Balıkesir'de Ulusal Limnoloji Sempozyumu sona erdi

XI. Ulusal Limnoloji Sempozyumu, Balıkesir Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirildi. 140'tan fazla katılımcının bir araya geldiği sempozyumun sonuç beyannamesinde; kuraklık, su seviyelerindeki azalma, kirlilik, yer altı sularının aşırı kullanımı ve istilacı türler konusunda önemli uyarılarda bulunuldu.

XI. Ulusal Limnoloji Sempozyumu, Balıkesir Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirildi. 140'tan fazla katılımcının bir araya geldiği sempozyumun sonuç beyannamesinde; kuraklık, su seviyelerindeki azalma, kirlilik, yer altı sularının aşırı kullanımı ve istilacı türler konusunda önemli uyarılarda bulunuldu.

Balıkesir Üniversitesi ev sahipliğinde ve Limnoloji Derneğinin katkılarıyla düzenlenen XI. Ulusal Limnoloji Sempozyumu tamamlandı. 2004 yılında Sapanca'da başlayan Ulusal Limnoloji Sempozyumu geleneğinin 11'incisi olan organizasyonda, üçü yüz yüze, biri çevrim içi olmak üzere 4 çağrılı konuşma gerçekleştirildi. Bilimsel program kapsamında 46 sözlü bildiri ve 19 poster olmak üzere toplam 65 bilimsel çalışma sunulurken, farklı üniversiteler, kamu kurumları ve araştırma kuruluşlarından 140'tan fazla katılımcı sempozyumda buluştu.

İç sular için çok yönlü tehdit uyarısı

Sempozyumun sonuç beyannamesinde, Türkiye'nin iç su ekosistemlerinin giderek çeşitlenen baskılarla karşı karşıya olduğu vurgulandı. İklim değişikliği, kuraklık, su seviyelerindeki azalma, yer altı sularının aşırı kullanımı, kirlilik, habitat değişimleri, istilacı türler ve plansız insan faaliyetlerinin göller, akarsular, sulak alanlar ve bu alanlarda yaşayan canlı topluluklarının geleceğini doğrudan etkilediğine dikkat çekildi.

Su kaynakları sadece rezerv değil

Beyannamede göller, akarsular, baraj gölleri, sulak alanlar ve yeraltı sularının yalnızca kullanılabilir su rezervleri olarak görülmemesi gerektiği belirtildi. Bu kaynakların aynı zamanda biyolojik çeşitlilik, tarımsal üretim, gıda güvenliği, halk sağlığı ve bölgesel kalkınmanın temel unsurları olduğu ifade edilerek, su yönetiminin kısa vadeli ve parçalı yaklaşımlar yerine uzun vadeli, bilimsel ve ekosistem temelli politikalarla yürütülmesi çağrısı yapıldı.

Havza temelli yönetim önerisi

Sonuç beyannamesinde su yönetiminde idari sınırlar yerine doğal havza sınırlarının esas alınması gerektiği vurgulandı. Yer üstü ve yer altı suları ile sulak alanların, kıyı ekosistemlerinin ve hiporeik bölgelerin birbirinden bağımsız değerlendirilmemesi gerektiği belirtilirken; içme suyu, tarımsal sulama, sanayi, enerji ve balıkçılık gibi faaliyetlerin yanı sıra ekosistemlerin su ihtiyacının da planlamalara dahil edilmesi istendi.

Kuraklık ve aşırı su tüketimine dikkat

İklim değişikliğinin beraberinde getirdiği sıcaklık artışı, yağış rejimindeki değişimler, kuraklık ve taşkınların sucul ekosistemleri doğrudan etkilediği belirtilen beyannamede, uzun dönemli hidrolojik ve ekolojik izleme programlarının geliştirilmesi çağrısı yapıldı. Özellikle kurak ve hassas havzalarda aşırı su tüketen uygulamaların sınırlandırılması ve yeraltı suyu çekimlerinin etkin biçimde denetlenmesi gerektiği kaydedildi.

Mikroplastik ve yeni nesil kirleticiler de gündemde

Sempozyumda iç su ekosistemleri açısından mikroplastikler, pestisitler, besin tuzları, evsel ve endüstriyel atık sular ile farmasötik kalıntıların giderek büyüyen bir tehdit oluşturduğu belirtildi. Kirlilikle mücadelede yalnızca kirleticilerin tespit edilmesinin yeterli olmayacağı, kirleticilerin kaynağında azaltılması, sucul besin ağı içerisindeki birikimi ve uzun vadeli ekolojik etkilerinin de araştırılması gerektiği ifade edildi.

Göller ve sulak alanlar için eylem planı çağrısı

Kuruma, su seviyesi kaybı, ötrofikasyon, tarımsal baskı, habitat bozulması ve biyolojik çeşitlilik kaybı riski taşıyan göller ve sulak alanlar için alana özgü koruma ve yönetim planları hazırlanması istendi.