BBP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI FEHMİ GÜNEY'DEN ÖCALAN AÇIKLAMASI

Kıymetli hemşehrilerim, Değerli dava arkadaşlarım, Teşkilatımızın vefakâr mensupları, Ve bizleri takip eden basınımızın kıymetli temsilcileri,

 

Bugün İskilip’te, sizlerle aynı çatının altında

bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Burası sadece bir ilçe değil, burada yürek var,

sadakat var, dava şuuru var. Sizin

samimiyetiniz, gözlerinizdeki kararlılık, bu

hareketin ne kadar sağlam bir zemine

 

oturduğunu bir kez daha gösteriyor. Hepinizi

yürekten selamlıyorum.

 

Kongreler bizim için sadece bir takvim işi

değildir. Her kongre, bu hareketin bir

yenilenme noktasıdır. Hem kendimizi gözden

geçirme, hem de milletimizin beklentilerine

kulak verme vesilesidir. Bugün burada, sadece

bir görevlendirme yapmıyoruz. Aynı zamanda

milletimizin yüreğini ilgilendiren, hepimizi

yakından ilgilendiren meselelerde nerede

durduğumuzu da bir kez daha ifade ediyoruz.

 

Bakın, uzun yıllardır bu milletin başına bela

olmuş terör belasından artık kurtulma

aşamasına geldiğimizi söylüyorlar. Terör örgütü

“silah bırakıyoruz” diyor, “kendimizi

feshediyoruz” diyor.

Duyunca bir an seviniyoruz elbette, ama sonra

 

soruyoruz kendimize: Gerçekten mi? Samimi

mi?

Çünkü biz bu filmi daha önce izledik.

Sözle gelenin, nasıl hain planlara dönüştüğünü

gördük.

Milletin güvenini nasıl istismar ettiklerini,

devleti nasıl kandırmaya çalıştıklarını yaşadık.

Bu yüzden diyoruz ki; bu milletin hafızası

güçlüdür, vicdanı tetiktedir.

Ve yine açıkça ifade ediyorum:

Sadece dağdaki birkaç militanın silah bırakması

bu milleti ikna etmez.

PKK’nın tüm uzantıları – Suriye’deki PYD’den,

Avrupa’daki sözde sivil yapılara kadar – silah

bırakmadan bu sürecin samimiyetine kimse

inanmaz.

Hepsi amasız, fakatsız, şartsız bir şekilde silahı

terk edecek. Önce bu olacak.

Sonra DEM Parti çıkacak ve bu ülkenin partisi

olduğunu gösterecek.

Terörü açıkça lanetleyecek, sırtını dayadığı

yapılarla bağını kesecek.

Açık söylüyorum: Önce onlar kendini

 

feshedecek, sonra DEM Parti Türkiye Partisi

olacak.

Yoksa bu milletin kalbi kazanılmaz, vicdanı ikna

edilmez.

Ve tekrar altını çiziyorum:

Bu ülkede Büyük Birlik Partisi oldukça,

Öcalan’a af gibi bir gündem kimsenin aklından

bile geçemez.

Biz buna rıza göstermeyiz.

Biz sustuğumuzda, şehitlerimizin ruhu sızlar.

Biz sessiz kaldığımızda, bu milletin vicdanı

yaralanır.

Büyük Birlik oldukça, bu ülkede şehit ailelerini

incitecek hiçbir adımın atılmasına izin

verilmez.

Nokta.

 

Kimse bu milleti susturulmuş bir güvenlik

politikasıyla avutamaz.

Bizim duruşumuz nettir.

 

Karşılıksız, tavizsiz, omurgalı bir duruş.

Duruşun adı Büyük Birlik’tir.

Samimiyetin adı Büyük Birlik’tir.

Milletin duasında yer bulan iradenin adı Büyük

Birlik’tir.

 

Ama sadece güvenlik değil, mesele.

Biz biliyoruz ki bu milletin huzuru, sadece

terörün bitmesiyle sağlanmaz.

Bu milletin yüzü, sofrada tencere kaynarken

güler.

Tarlada alın teri karşılık bulduğunda huzur

artar.

Markette fiyat etiketine bakan annenin yüzü

asıksa, kimse çıkıp “huzur var” demesin.

 

Şimdi kamu işçileriyle ilgili bir zam pazarlığı

yapılıyor. Hükümet yüzde 24’lük bir artış

 

önerdi. Olumlu bir adımdır ama yeterli midir?

Hayır.

Çünkü markette fiyatlar durmuyor.

Ev kiraları her ay yeniden yazılıyor.

Çocuk bezinden ekmeğe kadar her şey artıyor.

Bu ortamda, geçim sıkıntısı sadece sayılarla

ölçülmez.

Mutfakta eksilen yağdır, okuldan alınamayan

çantadır, ertelenen ihtiyaçtır.

 

Bugün gençlerimiz üniversite bitiriyor ama

mezun olduğu gün “şimdi ne yapacağım”

sorusuyla baş başa kalıyor.

İşsizlik sadece ekonomik değil, aynı zamanda

umutla ilgili bir meseledir.

Eğer bir genç geleceğini göremiyorsa, biz orada

büyük bir sorun var demeliyiz.

 

Bakın, esnaf zorlanıyor, emekli zorlanıyor, çiftçi

artık ne yapacağını şaşırmış durumda.

O yüzden bizim teklifimiz çok net:

Emeğe saygı, alın terine değer.

 

Çalışan da, üreten de, emekli de, borçlu da

nefes alacak.

 

Şimdi gelelim bir başka meseleye…

 

Tarım.

 

Kıymetli kardeşlerim,

Tarım sadece ekonomi değildir. Tarım,

stratejidir. Tarım, bağımsızlıktır. Tarım,

vatandır.

Ama gelin görün ki üretici DAP gübreyi

alamıyor.

Mazot, tohum, ilaç… Hepsi ateş pahası.

Çiftçi tarlasına giremiyor.

Hayvancılık yapanlar yemin maliyetinden başını

kaldıramıyor.

Tarım Bakanlığımızın daha aktif, daha görünür

olması gerektiğini söylüyoruz.

Ama bu sadece bir masa başı planlamasıyla

olmaz.

 

Bakanlık, üreticinin ayağına gitmeli, köy köy,

ova ova sahayı gezmeli.

Üreticinin gerçek derdi dinlenmeli, hangi

üründe ne maliyet çıktığı yerinde tespit

edilmeli.

Sadece destek vermek değil; o desteğin

nerede, nasıl kullanılacağını da üreticiyle

birlikte planlamalıyız.

Destekler hem yerinde hem zamanında

verilmeli.

Verim kaybı yaşanan her bölgede, kuraklık ve

doğal afet gibi nedenlerle zarar gören her

çiftçimizin yarası hızla ve adaletle sarılmalı.

Ve en önemlisi…

Maliyetler bugünün şartlarına göre çok yüksek.

Bu destekler güncellenmeli.

Çiftçinin eline geçen gerçek destek, üretime

yansıyacak seviyeye gelmeli.

Uluslararası standartlarda üretici desteklemesi

sağlanmalı.

Çünkü bu toprakta üretmeden ayakta

kalamayız.

 

Toprak susarsa, millet susar.

Köy susarsa, şehir düşer.

Üretici susarsa, memleket durur.

O yüzden biz diyoruz ki:

Konuşmakla kalmayacağız.

Çözüm önereceğiz.

Takip edeceğiz.

Destekleyeceğiz.

Teşkilat.

 

Değerli yol arkadaşlarım,

Bu davayı sırtımızda değil, kalbimizde

taşıyoruz.

Bu hareketin merkezi sadece genel merkez

binası değil; bu hareketin kalbi, işte burada

atıyor: İskilip’te.

Bir köy kahvesinde yan yana dizilmiş taburede,

bir pazar tezgâhının arkasında, bir cenaze

evinde omuz omuza duran insanlarda bu dava

yaşıyor.

Siz konuştuğunuzda, millet bizi daha iyi anlıyor.

 

Siz yürüdüğünüzde, biz daha güçlü adım

atıyoruz.

Siz varsınız diye biz umutluyuz, siz varsınız diye

cesaretliyiz.

Ve bunu bir görev gibi değil, bir hak teslimi

olarak söylüyorum:

Siz sadece birer teşkilat mensubu değil, bu

büyük hareketin onur taşıyıcısısınız.

Her biriniz, bu davanın omurgası, her biriniz, bu

milletin sesine kulak veren vicdanısınız.

Ne yapıyorsanız, Allah bereketini arttırsın.

Ama ne olur, şunu bilin:

Sizin varlığınız, bize güç veriyor.

Gözümüz arkada değil.

Bugün burada değilsek, Yozgat’tayız,

Aksaray’dayız, Diyarbakır’dayız belki…

Ama sizin yürüdüğünüz yolda, biz o yürüyüşün

izini takip ediyoruz.

 

Bakın, siyaset sadece seçim günü sahaya

çıkmak değildir.

 

Siyaset, taziyede omuz vermek, düğünde el

uzatmaktır.

Siyaset, bir öğrencinin defter eksikliğini

görmek, bir çiftçinin derdini dinlemektir.

Ve siz bunu zaten yapıyorsunuz.

 

Yani bu davayı sadece savunmuyoruz, bu

davayı yaşıyoruz.

Bu dava hayatımızın içinde.

Çocuğumuzun ismini koyarken, evde yemek

yerken, sokakta yürürken…

Biz bu hareketi sadece anlatmıyoruz; temsil

ediyoruz.

Bugün burada gördüğüm tablo, sadece bir

kongre heyecanı değil.

Bu, inançla yoğrulmuş bir yürüyüşün, dimdik

duran kadrolarının duruşudur.

Ve bu duruş, sadece İskilip'in değil, Çorum’un

da, Anadolu’nun da, Türkiye’nin de umududur.

 

Rabbim birliğimizi daim etsin.

 

Gayretimizi bereketli, yolumuzu açık eylesin.

Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun izinden

sapmadan, milletimize, bayrağımıza,

devletimize hizmet yolunda yürümeyi hepimize

nasip etsin.

 

Kongremiz hayırlı, kararlarımız isabetli,

yürüyüşümüz bereketli olsun.