, bunun altında ezilmememi sağlar inşallah. Necip Fazıl|ı 16 yaşındayken dinleme fırsatına ermiştim. Ankara Dil Coğrafya Üniversitesi|nde felsefe üzerine bir konuşma yapmıştı. Orada devri alem seyahati yapıyor üstat. Bize felsefenin iklimlerinden bahsediyordu ama Mevlana hazretlerinin örneğini aklıma getirdi. Pergelin iğnesi belli bir noktaya basıyor ve kalemle bütün alemi dolaşıyordu. Bu bana ileriki hayatımın ilham kaynağını teşkil etti. Ne kadar dolaşırsan dolaş bir geminin mutlaka çıktığı limana dönmesi lazım batmıyorsa. Hayatımız sürdükçe çıktığımız, yola koyulduğumuz diyara, onun tohumuna sadık kalmak başta gelen ülkümüz olmalı, işte Necip Fazıl üstadımızdan aldığım bu ilhamı şu dönemime kadar sürdürmeyi ilke edindim. "
"Necip Fazıl Uluslararası Kültür Sanat Ödülü"nü, Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu|nun elinden alan Bosnalı şair Cemalettin Latiç, "Hayatım, edebiyatım ve memleketim Bosna için çok önemli olan bu günde sadece şiirsel bir ifadeyle değil, Türklerin düşüncelerinin hapsolduğu prangalardan kurtaran çağdaş Türk edebiyat şairi merhum Üstat Necip Fazıl Kısakürek|in adını taşıyan bu ödül töreninde şiirlerimi inceleyen ve bana bu ödülü layık gören jüri üyelerine teşekkür ediyorum." dedi.
Latiç, konuşmasında yazar Akif Emre|yi anarak, şunları söyledi:
"Boşnaklar üzerine yapılan soykırım esnasında, tünelden geçerek Saraybosna|ya gelen ceddimiz Fatih Sultan Mehmet|in torunları ve diğer Türk kardeşlerimizle birlikte, birbirlerini seven ve hürriyet için hep birlikte mücadele edecek ve hep ülkelerinin bağımsızlıklarını koruyacak olan, Türk ve Boşnak milletlerini birleştiren, kardeşim Akif Emre|yi rahmetle anıyorum."
Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş|un elinden "Necip Fazıl İlk Eserler Ödülü"nü alan Betül Nurata, "Hiç bitmeyecek bir yalnızlığımız var bu hayatta. Silinmeyecek bir hüzün var fıtrattan gelen, bu dünyada olmanın bir gereği belki ve edebiyat bu duyguyla baş edebilmenin gerçekten en güzel yolu. Benim için de böyle oldu. Bir kızma, kırılma ve hep sevme biçimi oldu öykü benim için." şeklinde konuştu.
Yine "Necip Fazıl İlk Eserler Ödülü"ne layık görülen Emre Ergin|e ödülünü Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak verdi. Ergin, "Bu ödül benim için büyük bir şeref. Bundan sonra da Necip Fazıl|ın hatırasına layık bir yazar olmaya çalışacağım. İnşallah bu ödül vatana ve ümmete daha fazla hizmet etmeme sebep olur." ifadelerini kullandı.
Etkinlikte, "Necip Fazıl Fikir Araştırma Ödülü" ise Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan tarafından N. Ahmet Özalp|a takdim edildi.
Özalp, Türk toplumunun dünyada hiçbir toplumda bulunmayan kültürel mirasa sahip olduğunun altını çizdi.
Büyük İslam Medeniyeti|ni yeniden hayata geçirmek adına çalışmalar sürdürdüklerini kaydeden Özalp, "Çok hızlı çalışarak, kütüphanelerimizde bekleyen 200 bin aşkın yazma eserin yeniden kazandırılması için var gücümüzle çalışmak zorundayız. Araştırmacıları, yayıncıları desteklemek, Bakanlığımızın gücünü kullanarak, kültür eserlerimizi yeniden gençlerimize ulaştırmak zorundayız." ifadelerini kullandı.
- Erdoğan "Surda bir gedik açtık"ı tekrar istedi
İstanbul Valisi Vasip Şahin|in elinden "Necip Fazıl Hikaye Roman Ödülü"nü alan Necip Tosun da Necip Fazıl Kısakürek|le tanışma fırsatı bulamadığını dile getirerek, şunları anlattı:
"İlk görüşme imkanım Kırıkkale|de oldu. Bir konferans için Kırıkkale|ye gelmişti. Ben genç bir MTTB|li olarak oradaydım ama ağabeylerim etrafını sarmışlardı ama bir türlü konuşmak, tanışmak nasip olmadı. 3 yıl sonra bu kez 20 yaşında onun kitaplarını çantama doldurdum. |Üstadımı İstanbul|da ziyaret edeceğim| dedim. Otobüse bindim. Bursa yolunda otobüsüm jandarmalar tarafından çevrildi ve ben geri Ankara|ya gönderildim. Tarih 12 Eylül 1980|di. Bu kez de darbe ve askerler benim üstada ulaşmamı engellemişlerdi. Aradan yıllar geçti ve ben bugün Necip Fazıl|la ertelenmiş buluşmamı gerçekleştirdiğimi düşünüyorum."
"Necip Fazıl Şiir Ödülü"nü İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mevlüt Uysal|dan alan Ahmet Murat da, "Bu ödülü ben 7-8 yaşlarındayken Üstat Necip Fazıl|ın epeyce bir şiirini bana ezberleten, sonra dava arkadaşları eve gelip gittikçe onlara bu şiiri bağıra bağıra okumamı isteyen rahmetli babama armağan ediyorum. Bu ödül ayrıca beni 23 sene kadar önce rahmetli olan babamı ve onun pek sevdiği Üstadını bir araya getirdi. Bunun için çok mutluyum." diye konuştu.
Etkinlikte, Yücel Arzen ve ekibi, besteledikleri Necip Fazıl Kısakürek|in "Surda Bir Gedik Açtık" şiirini seslendirdi. Arzen, Cumhurbaşkanı Erdoğan|ın isteği üzerine eseri bir kez daha söyledi.
Törende ayrıca, terör saldırılarında vefat eden vatandaşların yer aldığı bir kısa film ile Kısakürek|in fotoğraflarının bulunduğu sergi izlenime sunuldu.
Törene katılanlara "Büyük Doğu" gazetesinin baskılarından oluşan hediye takdim edildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının devamında, "Necip Fazıl, özellikle dar çerçevede olduğu zaman muhabbeti doyumsuzdu. O muhabbetlerde hakikaten unutulmayacak hatıralar vardı. Allah rahmet eylesin. Fakat bizim dünyamıza kazandırmış olduğu o dinamizm çok çok farklıydı. Verdiği heyecan çok çok farklıydı. Onunla beraber bizler gerçekten bugün karşımıza dikilen bazı gruplar, bazı saldırganlar var ya, işte o zamanlarda kalemiyle onlara karşı duran, yegane isim üstat Necip Fazıl Kısakürek|ti. Adeta tek başına onları çökertiyordu, baş edemiyorlardı. Yargıda, adliyelerde yine aynı şekilde dimdik duran bir isim. Biz dik durmayı ondan öğrendik. Hele hele bir ifadesi var ki hiç unutmuyorum. O hakime verdiği cevapta, |bıktık senden| dediğinde, |siz burada hancı, ben de bu davada yolcu oldukça, ben buraya daha çok uğrarım| ifadesini unutamıyorum. Mesele bu... İnşallah bizler de bu davada yolculuğumuzu, ayağımızı sabit kadem tutmak suretiyle devam etmek durumundayız." dedi.
"DAHA SON SÖZÜMÜZÜ SÖYLEMEDİK"
Erdoğan, "Biz 15 yıldır büyük Türkiye|yi, güçlü Türkiye|yi, kendisiyle birlikte tüm dostlarının, soydaşlarının, dindaşlarının, mazlumların ve mağdurların umut kapısı, güven kaynağı bir ülkeyi inşa etmenin gayreti içindeyiz. Biz üstadın ömrü boyunca hep bekleyip durduğu o inkılap var ya, işte onu gerçekleştirmek için çalıştık, çalışıyoruz. Devlerin kıvranışına, cücelerin çırpınışına aldırmadan tarihin en büyük iman devini ayağa kaldırmak için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Eğer bugün içeriden ve dışarıdan sürekli saldırılara maruz kalıyorsak, iftiralara uğruyorsak, davamıza ve onun uğruna adadığımız canımıza kast ediliyorsa, sebebi işte bu mücadeleden vazgeçmiyor oluşumuzdur. Şayet tıpkı geçmişte yapıla geldiği gibi |otur| denildiğinde otursak, |sus| denildiğinde sussak, |ver| denildiğinde versek, |al| denildiğinde alsak, inanın bu saldırıların hiçbiriyle karşılaşmazdık. Ama biz şu veya bu gücün ne dediğine değil, sadece ve sadece Allah|ın ne dediğine baktık, sadece ve sadece milletimizin ne dediğine baktık. Türk milleti olarak daha dünyaya son sözümüzü söylemedik." diye konuştu.
"DİBE ÇAKILMADIK, YOK BÖYLE BİR ŞEY. SAKIN HA."
Ödül alanlardan Betül Nurata|nın konuşmasında kullandığı, "İletişim olarak maalesef dibe vurduk." ifadesini hatırlatan Erdoğan, "Beni bağışlasın Betül kızımıza şunu söyleyeceğim: Dibe çakılmadık, yok böyle bir şey. Sakın ha. Dibe çakılanlar başkaları. Biz şu anda tavan yapıyoruz Allah|ın izniyle. Ah o dönemleri bir yaşamış olsaydınız, bugünü mukayese daha rahat olacaktı. Rabbimize hamdolsun, nereden nereye geldik. Eğer artık bir Betül kızımız, kardeşimiz varsa, bir Rümeysa kızımız varsa, bugün onlar elhamdülillah üniversitelerde, bilimde, her türlü yarışın içinde yer alabiliyor, devletin her kademesinde yer alabiliyorsa dibe çakan değil tırmanan bir nesil var, bir gençlik var. Milyarlarca Müslüman olarak da son sözümüz henüz ağzımızdan çıkmadı. Her şeyin bir zamanı olduğu gibi, bu büyük inkılabın da bir zamanı vardır. Bir yandan kendimizi güçlendirmenin, büyütmenin, o güne hazırlanmanın mücadelesini verirken, aynı zamanda her türlü haksızlığa, zulme, ahlaksızlığa karşı itirazlarımızı en yüksek perdeden dile getirmekten de geri durmuyoruz,
durmayacağız. Çünkü elimizle düzeltemiyorsak dilimizle onunla da bir şey yapamıyorsak kalbimizle buğzetmenin gerektiğini biliyoruz. Kalple buğzetmekten, dille itiraz etme seviyesine çıktık. İnşallah en kısa sürede haksızlıkları elle düzelteceğimiz günleri de göreceğiz. Bunun ilk adımlarını atmaya başladık." şeklinde konuştu.
UNUTMAYINIZ KUDÜS DEMEK İSTANBUL DEMEKTİR
Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:
Şimdi Kudüs üzerinden, tüm Orta Doğu|yu, tüm Müslümanları hedef alan yeni bir saldırı başladı. Bu konuda da ilk adımları Çarşamba günü büyük ölçekte attık, inşallah devamını da getireceğiz. Şunu iyi biliyoruz. Kudüs giderse Medine|yi koruyamayız. Medine giderse Mekke|yi koruyamayız. Mekke giderse Kabe|yi de kaybederiz. Unutmayınız Kudüs demek İstanbul demektir, İslamabad demektir,
Jakarta demektir. Medine demek, Kahire demektir, Şam demek, Bağdat demektir. Kabe demek, tüm Müslümanlar olarak hepimizin şerefi, namusu, onuru, haysiyeti, varlık gayesi demektir. Biz bunların hiçbirinden vazgeçemeyiz. Allah|ın emrine ve ecdadın emanetine sahip çıkmak için ne gerekiyorsa bunu yapacağız. Elimizle müdahale edeceğiz ya... Bütün görüşmeleri, her şeyi yapacağız ya... Birleşmiş Milletler Genel Kurulu|nda çağrımızı yaptık. Arakan için orada, Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlar, onlarla beraber orada bizzat toplantı yaptık. Niçin? Duyarsız kalamayız. Attığımız adımların da yavaş yavaş neticesini alıyoruz. Düzen bozuk olabilir ama bizim buna rıza gösterme mecburiyetimiz yoktur.









