DAĞDER GENEL BAŞKANI DERYA BAŞAK
Kadına yönelik şiddetin önlenmesi yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir zorunluluktur.DAĞDER olarak bizler, kadınların yaşamın her alanında güvenle örf ve adetlerini yaşayabileceği geleneklerine sahip çıkarken eşitlikle ve özgürce var olabileceği bir Türkiye idealini savunuyoruz.
TÜMKAD KURUCU BAŞKANI ÜLFET ÖZTÜRK
23 Temmuz 2025’te İtalya Senatosu’nun kadın cinayetlerine karşı ömür boyu hapis cezasını öngören yasa tasarısını oy birliğiyle kabul etmesini memnuniyetle karşılıyoruz. Bu karar, kadına yönelik şiddetin önlenmesinde caydırıcı adalet mekanizmalarının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Türkiye’de de benzer bir yasal düzenleme, yalnızca kadın cinayetlerinin cezasız kalmasını önlemekle kalmayacak, aynı zamanda toplumda güçlü bir farkındalık ve kararlılık mesajı verecektir. Ancak unutulmamalıdır ki, yasal düzenlemeler tek başına yeterli değildir. Eğitim, toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendiren politikalar, sivil toplum ve devlet iş birliği ile desteklenmediği sürece kalıcı sonuç alınamaz.
TÜMKAD olarak biz, kadınların yaşam hakkını güvence altına alacak her türlü yasal ve toplumsal adımı destekliyoruz. Türkiye’de de kadın cinayetlerine karşı en yüksek düzeyde cezai yaptırımların uygulanmasını, eş zamanlı olarak önleyici politikaların hayata geçirilmesini talep ediyoruz. Kadınların yaşam hakkı, pazarlık konusu değil; evrensel, dokunulmaz ve ertelenemez bir haktır.
YONCADIR KADIN DERNEĞİ BAŞKANI CANSU VATENSEVER TÜFEKÇİ
İtalya Senatosu’nun kadın cinayetlerine karşı aldığı ömür boyu hapis cezası kararı, tüm dünyaya umut veren bir gelişmedir. Kadınların yaşam hakkı evrenseldir ve hiçbir şekilde pazarlık konusu olamaz. Türkiye’de de aynı kararlılıkla atılacak adımlar, kadınların yaşamlarını güvence altına alacak ve toplumda adalet duygusunu güçlendirecektir. Yoncadır Kadın Dayanışma Derneği olarak, kadınların yaşam hakkını savunan her yasal düzenlemenin destekçisi olmaya devam edeceğiz.”
CESUR YÜREKLİ KADINLAR DERNEĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI BELGİN ŞEN
Bu karar, yalnızca İtalya’da değil tüm dünyada kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli bir dönüm noktasıdır. Cesur Yürekli Kadınlar Derneği olarak, bu adımı insan haklarına ve toplumsal vicdana duyarlı bir gelişme olarak görüyor, benzer bir düzenlemenin Türkiye’de de hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’de kadın cinayetleri, kadınların yaşam hakkını tehdit eden en ciddi sorunlardan biridir. Cezaların caydırıcı olması hayati önem taşımaktadır. Ömür boyu hapis cezası, faillerin yanı sıra potansiyel suçlulara da güçlü bir mesaj verecektir.
Ancak sadece cezalar değil; kadın cinayetlerinin tanımının netleşmesi, “namus” ve “tahrik” indiriminin kaldırılması, önleyici politikalar, koruyucu hizmetler ve İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden taraf olunmasıda şarttır. Biz, yaşam hakkının kutsal olduğunu ve kadınların özgür, güvenli bir şekilde yaşayacağı bir dünya için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi vurguluyoruz.
YDKB BURSA SUBE BAŞKANI ESRA İNHANLI
Bu çok önemli ve güncel konu hakkında söz hakkı verdiğiniz için öncelikle sizlere çok teşekkür ediyorum. 23 Temmuz 2025'te İtalya Senatosu'nda kadın cinayetleri için 'koşulsuz müebbet hapis' cezası öngören yasa tasarısının oy birliğiyle kabul edilmesi eminim ki tüm dünyada kadınlar ve kadının değerini bilenler tarafından mutlulukla karşılanmıştır. Bu, kadın cinayetlerini bağımsız bir suç olarak tanımlayan ve ceza indirimlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir düzenlemedir. Çok hızlı bir ivme ile artan kadın, kız çocuğu cinayetleri yüzünden korku endişe ve paranoyalarla yaşayan insanlar haline geldik. Hele de bu suçla ilgili yasal düzenlemelerin çok yetersiz kalması ve nasılsa bir şey olmuyor düşüncesi ile suçun işlenmeye devam etmesi ciddi bir beka sorunudur ülkemizde. Türkiye’de kadın cinayetlerinde verilen cezaların kimi zaman iyi hâl indirimi, haksız tahrik indirimi gibi gerekçelerle azaltılması toplumsal adalet duygusunu zedeler durumdadır. Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiş olsa da, kadınların yaşam hakkını korumada uluslararası standartlarla uyumlu bir düzenleme yapmak zorundadır. İtalya örneği, bu yönde güçlü bir emsal teşkil etmektedir.
Bu sürecin Türkiye’ ye uyarlanması ve uygulanması elbette mümkündür, lakin yapılması gereken en önemli şey toplumsal ve kültürel dönüşümdür. Yasal düzenlemelerden bağımsız olarak, ataerkil zihniyet ve toplumsal cinsiyet rolleri sorgulanmadıkça şiddetin tamamen önlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle, Milli Eğitim müfredatına toplumsal cinsiyet eşitliği ve şiddetle mücadele eğitimlerinin entegre edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu eğitimler, genç kuşaklarda eşitlikçi bir bakış açısının gelişmesine zemin hazırlayacaktır. Medya, kadın cinayetlerini normalleştiren, meşrulaştıran söylemlerden arındırılmalı, sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir. Kadın örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları desteklenmeli, karar alma süreçlerine dahil edilmeli ve seslerinin duyulması için uygun platformlar yaratılmalıdır.
Sonuç olarak; kadın cinayetlerine ömür boyu hapis cezası öngören bir yasal düzenlemenin Türkiye’de hayata geçirilmesi, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda kültürel dönüşüm ile mümkün olacaktır.
BUİKAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI ŞEYDA ŞENÇAYIR
İş dünyasında varlığını kararlılıkla ortaya koyan kadınlar olarak, üreten, yöneten ve geleceğe değer katan gücümüzün farkındayız. Aynı zamanda biliyoruz ki gerçek ilerleme, kadınların yaşamın her alanında güvenle ve eşitlikle var olabilmesiyle mümkündür. Bu nedenle kadına yönelik şiddetin karşısında durmak, yalnızca bir toplumsal sorumluluk değil, aynı zamanda iş dünyasının sürdürülebilir başarısı için de vazgeçilmezdir. Kadınların potansiyelini özgürce ortaya koyabildiği bir gelecek, hepimizin ortak hedefidir.
BURSA BUSADER BAŞKANI Dr. FATMA AKALP
Kadın cinayetlerinde faillere koşulsuz ömür boyu hapis cezasını öngören yasa tasarısının İtalya Senatosu’nda oy birliğiyle kabul edilerek yasalaşma yolunda ilk onayı alması, kadına yönelik şiddetle mücadelede tarihi bir adımdır. Yasa tasarısının Temsilciler Meclisi tarafından da onaylanarak yürürlüğe girmesini umuyoruz.
Türkiye’de de kadın cinayetleri toplumsal bir yara haline gelmiş durumda. Her geçen gün yeni acılarla karşı karşıya kalıyoruz. Bizler, kadınların yaşam hakkını tartışmasız bir şekilde güvence altına alacak, caydırıcı ve uygulanabilir yasal düzenlemelere acilen ihtiyaç duyuyoruz. Cezaların ertelenmediği, adaletin hızla işlediği bir düzen, kadınların güvenli bir geleceğe umutla bakabilmesi için zorunludur.
Biz BUSADER olarak, kadının yaşam hakkının dokunulmaz olduğunu her platformda savunmaya devam edeceğiz. İtalya’da kabul edilen bu yasanın, ülkemizde de örnek alınarak uygulanmasını, kadınların güven içinde yaşayabileceği bir geleceğin temellerinin atılmasını diliyoruz.
GIFED BURSA ŞUBE BAŞKANI OYA EROĞLU
İtalya’da kadın cinayetlerini ayrı bir suç kategorisi olarak tanımlayıp ömür boyu hapis cezasını öngörmesiyle tarihi bir adım olmuştur. Bu düzenleme sadece hukuki bir yaptırım değil, aynı zamanda kadınların yaşam hakkına verilen toplumsal mesajdır. Bu yasanın, önleyici politikalar ve kültürel dönüşümle birlikte uygulanması hayati önem taşımaktadır.
Bu gelişmeyi memnuniyetle karşılıyor, benzer bir kararlılığın Türkiye’de de hayata geçirilmesinin, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi için elzem olduğuna inanıyoruz.”
Bizler, kadınların güven içinde yaşayabildiği, üretebildiği ve topluma katkı sağlayabildiği bir gelecek için bu sürecin yakın takipçisi olacağız.
TÜRK KADINLAR BİRLİĞİ BURSA ŞUBE BAŞKANI TİJEN SÖZERİ
Eğer Türkiye, İtalya gibi kadın cinayetlerini ayrı bir suç tipi olarak düzenlerse, sembolik ve caydırıcı bir adım olabileceği görüşündeyiz. Elbetteki tek başına kanun çıkarmak yeterli olmayacaktır. 6284 sayılı kanunun doğru uygulanması, koruma kararlarının hızlı ve etkin şekilde işletilmesi, kolluk kuvvetlerinin eğitilmesi ve denetimin sıkılaştırılması çok daha elzemdir. Çünkü şu anda sorun “kanun yokluğu” değil, mevcut yasaların etkin bir şekilde uygulanmamasıdır. Özetle, 6284 sayılı kanunun etkin uygulanması kadınların öldürülmeden korunması için ilk şarttır. TCK'da özel bir suç tipi düzenlenmesi sembolik ve caydırıcı bir etki yaratacaktır. Kısacası 6284 sayılı kanun ile önleme, TCK'da yeni düzenleme olması halinde de caydırma imkanı bulucaktır.
AK PARTİ BURSA MİLLETVEKİLİ EMEL GÖZÜKARA DURMAZ
Kadın cinayetleri yalnızca bireysel bir suç değil, toplumun vicdanını derinden yaralayan bir gerçekliktir. Bu nedenle meseleye yalnızca hukuki değil, insani ve vicdani bir pencereden de bakmak zorundayız.
Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk sistemi, kadın-erkek ayrımı gözetmeksizin her vatandaşın yaşam hakkını teminat altına almakta ve cinayet suçlarına en ağır cezaları öngörmektedir. Türk Ceza Kanunu’nda kadın cinayetleri özel bir başlık altında tanımlanmamış olsada, TCK m.81 kapsamında “kasten öldürme” suçunun cezası müebbet hapis, TCK m.82 kapsamında “nitelikli hallerde kasten öldürme” suçunun cezası ise ağırlaştırılmış müebbet hapistir.
Ancak şunu da açıkça ifade etmeliyiz ki, mesele yalnızca cezalandırma boyutuyla ele alınamaz. Kadınların yaşam hakkını korumak için önleyici politikaların uygulanması, farkındalık çalışmalarının artırılması ve toplumsal bilincin güçlendirilmesi önceliğimizdir. Devletimiz, kadına yönelik şiddetle mücadelede hem cezai hükümler hem de koruyucu düzenlemeler ile bütün kurumlarıyla seferberdir.
Bizler, milletimizin temsilcileri olarak, kadınların güven içinde yaşadığı, şiddetin kökten reddedildiği bir Türkiye hedefiyle çalışıyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi, biz kadına, çocuğa, yaşlıya, gence herkese karşı şiddetin her türlüsüne karşıyız.
TOBB BURSA KADIN GİRİŞİMCİLER KURULU İCRA KOMİTESİ BAŞKANI SABRİYE ŞEN
İtalya'da 23 Temmuz 2025'te Senato'da kabul edilen, kadın cinayetlerine müebbet hapis cezası öngören yasa tasarısı, bu suçlara karşı sıfır tolerans yaklaşımını yansıtan önemli bir adımdır.
Türkiye’de ise 2025 yılının sadece ilk 6 ayında 336 kadının erkekler tarafından öldürülmüş, 145 kadının ise şüpheli şekilde ölü bulunmuş olması, benzer bir yasal düzenlemenin aciliyetini ortaya koymaktadır. Türkiye'de de benzer bir yasal düzenlemenin hayata geçirilmesi, mevcut caydırıcılık mekanizmalarını güçlendirebilir ve yargı süreçlerindeki cezasızlık algısını azaltabilir. Yalnızca hapis cezasının artırılması değil, aynı zamanda şüpheli ölümleri de kapsayan geniş bir hukuki çerçevenin oluşturulması kritik önem taşır.
Bu tür bir yasanın etkinliği, sadece yasal metinle sınırlı kalmamalı; kadın cinayetlerinin ve şüpheli ölümlerin ardındaki sosyal, ekonomik ve kültürel faktörleri de ele alan bütüncül politikalarla desteklenmelidir. Böylece, hem hukuki hem de toplumsal düzeyde kalıcı bir değişim sağlanabilir.
ULUDAĞ ONKOLOJİ DYANIŞMA DERNEĞİ BAŞKANI FÜSUN ÖNEN
İtalya Senatosu’nun 23 Temmuz 2025’te kadın cinayetlerine karşı koşulsuz müebbet hapis cezasını içeren yasa tasarısını oy birliğiyle kabul etmesi, sadece bir ülkenin değil, insanlığın vicdanına yazılmış önemli bir karardır. Bu yasa, kadın cinayetlerini hafifletici sebeplerle değil, insanlık onuruyla değerlendiren bir yaklaşımın ifadesidir.
Türkiye’de de benzer bir yasal düzenleme, sadece adaletin yerini bulmasını değil, toplumda güçlü bir dönüşümün başlangıcını sağlayacaktır. Kadının yaşam hakkı, hiçbir ideolojinin ve geleneğin gölgesinde kalmamalıdır.AK PARTİ BURSA MİLLETVEKİLİ EMİNE YAVUZ GÖZGEÇ
Kadına yönelik şiddet hepimizin kanayan yarası. Tüm dünyada yaşanan bir sorun. Oysa kadın, insanlığın, varlığın ve ailenin de, toplumsal hayatın da temel direğidir. Kadının kendisini güvende hissetmediği, kendi ayakları üzerinde özgürce duramadığı bir toplumsal düzende huzurdan söz etmek mümkün değildir. Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması, dünyada Türkiye’yi çağdaş ülkeler ortak paydasına ulaştıracaktır.Bu bağlamda İtalya’da kadın cinayetlerine ömür boyu hapis cezasını öngören yasa tasarısı üzerinden yola çıkacak olursak, ülkemizde kadına karşı şiddetle mücadelede reform niteliğinde adımlar attık. Töre ve namus saikiyle işlenen suçlara en ağır cezaları getirdik. 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un yanısıra, Türk Ceza Kanunu’nda, adam öldürme suçunun, eşe veya boşanmış eşe karşı işlenmesi halini nitelikli hal sayarak, tıpkı İtalya örneğinde olduğu gibi müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarını düzenledik.Yine aslında çok önemli bir düzenleme daha yaptık, mağdurun maruz kalmış olduğu manevi baskı ve mağduriyetini artıran hususları da ağırlaştırıcı sebep saydık. Şurası da bir gerçek ki, kadına yönelik şiddetle mücadele, sadece hukuksal birtakım yaptırımlar ortaya koymakla değil toplumsal farkındalık ve bilinçlenmeyle ve sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, Yerel Yönetimler, bireyler topyekûn mücadele ile mümkündür.Bu noktada hükümetimiz ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği çerçevesinde kadının kendisini güvende hissedeceği, toplumsal yaşamın her alanında özgürce var olabileceği Türkiye’yi inşa etmek için var gücüyle çalışmaktadır. Hepimize düşen sorumlulukları yerine getirdiğimiz takdirde Güçlü Kadın, Güçlü Türkiye idealini hep birlikte gerçekleştirebileceğiz.






