Atilla SAĞIM

Atilla SAĞIM


Ömer'in yolu

04 Kasım 2021 - 19:00

Türk siyasetinin yeni merkez sağ partisi olma yolunda emin adımlarla ilerleyen İYİ Parti yayımladığı “ Ömer’in yolunda” videosuyla adaletin önemine bir kez daha dikkat çekti.

Çocukluk yıllarımdı televizyonlar yeni evlere girmiş Salı günleri Türk filmleri satı vardı, 1973 yılı yapımı Osman F. Seden’in yönettiği Cüneyt Gökçer, Fatma Girik ve Ünsal Emre gibi değerli sanatçıların rol aldığı “ Hz. Ömer’in adaleti” filmini izlemiştim Hz. Ömer ile ilk tanışmamdı.

Akıl baliğ olduğumuz dönemlerde Hz. Ömer’in hayatını okuduğumuzda o’na sevgimiz daha büyüdü ama iş sadece sevgi beslemekle olmuyor onun adalet anlayışını uygulamak yaşamak gerekiyor.

Ömer bin Hattab’ın babası Hattab bin Nüfeyl putperesti, annesi Hanteme bint Haşim ise çocuklarına düşkün bir ev hanımıydı.

Ömer o zamanlar erken yaşta okur-yazarlıktan nasiplenen nadir çocuklardandı, Arap edebiyatına ve gençliğinde başta Roma ve Pers şehirlerinde tüccarlık yıllarında fikir sohbetlerine katılmasını seven bir yapıya sahipti.

Ortadoğu coğrafyasında cahiliye döneminin zirve yaptığı yıllarda Mekke ve dünya için insanlık adına yeni sözlerle Abdullah oğlu Hz. Muhammed çıktı ve tüm dengeler değişti. Bu değişimden kısa sürede herkes etkilendi ama din ile ticareti bir gören tüccarların ve Mekke’nin yöneticilerinin işlerine gelmedi.
 
O günlerde Mekke’de putperestliğin merkezi konumunda bir şehirdi, Hz. Muhammed  Allah kelamında “(Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil” diyordu Fatiha suresinde, bu anlayış üç yüzden fazla put’u  bünyesinde barındıran Mekke’nin o dönem medeniyetini temellerinden sarsmaya yetti, en fazla etkilenenlerden biri Ömer bin Hattab’tı.

Ömer Mekke’nin din bezirganı tüccarların kışkırtmaları sonucu Hz. Muhammedi dahi öldürmeyi düşündü ama okuryazar olması dönemin diğer medeniyetlerini kendi medeniyetiyle kıyas etmesi yanlıştan kısa sürede dönmesine neden oldu ve Müslümanlığı seçti.

İslam peygamberi Muhammed'in ölümünün ardından Ebû Bekir'in iki yıllık halifeliğinin ardından Ömer halife oldu. Hz. Muhammed’den sonra İslam’da en fazla iz bırakan Hz. Ömer oldu.

Ömer döneminde adalet ve Beyt-ül mal gibi değerler başta olmak üzere İslam özüyle anlatılmaya ve yaşanmaya çalışılmış lakin vergide adaleti sağlamasına rağmen vergiyi çok bulan Mugire bin Şu'be'nin  kölesi olan Ebû Lü'lüe tarafından sabah namazında hançerlenmiş üç gün sonra şehit olmuştur.

Ömer’in vefatından sonra bıraktığı en büyük mirası adaletiydi ama bu miras kısa sürede mirasyediler tarafından tüketildi ve son halife Hz. Ali’den sonra İslam coğrafyasında asrısaadet veya gül dönemi bitmiş İslam coğrafyasında kan ve gözyaşı hiç bitmemiştir günümüze kadar gelmiştir.

Siyasetçilerimiz her ne kadar Hz. Ömer’in adaletini savuna dursunlar lakin işin gerçeği çok farklı.
Geçtiğimiz gün gazeteci büyüğüm Tolga Şardan t24.com.tr haber sitesindeki köşesinde “Küresel organize suçlarla mücadele” raporunu yayımladı. (https://t24.com.tr/yazarlar/tolga-sardan-buyutec/kuresel-organize-suclarla-mucadele-raporunda-turkiye-icin-ne-deniliyor-devletle-baglantili-suc-orgutleri-yogunlukta,33014)

Raporda 3-4 Hıristiyan ülke haricinde suçların en çok işlendiği ülkeler İslam coğrafyasının ülkeleri.

Tolga Şardan yazısının giriş bölümünde “Uluslararası Organize Suçlara Karşı Küresel Girişim’in raporunda Türkiye, BM’de temsil edilen 193 ülke içinde organize suçların en yoğun gerçekleştiği 12. ülke! Türkiye, kıtalar arası tabloda Asya’da beşinci Avrupa’da ise birinci sırada. Yapılan tespitlere göre; Türkiye, “yüksek suç yoğunluğu – düşük yoğunluklu mücadele” grubunda yar alıyor” tespitinde bulunuyor.

İslam’ın kuralları değişmediğine göre bu kurallar halen geçerli demektir, o zaman neden halen Ömer’in yolunu aramaktayız, hata nerede veya kimde?
Sanırım Ömer’in yolu günümüz inanları için sabah namazında sırtından hançerlendiği Medine’de 3 Kasım 644 yılında kaldı.
Ne dersiniz?


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum