Geçtiğimiz Pazartesi günü, Bursa’nın Nilüfer Belediyesine bağlı kadın sığınma evi, tavanı aktığı gerekçe gösterilerek kapatıldı.
Şiddet mağduru kadınların başvurduğu merkezlerin Türkiye’de ne denli az sayıda olduğu ve sınırlı kalış süresi nedeniyle yaşanan sorunlar sık sık dillendiriliyor. Ancak Bursa’da yaşananların tüm bunların da ötesinde olduğu öğrenildi.
2012’de açılan Nilüfer Belediyesine bağlı sığınma evinde, önce 2 psikolog, 1 çocuk gelişimci, 5 gece görevlisi ve 3 sosyal çalışmacı işten atıldı, kadrolu memurlar başka birimlere sürüldü ve ardından kurum kapatıldı.
konuşan ve eski bir sığınma evi çalışanı olan Y.S. süreci şöyle anlatıyor; “Tazminat verilmedi. Son atılan arkadaşlar taşeron şirket ve belediye tarafından da aranmamış, sözleşmeniz feshedildi bile denmemiş. Belediyenin iş bulma ofisi arayıp kendilerine ‘böyle işler var ister misiniz’ demişler. Arkadaşlar halen belediyede çalıştıklarını sanarken olmuş, şaşırıp sormuşlar ve ‘insan kaynaklarından işten çıkarıldığınız bilgisi bize verildi’ yanıtını almışlar. Dalga geçer gibi ve çirkince. İşten atılan herkes, ben dahil dava açtık ve kazandık, birkaç arkadaşın duruşmaları devam ediyor, davası tamamen sonuçlanan ve kazanan 2 arkadaşın mahkeme sonucuna rağmen belediye hala paralarını ödemediği için tekrar dava açıldı”.
|YÖNETİM ZAFİYETLERİ, SIĞINAĞI KADINLAR İÇİN CEHENNEME ÇEVİRDİ|
2012 yılında faaliyete başlayan sığınma evi, çalışan kadrosunun verdigi emekle, örnek sığınaklar arasına girmeyi başarmış. Ancak yönetim zafiyetleri sebebi ile yine kısa sürede bir cehenneme dönüşmüş.
Y.S. ilk problemleri şöyle anlatıyor: “Kadınların eczane, doktor masraflarının karşılanmaması, numara yapıyorsun diyerek doktora gönderilmeyişleri, azarlanmaları, psikolojik şiddet, telefonlarının ellerinden alınması, gece vakti odalara baskın, korkunç tabldota mahkum edilip mutfağı kullanmalarına bile izin verilmemesi.”
Sığınağın kapatılması ile atılan çalışanlara taşeron şirket ya da belediye tarafından aranıp sözleşmelerinin feshedildiği bile söylenmemiş, belediyenin iş bulma ofisinin arayıp “elimizde böyle işler var ister misiniz” dediği çalışanlar, “insan kaynaklarından işten çıkarıldığınız bilgisi bize verildi” yanıtını almışlar.
Y.S. bugüne dek sığınak içinde yaşadıkları tüm problemleri üst yönetimle paylaştıklarını, asla sonuç alamadıklarını hatta sindirildiklerini söylüyor: "Bütün bunlar yaşanırken birimin başında belediye başkanının eşi vardı, başkan eşi ile evlendikten sonra kendisini sosyal işler müdürlüğüne atadı. Yanlış uygulamalarda ısrar edildi, hırs meselesi haline getirildi, sorunlar sarpa sardı ve işin içinden çıkamadıkları noktada birimi kapatma yoluna gittiler."
|SIĞINMA EVİNDEKİ KADINLARIN ÇOCUKLARI YASA DIŞI YOLLA EVLATLIK VERİLDİ’
Sığınaktaki yönetim zafiyetlerinin ötesinde yaşanan bir başka sorun ise, "skandal" olarak anılmayı hak ediyor. İddiaya göre sığınaktaki gebe kadınların dezavantajlı pozisyonu, iki eski sığınak yöneticisi tarafından bir “fırsat”a çevrilerek, çocuklarının yasal olmayan yollarla evlatlık verilişine aracılık edilmiş. Durumu amirlerine ve BİMER’e şikayet eden Y.S. ve arkadaşları, konuyu gündem etmemeleri yönünde uyarılmış ve bahsi geçen suçlular başka gerekçeler gösterilerek işten çıkarılmış, esas suçları ise örtbas edilmiş.
Y.S. yasa dışı evlatlık iddiası hakkında şunları söylüyor; “Bizim bildigimiz kesin iki olay var; bir çocuk yurt dışına evlatlık verilmiş, biri de ki en son savcılığa şikayet ettiğimiz durum, birçok ifadeyle kanıtlanmış, çocuğun kimde olduğunu biliyoruz, dava dosyasında mevcut”.
Olay gebe bir kadının önceden anlaştıkları özel hastanede doğum yapmak yerine erken doğum riski nedeni ile bir devlet hastanesinde dogum yapmak durumunda kalması ile ortaya çıkmış.
Konuyla ilgili savcılıkta başlatılan işlem, "tahkikata gerek yoktur" kararıyla sonuçlanmış ancak Y.S., yasal olarak atılabilecek tüm adımları atmaya devam edeceklerini vurguluyor.
Bu suçu gizlemenin ve sorumluların cezasız kalmasının ağır sonuçları olabileceğini belirten Y.S., pek çok gebe kadının sığınağa geldiğini, bir kısmı tecavüz mağduru olan bu kadınların dezavantajlı durumundan faydalanıldığını vurguluyor.
KADINLAR VE ÇALIŞANLAR, MEVZUATIN GÜÇLÜĞÜ BAHANESİYLE MANİPÜLE EDİLDİ
Sığınakta kalan kadınların manipüle edildiğini, yasal mevzuatın güçlüğü bahane edilerek kadınların usulsüz yollardan evlat edindirmeye teşvik edildiğini aktaran Y.S., kadınlara "çaresizsin ve çaren benim elimde" mesajı verildiğini söylüyor.
Öte yandan Türkiye|de evlat edinme sürecinin zorlu bir protokol barındırdığı bilinse de, evlatlık verme süreci başka türlü işliyor. Küçüklerin evlat edinilmesinde uygulanması gereken prosedürü düzenleyen tüzük Medeni Yasa|nın 305-320. maddeleri arasında düzenlenmiş bulunan evlat edinme hükümlerini esas alıyor. Buna göre; tecavüz sonucu doğan küçüklerin evlat edinilmesi için; çocuğun velayeti doğrudan annede olduğundan (evlilik dışı doğan çocukların velayeti annededir) annenin rızası gerekiyor, bu rıza bebek 6 haftalık olmadan önce verilmiyor. Annenin rızası yoksa bile eğer annenin "özen yükümlülüğünü yerine getirmediği" tespit edilirse, rıza aranmaksızın evlatlık verilebiliyor. Bu durumun mahkeme kararıyla tespiti ve anneye bildirimi gerekiyor veya çocuğun korunma ihtiyacı içinde bulunduğu mahkemece tespit edilip, kuruma yerleştirilerek vesayet altına alınabiliyor. Bu durumda da kurumun talebi ile evlatlık verilmesi gündeme gelebiliyor ancak yine mahkeme kararı gerekiyor.
Annenin rızası varsa; tüzükte belirtilen prosedür işletiliyor. Çocuk, gerekli nitelikleri taşıyan başvurucuların yanına yerleştirilip geçici bakım sözleşmesi süresini başarıyla tamamlayanlara evlatlık verilebiliyor.
Nilüfer Belediyesine bağlı sığınma evinde yaşanan olayın suç niteliğine işaret eden hükümlerden biri de, evlatlık işlemlerinde aracılık için Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun tek yetkili kurum olması.
Çocuğun aracısız evlatlık verilmesine ilişkin kararı mahkeme verebiliyor; buna göre taraflar mahkemeye başvurup, koşulları taşıyorlarsa (yaş, bakım, eğitim süresi vb.) mahkeme uzman görüşü de alarak evlat edinilmesine ilişkin kararını veriyor.
SÜRECİ BİLENLERDEN KÖKTEN KURTULMANIN YOLU: SIĞINMA EVİNİ KAPATMAK
Y.S. tüm işten atılma, sürülme, bezdirme politikalarının bu olayı ortaya çıkaran çalışanlara yönelik başladığı, sonrasında da bu süreci bilen ve susmayan herkesten kökten kurtulmanın temel amaç olduğunu anlatıyor: "O kadar çok insanı attılar, sürdüler ve tazminat ödemeye mahkum oldular ki, baktılar olmadı ellerinde kalan çalışanlardan kurtulmanın yolu olarak sığınağı kökten kazımaktan başka çare bulamadılar."
Bugüne dek tüm yaşananlarla ilgili birçok yerde hak arayışına girdiklerini fakat her yerden “CHP belediyesini karalamayın, AKP’nin işine yarar” yanıtı aldıklarını söyleyen Y.S. şöyle diyor: “Nilüfer Belediyesinde tüm sistem ve çalışanlar, Türkiye’nin küçük bir modeli gibi diktatör altındaki koyunlar şeklinde şu an tüm çürümüşlüğü yaşıyorlar. İnsanlar itaat etmediklerinde, maaşlarını alamadıklarında ya da herhangi bir şeye ses çıkardıklarında işten atılmakla tehdit ediliyorlar, buna rağmen Nilüfer Belediyesi halen Türkiye’nin en çağdaş, modern, eşitlikçi, demokratik belediyesi olarak pompalanıyor.”
Kadına dönük şiddetin sonuçları ortada dururken, temel amaçları şiddet nedeniyle kadının unuttuğu özgüveni diriltmek, bağımsızlığını beslemek, yaşam haklarının ihlalini önlemek olan sığınma evleri; Bursa|da, bir çıkar ağının ortasına terk edilmiş görünüyor.
Şiddet mağduru kadınların başvurduğu merkezlerin Türkiye’de ne denli az sayıda olduğu ve sınırlı kalış süresi nedeniyle yaşanan sorunlar sık sık dillendiriliyor. Ancak Bursa’da yaşananların tüm bunların da ötesinde olduğu öğrenildi.
2012’de açılan Nilüfer Belediyesine bağlı sığınma evinde, önce 2 psikolog, 1 çocuk gelişimci, 5 gece görevlisi ve 3 sosyal çalışmacı işten atıldı, kadrolu memurlar başka birimlere sürüldü ve ardından kurum kapatıldı.
konuşan ve eski bir sığınma evi çalışanı olan Y.S. süreci şöyle anlatıyor; “Tazminat verilmedi. Son atılan arkadaşlar taşeron şirket ve belediye tarafından da aranmamış, sözleşmeniz feshedildi bile denmemiş. Belediyenin iş bulma ofisi arayıp kendilerine ‘böyle işler var ister misiniz’ demişler. Arkadaşlar halen belediyede çalıştıklarını sanarken olmuş, şaşırıp sormuşlar ve ‘insan kaynaklarından işten çıkarıldığınız bilgisi bize verildi’ yanıtını almışlar. Dalga geçer gibi ve çirkince. İşten atılan herkes, ben dahil dava açtık ve kazandık, birkaç arkadaşın duruşmaları devam ediyor, davası tamamen sonuçlanan ve kazanan 2 arkadaşın mahkeme sonucuna rağmen belediye hala paralarını ödemediği için tekrar dava açıldı”.
|YÖNETİM ZAFİYETLERİ, SIĞINAĞI KADINLAR İÇİN CEHENNEME ÇEVİRDİ|
2012 yılında faaliyete başlayan sığınma evi, çalışan kadrosunun verdigi emekle, örnek sığınaklar arasına girmeyi başarmış. Ancak yönetim zafiyetleri sebebi ile yine kısa sürede bir cehenneme dönüşmüş.
Y.S. ilk problemleri şöyle anlatıyor: “Kadınların eczane, doktor masraflarının karşılanmaması, numara yapıyorsun diyerek doktora gönderilmeyişleri, azarlanmaları, psikolojik şiddet, telefonlarının ellerinden alınması, gece vakti odalara baskın, korkunç tabldota mahkum edilip mutfağı kullanmalarına bile izin verilmemesi.”
Sığınağın kapatılması ile atılan çalışanlara taşeron şirket ya da belediye tarafından aranıp sözleşmelerinin feshedildiği bile söylenmemiş, belediyenin iş bulma ofisinin arayıp “elimizde böyle işler var ister misiniz” dediği çalışanlar, “insan kaynaklarından işten çıkarıldığınız bilgisi bize verildi” yanıtını almışlar.
Y.S. bugüne dek sığınak içinde yaşadıkları tüm problemleri üst yönetimle paylaştıklarını, asla sonuç alamadıklarını hatta sindirildiklerini söylüyor: "Bütün bunlar yaşanırken birimin başında belediye başkanının eşi vardı, başkan eşi ile evlendikten sonra kendisini sosyal işler müdürlüğüne atadı. Yanlış uygulamalarda ısrar edildi, hırs meselesi haline getirildi, sorunlar sarpa sardı ve işin içinden çıkamadıkları noktada birimi kapatma yoluna gittiler."
|SIĞINMA EVİNDEKİ KADINLARIN ÇOCUKLARI YASA DIŞI YOLLA EVLATLIK VERİLDİ’
Sığınaktaki yönetim zafiyetlerinin ötesinde yaşanan bir başka sorun ise, "skandal" olarak anılmayı hak ediyor. İddiaya göre sığınaktaki gebe kadınların dezavantajlı pozisyonu, iki eski sığınak yöneticisi tarafından bir “fırsat”a çevrilerek, çocuklarının yasal olmayan yollarla evlatlık verilişine aracılık edilmiş. Durumu amirlerine ve BİMER’e şikayet eden Y.S. ve arkadaşları, konuyu gündem etmemeleri yönünde uyarılmış ve bahsi geçen suçlular başka gerekçeler gösterilerek işten çıkarılmış, esas suçları ise örtbas edilmiş.
Y.S. yasa dışı evlatlık iddiası hakkında şunları söylüyor; “Bizim bildigimiz kesin iki olay var; bir çocuk yurt dışına evlatlık verilmiş, biri de ki en son savcılığa şikayet ettiğimiz durum, birçok ifadeyle kanıtlanmış, çocuğun kimde olduğunu biliyoruz, dava dosyasında mevcut”.
Olay gebe bir kadının önceden anlaştıkları özel hastanede doğum yapmak yerine erken doğum riski nedeni ile bir devlet hastanesinde dogum yapmak durumunda kalması ile ortaya çıkmış.
Konuyla ilgili savcılıkta başlatılan işlem, "tahkikata gerek yoktur" kararıyla sonuçlanmış ancak Y.S., yasal olarak atılabilecek tüm adımları atmaya devam edeceklerini vurguluyor.
Bu suçu gizlemenin ve sorumluların cezasız kalmasının ağır sonuçları olabileceğini belirten Y.S., pek çok gebe kadının sığınağa geldiğini, bir kısmı tecavüz mağduru olan bu kadınların dezavantajlı durumundan faydalanıldığını vurguluyor.
KADINLAR VE ÇALIŞANLAR, MEVZUATIN GÜÇLÜĞÜ BAHANESİYLE MANİPÜLE EDİLDİ
Sığınakta kalan kadınların manipüle edildiğini, yasal mevzuatın güçlüğü bahane edilerek kadınların usulsüz yollardan evlat edindirmeye teşvik edildiğini aktaran Y.S., kadınlara "çaresizsin ve çaren benim elimde" mesajı verildiğini söylüyor.
Öte yandan Türkiye|de evlat edinme sürecinin zorlu bir protokol barındırdığı bilinse de, evlatlık verme süreci başka türlü işliyor. Küçüklerin evlat edinilmesinde uygulanması gereken prosedürü düzenleyen tüzük Medeni Yasa|nın 305-320. maddeleri arasında düzenlenmiş bulunan evlat edinme hükümlerini esas alıyor. Buna göre; tecavüz sonucu doğan küçüklerin evlat edinilmesi için; çocuğun velayeti doğrudan annede olduğundan (evlilik dışı doğan çocukların velayeti annededir) annenin rızası gerekiyor, bu rıza bebek 6 haftalık olmadan önce verilmiyor. Annenin rızası yoksa bile eğer annenin "özen yükümlülüğünü yerine getirmediği" tespit edilirse, rıza aranmaksızın evlatlık verilebiliyor. Bu durumun mahkeme kararıyla tespiti ve anneye bildirimi gerekiyor veya çocuğun korunma ihtiyacı içinde bulunduğu mahkemece tespit edilip, kuruma yerleştirilerek vesayet altına alınabiliyor. Bu durumda da kurumun talebi ile evlatlık verilmesi gündeme gelebiliyor ancak yine mahkeme kararı gerekiyor.
Annenin rızası varsa; tüzükte belirtilen prosedür işletiliyor. Çocuk, gerekli nitelikleri taşıyan başvurucuların yanına yerleştirilip geçici bakım sözleşmesi süresini başarıyla tamamlayanlara evlatlık verilebiliyor.
Nilüfer Belediyesine bağlı sığınma evinde yaşanan olayın suç niteliğine işaret eden hükümlerden biri de, evlatlık işlemlerinde aracılık için Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun tek yetkili kurum olması.
Çocuğun aracısız evlatlık verilmesine ilişkin kararı mahkeme verebiliyor; buna göre taraflar mahkemeye başvurup, koşulları taşıyorlarsa (yaş, bakım, eğitim süresi vb.) mahkeme uzman görüşü de alarak evlat edinilmesine ilişkin kararını veriyor.
SÜRECİ BİLENLERDEN KÖKTEN KURTULMANIN YOLU: SIĞINMA EVİNİ KAPATMAK
Y.S. tüm işten atılma, sürülme, bezdirme politikalarının bu olayı ortaya çıkaran çalışanlara yönelik başladığı, sonrasında da bu süreci bilen ve susmayan herkesten kökten kurtulmanın temel amaç olduğunu anlatıyor: "O kadar çok insanı attılar, sürdüler ve tazminat ödemeye mahkum oldular ki, baktılar olmadı ellerinde kalan çalışanlardan kurtulmanın yolu olarak sığınağı kökten kazımaktan başka çare bulamadılar."
Bugüne dek tüm yaşananlarla ilgili birçok yerde hak arayışına girdiklerini fakat her yerden “CHP belediyesini karalamayın, AKP’nin işine yarar” yanıtı aldıklarını söyleyen Y.S. şöyle diyor: “Nilüfer Belediyesinde tüm sistem ve çalışanlar, Türkiye’nin küçük bir modeli gibi diktatör altındaki koyunlar şeklinde şu an tüm çürümüşlüğü yaşıyorlar. İnsanlar itaat etmediklerinde, maaşlarını alamadıklarında ya da herhangi bir şeye ses çıkardıklarında işten atılmakla tehdit ediliyorlar, buna rağmen Nilüfer Belediyesi halen Türkiye’nin en çağdaş, modern, eşitlikçi, demokratik belediyesi olarak pompalanıyor.”
Kadına dönük şiddetin sonuçları ortada dururken, temel amaçları şiddet nedeniyle kadının unuttuğu özgüveni diriltmek, bağımsızlığını beslemek, yaşam haklarının ihlalini önlemek olan sığınma evleri; Bursa|da, bir çıkar ağının ortasına terk edilmiş görünüyor.









